Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

21 Haziran 2015 Pazar

Yeni dizi!!!: Wachowski Kardeşlerden: Sense8 (TV Series 2015– ) Si-Fi, Drama

Sense8 (2015– )




TV Series  |  60 min  |  Drama, Sci-Fi Ratings: 8,4/10
A group of people around the world are suddenly linked mentally, and must find a way to survive being hunted by those who see them as a threat to the world's order.


Creators: J. Michael Straczynski, Andy Wachowski, Lana Wachowski

Cast

Series cast summary:
Miguel Ángel Silvestre ... Lito Rodriguez / ... (12 episodes, 2015)
Doona Bae ... Sun Bak (12 episodes, 2015)
Aml Ameen ... Capheus (12 episodes, 2015)
Jamie Clayton ... Nomi Marks (12 episodes, 2015)
Tuppence Middleton ... Riley / ... (12 episodes, 2015)
Max Riemelt ... Wolfgang / ... (12 episodes, 2015)
Brian J. Smith ... Will Gorski (12 episodes, 2015)
Freema Agyeman ... Amanita (12 episodes, 2015)
Tina Desai ... Kala Dandekar / ... (12 episodes, 2015)
Daryl Hannah ... Angel / ... (8 episodes, 2015)
Naveen Andrews ... Jonas Maliki (8 episodes, 2015)

kaynak:
http://www.imdb.com/title/tt2431438/?ref_=nv_sr_1



Önceden izlediğim bazı dizilerin Helix, True Detective, Under The Dome gibi, 2. sezonları çıkmış ya da çıkmak üzere ama ben yeni diziye başladım!!
Wachovski kardeşlerden yepyeni bir dizi: SENSE8. Bilim kurgu-gerilim-dram.
Oldukça ilginç, sürükleyici, merak uyandırıcı, her bölüm yaklaşık 55dk civarı. bakalım ilerleyen bölümlerde neler olacak? İşte dizi böyle farklı ve cesur olur!! Bizdeki diziler bayatladı artık. hep aynı aşk çıkmazları, aşk üçgenleri hatta dörtgenleri, bilindik olaylar, bilindik entrikalar ve senaristlerin psikolojilerinden endişe duyulacak kadar bence artık sapkınlığa varmak üzere manyakça durumlar!! Yani işte biraz bazen Diriliş ki o da sıkıcı gelmeye başladı. Ve yazın yeniden başlayan Beş Kardeş, en azından iyimser bir haldeler her durumda.





Özet&detaylar Sense8

Wachowski Kardeşler'in 10 bölüm olarak planlanan dizisi, dünyanın 8 farklı yerinde yaşayan ve gizemli bir şekilde birbirleriyle bağlantıları olan 8 ayrı kişiyi merkezine alacak. Birleşik Krallık, Seoul, Mumbai, Nairobi, Berlin, Mexico City, San Francisco ve Chicago’yu mesken tutacak Sense8; her bölümde buralarda yaşayan bir karakteri yakından tanıtacak. Bu 8 kişiden bazıları bir araya gelmeye çabalarken, bazıları ise birbirini öldürmeye çalışacak.
Tür Dram, Fantastik, Bilimkurgu

kaynak:
http://www.beyazperde.com/diziler/dizi-11498/


Sense8 - Official Trailer - Netflix [HD]

Sense8 - Concept Trailer - Netflix [HD]

Sense8 | official trailer (2015)

Sense8 | 8 characters (2015) Netflix

SENSE8__ What's Going On? Song : 4 Non Blondes - What's Up

Sense8 - Character Trailer: Sun - Netflix [HD]

Sense8 - Character Trailer: Will - Netflix [HD]

Sense8 - Character Trailer: Nomi - Netflix [HD]

Sense8 - Character Trailer: Wolfgang - Netflix [HD]

Sense8 - Character Trailer: Kala - Netflix [HD]

Sense8 - Character Trailer: Capheus - Netflix [HD]

Sense8 - Character Trailer: Lito - Netflix [HD]

Sense8 - Character Trailer: Riley - Netflix [HD]


19 Mayıs 2015 Salı

Çapkın Profesör (2014) "The Rewrite" _ sevimli ama gelip geçici bir 'kendini iyi hisset' , 'hala umut var' filmi

Çapkin Profesör (2014)
"The Rewrite" (original title)

107 min  |  Comedy, Romance  |Ratings: 6,2/10 from 4.997 users

An Oscar-winning writer in a slump leaves Hollywood to teach screenwriting at a college on the East Coast, where he falls for a single mom taking classes there.

Director: Marc Lawrence
Writer: Marc Lawrence

Cast

Credited cast:
Marisa Tomei ... Holly Carpenter
J.K. Simmons ... Dr. Lerner
Allison Janney ... Mary Weldon
Hugh Grant ... Keith Michaels
Olivia Luccardi ... Chloe
Bella Heathcote ... Karen
Chris Elliott ... Jim
Aja Naomi King ... Rosa
Maggie Geha ... Flo Bai
Caroline Aaron ... Ellen
Annie Q. ... Sara Liu
Jason Antoon ... Greg Nathan
Nicole Patrick ... Jessica
Andrew Keenan-Bolger ... Billy Frazier
Emily Morden ... Andrea Stein-Rosen

kaynak:
http://www.imdb.com/title/tt2509850/?ref_=nm_flmg_act_3

--------------------------------

BENCE:


Film boyunca düşünmeden edemedim, Bella Heathcote Heather Graham'a ne kadar çok benziyor. Emily Morden ise Tuğba Melis Türk, Maggie Geha ise bazen Isla Fisher'a bazen de Amy Adams'a benziyor.
Kötü değil ama bilindik, ters köşeye yatıran bir durum yok, gerçi o durumu da çok film izleyenler hemen sezinler. İşte sevimli, sakin ve birazcık da umutlu bir film. En azından bitişi. Gerçi biraz da zorlama ama, hani gözden düşmüş, yazamayan, bir iş tutturamayan, özel hayatında sorunlu, karamsar Keith'in bir de aşkla tanışması.
Filme başlarken ay yoksa şu çılgın, aklı başında olmayan, belalı öğrencilerini yazarlıkla dize getiren ve hayata bağlayan iyi öğretmen filmlerinden mi dedim kendi kendime. Benzer temalı işler her oyuncunun filmografisinde bir tane var herhalde. Hani dansla, müzikle, sporla rehabilite ederler ya sorunlu öğrencileri. Ama b film öyle değil, tam aksi hayata bağlanan, umutlu olmaya başlayan ve yetinmeyi bilen, gerçeğe dönen, aklı başına gelen bu kez öğrenciler değil: bir öğretmen.

------------------------------------------------------------------


Özet & detaylar

Bir zamanların ünlü ve ödüllü senaristi Keith Michaels, aradan geçen 15 yıl içerisinde hayatının tepetaklak oluşuna tanık olmuştur. Boşanan ve 50'li yaşlarına yaklaşan Keith, uzun yıllardır ses getiren yeni bir senaryo yazamadığı için maddi anlamda da uçuruma gitmektedir. Bu nedenle New York'ta bir üniversitenin senaryo dersleri için eğitmenlik yapması teklifini kabul ederken tereddet yaşamaz. Keith Michaels, bir yandan derslerin sorumluluklarını yerine getirip diğer yandan da yeni bir senaryo yazma girişimlerine odaklanır. Keith'in hayatı öğrencilerinden biri olan, iki çocuk annesi Holly ile tanıştıktan sonra değişmeye başlar.
Marc Lawrence'ın senaryosunu yazıp yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerini Hugh Grant ve Marisa Tomei paylaşıyor. İkiliye kadroda Allison Janney, J.K. Simmons, Aja Naomi King ve Chris Elliott gibi isimler eşlik ediyor.

kaynak:
http://www.beyazperde.com/filmler/film-230029/


------------------------------------------

Beyazperde eleştirisi Çapkın Profesör

2,5
Biraz romantik, biraz komik, bu kez biraz da ciddi!
Hilal Çetinder

Marc Lawrence ile Hugh Grant, romantik komedi çatısı altında uyumlu bir birliktelik sürdürüyor olmalılar ki "Aşka İki Hafta" (Two Weeks Notice), "Söz ve Müzik" (Music and Lyrics) ve "Morganlar Nerede?" (Did You Hear About the Morgans?)'nin ardından dördüncü kez bir araya geliyorlar. İşin aslı, vasat romantik komedileri dahi aratan "Morganlar" sonrasında, keyifli bir film ortaya çıkardıklarını söyleyebiliriz rahatlıkla...

Marc Lawrence’ın senaryosunu yazıp yönetmenliğini üstlendiği "The Rewrite", romantik komediden bir parça da olsa uzaklaşıp, ‘karakterin değişimi’ üzerinden ilerliyor. Hugh Grant’a bu kez Marisa Tomei ile J.K. Simmons, Chris Elliott, Allison Janney gibi isimler eşlik ediyor.

Hikaye, bir zamanların ödüllü senaristi Keith Michaels’in (Hugh Grant), yapımcıların iki dudağı arasında sıkışıp kalan -çöküşe geçen- kariyeri üzerinden, ruh haline odaklanıyor. Sektörün ihtiyaçlarına cevap veremeyen; artık yazamayan bir senaryo yazarı olan Keith, ‘aranılan isim’ olmaktan çok uzaktır. L.A. ışıltılısından bir devlet üniversitesinde senaryo dersleri eğitmenliğine uzanır yolu. George Clooney ile aynı masada yemek yemiş ve hit olmuş bir filmin senaristi için sıkıcı, onu coşkuyla karşılayanlar için şaşalı günlerin arka planında, 'Keith Michaels'in rehabilitasyonu' başlamıştır artık. Sürecin ve eşlik eden karakterlerin ya da güzelinden gotiğine, Yıldız Savaşları takıntılısından ‘inek öğrenci’sine kadar tamamen tesadüfi çıkarlar doğrultusunda oluşturulan sınıfın yeni ve sürprizli bir tarafı yok elbette... Ancak Lawrence, gözden düşmüş, oğluyla dahi yabancılaşmış, edebiyatı ve yazarlığı film dünyasıyla sınırlayan 'öğretmen/senarist'in uyanışını küçük hilelerle çekici kılmayı başarıyor büyük oranda. Sadece 'kadın eli'ne yaslanmaktansa, kenti, karakterleri ve sinemayı da kullanıyor örneğin. Sektör ve izleyici arasındaki arz talebi tatlı tatlı eleştirirken, 19. yüzyıl edebiyatıyla ‘film edebiyatı’nı karşı karşıya getiriyor. Ne var ki, adımları hızlıca atıp, aşkı da araya sıkıştırmaya çalışınca, gerçeklik uzaklarda bir yerlerde takılıp kalıyor öylece...

"The Rewrite", haftanın öne çıkanlarından değil... 'Hugh Grant - "Aşk Engel Tanımaz" (Notting Hill)’ nostaljisi bekleyenleri de tatmin etmeyecektir büyük olasılıkla. Biraz romantik biraz komik olmanın yanında ciddi de olabilirim diyen Hugh Grant’ın olgunluk dönemine yakışan, kendini izlettiren 'ikinci bir şans' filmi; yumuşak, esprili ve ‘iyi hisset’ türünden... Orijinalinin aksine, Türkçeye "Çapkın Profesör" olarak çevrilen isminin konuyla hiç alakası olmadığını da belirtelim...


kaynak:
http://www.beyazperde.com/filmler/film-230029/elestiriler-beyazperde/

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Süper Baba (2013) "Delivery Man" _ aile komedisi olacak diye klişe, ne komik ne dramatik :(

Süper Baba (2013) "Delivery Man" (original title)

PG-13  |  105 min  |  Comedy, Drama  |Ratings: 6,4/10


An affable underachiever finds out he's fathered 533 children through anonymous donations to a fertility clinic 20 years ago. Now he must decide whether or not to come forward when 142 of them file a lawsuit to reveal his identity.

Director: Ken Scott
Writing Credits
Ken Scott ... (written for the screen by)

Ken Scott ... (original screenplay "Starbuck") and
Martin Petit ... (original screenplay "Starbuck")

Cast (in credits order) complete, awaiting verification
Vince Vaughn ... David
Chris Pratt ... Brett
Cobie Smulders ... Emma

....

kaynak: http://www.imdb.com/title/tt2387559/?ref_=nm_flmg_act_5

______________________________________

BENCE:


Son zamanlarda ilginç ve absürd durumlardan film çıkarma merakındalar. Tamam da sonuç ne komedi ne dram! Diyeceksin ki kardeşim bu dramedi!!
Olmuyor bence yapmayın!! İçinde acıtan durumlar bile varken öyle bir espri, öyle komik bişey olur ki hani ağlarken gülersin!
Yok aile komedisi olacak diye ruhsuz, klişe bir film olmuş.
Valla MOM dizisi daha eğlenceli, artık komedi, dramedi yapamıyorsunuz! Diziler daha eğlenceli. Mom'ın son yayınlanan bölümünde ölüm ve cenaze bile vardı ama yine de komik olmayı başardı.
Bu ikisinin arası durum da iyi bir sonuç vermiyor bence. Vasat ya da kararsız kalıyor. Ve elbette ki klişelerle dolu. eminim aslında yaratıcı, cesaretli ve zeki bir senarist ve yönetmenin elinde olsaydı bu senaryo-tema çok daha ilginç sonuçlara varabilirdi.
Ama şimdi klişeden vasattan öteye geçememiş!!

______________________________________



Özet & detaylar

Yirmi yıl önce sperm bankasına spermlerini bağışlamış olan David Wozniak, geçen bunca yılın ardından ilginç bir durumla karşılaşır. O dönemde yaptığı bağışlar aracılığıyla farklı yerlerde 533 adet çocuğun babası olmuştur. Bir çeteye borçlandığı için başı belada olan ve hamile olan kız arkadaşı tarafından terk edilen David'in hayatı, bu gerçeği öğrenmesiyle birlikte tam anlamıyla altüst olur. Babası olduğu çocukların 142'si gerçek babalarını bulabilmek için dava açtıklarında ise tam anlamıyla bir kaosa sürüklenir. David, kimliğini açıklayıp açıklamama noktasında karar almaya çalışırken hem kendisini hem de babalık kavramını sorgulayacağı manevi bir yolculuğa çıkar.

kaynak:
http://www.beyazperde.com/filmler/film-210939/


Beyazperde eleştirisi Süper Baba

2,5
Baba olmak öyle kolay mı?
Orkan Şancı

Hollywood çıkışlı film furyası arasında “aile filmi” diyebileceğimiz örnekler vardır. Sevgi, bağlılık, anne baba veya çocuk olmanın getirdiği sorumluluklar üzerine kurulu hikayeler anlatırlar. Evde televizyon karşısında otururken birden karşınıza çıkıverirler, bir çırpıda izleyip bitirmiş bulursunuz kendinizi

Bu türün alt hikayelerinden bir kısmı ise “babalık” temasını işler. “The Pursuit of Happiness”da olduğu gibi bir babanın oğluna hayat gailesini öğretmesine tanıklık edersiniz; ya da “I Am Sam”de olduğu gibi “sorunlu” baba figürü karşınıza çıkar, onun çocuğuna sahip çıkma mücadelesi başlı başına merak uyandırır.

“Baba” teması dışında asla bu filmlerle kıyaslanamayacak bir yapım “Süper Baba (Delivery Man)”. Her şeyden önce bu bir komedi. Üstelik baba teması altında öykü anlatmak yerine bi zatihi “baba olma”nın kendisini sorguluyor. Yetişkin bir bireyin “gerçek bir hayat” kurmasını “ebeveyn olma” ile eş tutma gibi tartışmaya değer bir mesajı olsa da, olaylar bütünüyle komedi düzleminde ilerliyor. David Wozniak, aile şirketinde çalışan beceriksiz bir şoför. Ayrıldığı kız arkadaşının hamile kaldığını öğrenince hayatını sorgulamaya başlıyor. Tam da bu sırada, yıllar önce gençken bağışladığı spermlerinin yüzlerce çocuğa “dönüştüğünü” ve bu çocukların bir kampanyayla “gerçek babalarını” aradığını öğreniyor. Hatta olay mahkemeye taşınıyor. Bir çocuğa bile hazır değilken yüzlerce çocuğun baskısı altında bocalayan kahramanımız, kendini bir dizi garip durumun ortasında buluveriyor.

Hikaye yeni değil aslında. “Delivery Man”, 2011 tarihli “Starbuck”ın yeniden çevrimi. Starbuck, David’in yıllar önce sperm bankasına bağış yaparken kullandığı takma ad zaten. Yeniden çevrimde kamera arkasının patronu da değişmemiş. “Starbuck”la olumlu eleştiriler alınca aynı filmi farklı oyuncularla yeniden çekmek gibi süper(!) bir karar veren senarist-yönetmen Ken Scott yine iş başında. Başrolde ise bu kez -komedide daha önce kendini ispatlamış- Vince Vaughn var. Komedi dediysek, filmde kahkahalarla yere serecek sahneler bulamayacaksınız. Sperm bankasına bağış yapıp yıllar sonra bunun sorumluluğunu üstlenmeye çalışan şaşkın bir adamın hikayesi zaten yeterince komik. “Baba olma”nın erdemleri üzerine uzun uzadıya ahkam da kesmiyor, ki bu iyi bir şey. Ne var ki, kahramanımızın içindeki baba olma dürtüsünü neyin tetiklediğini yeterince anlatamıyor. Baba olmak, onu dünyaya getiren yumurtayı dölleyen spermin sahibi olmak mıdır? Yoksa onun en zor anlarında yanında olmak, yol göstermek, doğruları bulmasını sağlamak ve iyi bir yaşama kavuşması için elinden geleni yapmak mıdır? Filmimiz, komedinin dozunu hazır yeterince artıramıyorken biraz da bu sorulara yanıt arasa, daha iyi olacakmış sanki. Doğru soruları sorup cevaplayamamasına bile razıyken David hiç oralı olmuyor, bildiğini okumaya devam ediyor. Filmin Türkiye’deki vizyon ismiyle söyleyecek olursak “süper baba” olmaya dünden razı gibi. Üstelik beleşe konuyor gibi bir hali de var.

“Delivery Man”, baba olmayı ya da aile kurmayı düşünenlerin sorularına yanıt bulabileceği bir film değil. Ama her ne kadar kendini komedi olarak pazarlasa da, filmimiz sanki bu sorulara yanıt veriyormuşcasına bir hale bürünüyor ki bu fena halde kan kaybettiriyor.

Çok daha başarılı bir filmin yeniden çevrimi olması, Vince Vaughn’a ayak uydurabilen yan karakter eksikliği ve metnin mizah dozunun düşüklüğünü de eklersek, Delivery Man, yılın ”en sıcak” aile komedilerinden biri olmayı açık arayla ıskalıyor. Ama bu onu kötü bir film de yapmıyor. En azından ilginç bir çıkış noktasına sahip ve bu da seyirciyi filmi izlerken farklı varyasyonları düşünmeye itebilecek türden. Seçim sizin.

kaynak: http://www.beyazperde.com/filmler/film-210939/elestiriler-beyazperde/

8 Mayıs 2015 Cuma

Ben O Değilim (2014) I'm Not Him (Dikkat spoiler - sürprizbozan içerir!!!!!!!)

Ben O Değilim (2014)


Yönetmenlik kariyeri kadar yazarlığıyla da adından söz ettiren Tayfun Pirselimoğlu’nun 30. İstanbul Film Festivali’nde en iyi film Altın Lale ve en iyi yönetmen ödüllerine layık görülen Saç filminden sonra festivalin 33’üncü sürümünde bir kez daha aynı ödülü kazandığı Ben O Değilim, hem yarışmanın hem de son dönem Türkiye sinemasının en özgün işlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Dünya prömiyerini yaptığı Roma Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü kazanan film, ülkemiz sinemasının pek de alışkın olmadığı bir hikaye kurgusunu ustalıkla resmediyor. Son dönemin aranan oyuncularından Ercan Kesal, filmin esas karakterine hayat vererek bir kez daha oyunculuk nasıl yapılır sorusunu yanıtlıyor.

Ben O Değilim’in hikayesini anlatmak, filmin kendisini seyretmek kadar zor esasında. Kırklı yaşlarının sonundaki Nihat hiç evlenmemiş, bir fabrikanın mutfağında bulaşıkçı ve temizlikçi olarak çalışan bir adam. Nihat’ın kişilik bunalımı, seyircinin onunla tanıştığı ilk dakikadan kendini gösteriyor. Pirselimoğlu’nun tek açı – uzun planlarının da etkisiyle Nihat’ın sıradan rutin yaşantısının her detayına şahitlik ediyoruz: Sabah fakirhanesinde uyanıyor, işine gidiyor, işinden eve geliyor, basit bir yemek yapıp yiyor, televizyon seyrediyor ve tekrar uyuyor. Sosyal yaşantısı iş yerindeki iki arkadaşının onu evin önünden alıp fahişeye götürmesinden ibaret fakat Nihat’ın buna da istekli olduğunu söylemek fazlasıyla zor. Onun bunalımlı hayatında ufak bir değişiklik yapacak şey ise çalıştığı yerde yeni işe başlayan Ayşe’nin Nihat üzerindeki dikkati. Ayşe’nin kocası hapiste olduğu için iş yerinde dedikodu çıkıyor fakat genç kadının bunu kafasına pek taktığı yok; onun tek hedefi iş arkadaşı Nihat’ın ilgisini çekebilmek çünkü Nihat, Ayşe’nin hapisteki kocasının birebir kopyası. İkilinin ilişkisi Ayşe’nin istediği yönde ilerlese de ardı arkası kesilmeyen olaylar her bir noktası, başlangıca ulaşmak için bir araya gelmiş bir çemberin sonsuz döngüsüne dönüşüyor. Ortaya çıkan şeyse biraz olağanüstü, biraz halüsinatif, biraz da kafa karıştırıcı; fakat kesinlikle ürpertici bir zekanın ürünü.

Pirselimoğlu’nun filminde tam olarak neler döndüğünü anlayabilmek için zihninizi uzunca bir süre yönetmenin hikaye anlatıcılığına teslim etmeniz gerekiyor. Onun kafasındakiler filme döktüğü anı yakaladığınız ilk sahnenin hemen ardından seyirci için ardı arkası kesilmez bir merak silsilesi başlıyor. Filmin durgun yapısı, yönetmenin çekim teknikleri her ne kadar bu şüphe uyandırıcı hikayenin yapısına tezat oluştursa da bu iki zıtlığın bir araya geldiğinde oluşturduğu armoni her zaman, kolay kolay tadamadığımız bir sinema deneyiminin önünü açıyor. Pirselimoğlu’nun Ben O Değilim’deki simetri takıntısı, filmin üzerine kurulu olduğu ana temanın amacına hizmet edercesine yalnızca beşeri faktörleri çiftlemekten de öteye geçiyor. Alt metni itibariyle neredeyse sınırsız bir fikir dünyasına davet eden film, seyircinin zihninde pek çok soru işareti bırakmasıyla da dikkat çekiyor. Bir çemberin başlangıç noktasına ulaşmak için sarf ettiğimiz çaba da o noktaya ulaştığımızda elimize geçenlerden çok kaybettiklerimizi hatırlattığından bu soru işaretleri daha anlamlı oluyor.

Ercan Kesal’ın tek başına sırtında taşıdığı film, güçlü senaryosu ve fotografik görüntülerin hizmet ettiği Pirselimoğlu yönetmenliği ile kendisinden bekleneni fazlasıyla vermeyi başarıyor. Hiç kimse olmaktan sıkılıp biri olabilmek için önüne gelen dehşet verici fırsatları değerlendiren bir adamın trajik ve ürpertici öyküsünü anlatan Ben O Değilim, 2014’ün Türkiye sinemasını bir tık yukarı taşıyan faktörü olmaya aday. Kişilik bunalımlarını gerilim türü çerçevesinde ustaca anlatabilmek her yönetmenin harcı değil; hezeyan mı yoksa korkunç gerçekler mi olduğuna karar veremediğimiz karakterleri ayakta alkışı hak eden performanslarla temsil etmek ise her oyuncunun harcı değil.

yazı alıntıdır. kaynak: http://www.sinematopya.com/2014/09/ben-o-degilim-2014.html

___________________________________________________________________

Ben o Değilim (2014), Tayfun Pirselimoğlu



İlk gösteriminin gerçekleştiği Roma Film Festivali’nde En İyi Senaryo ödülünü alan Tayfun Pirselimoğlu filmi. Daha önce hiç tanımadığı ama kendisine şaşırtıcı şekilde benzeyen bir adamın yerine geçen Nihat’ın (Ercan Kesal) hayatının değişme öyküsünü konu alıyor. Kısaca bir doppelgänger öyküsü diyebiliriz. En baştan başlamam gerekirse; Pirselimoğlu’nun karakterlerini alt sınıftan seçmesine bayılıyorum. Karakterler bulundukları o sosyal sınıftan bizlere gerçek hayatın yüzünü gösteriyor. Bir kere burada bir anlaşalım ve filme artısını verelim. Sanat yönetmenliği ve o gerçekliği aktarma tarzı çok gerçekçi böylece filmin içine girmeniz daha bir kolay oluyor. Filmin kendimce sevmediğim bir eksisine gelirsem eğer, o da şu; inanılmaz ağır. Bir röportajında filmik zamanla reel zamanı birbirine yakınlaştırmak istediğini, aslında günlük hayat hızıyla, hayatın gerçek ritminin bir olmadığı konusuna değinmiş. Bir taraftan haklı elbette ama filmdeki gerçek hayattan söz edeceksek filmdeki Nihat karakterinin Necip karakterine dönüşüp belalı bir hayatı tercih etmesinin neresi gerçek? İşte tam bu noktada filme inanılmaz mantık hataları ve soru işaretleri giriyor; Nihat karakteri Necip ismiyle iş görüşmesine gidiyor örneğin, mevzu gerçeklikse bunun neresi olası? Bütün bu mantık hatalarını birde reel zaman düzleminde filmde somut olarak gördüğünüzde doğal olarak film birden çekilmez bir hal alabiliyor.

Tayfun Pirselimoğlu’yla da Ercan Kesal’la da yüz yüze sinema üzerine konuşma fırsatı bulmuştum. Tayfun Pirselimoğlu filmde gerçeklik üzerine; ‘Her film kendi gerçekliğini oluşturur, herhangi bir kadın karakter, abisinin ölümüne sadece evdeki bütün muslukları açıp, koltuğunda oturarak tepki verebilir ve kimse kadın neden böyle bir şey yaptı diye sorgulayamaz çünkü bu sizin filminiz…’ demişti. Bu noktada sonuna kadar onunlayım zaten hepimizin sinemayı sevme nedeni bu değil mi? Sinema gerçek hayatın çıkış kapısıdır, deliliğin vizesidir. Ama sen o deliliği, gerçek hayatın insanlarıyla vermek istiyorsan o zaman sen Sen Aydınlatırsın Geceyi gibi bir film çekmelisin, çünkü orada gerçek insanı, gerçek zamanın dışında izledik ve öyle güzeldi ki fantastik bir film gibi izlemedik biz o filmi, öyle sevdik. Dolayısıyla senaryo ne kadar kaliteli olsa da gerçek zamanla birleştiğinde seyirciyi boğabiliyor. Bu istisnai durumu ne Nuri Bilge’de, ne Kaplanoğlu’nda ne de başka bi yönetmende gördüm. Tayfun Pirselimoğlu ilk oldu. İlk defa ‘filmik zamanı’ reel zamana tercih etmek istedim.

Gelgelelim karakter analizlerine; ekşi sözlük’de zahmetkullanıcısının şu yazısını direk paylaşmak istiyorum, dikkat spoilerçıkabilir:

bu nihat’ın necip’e dönüşme hikayesi değil. çünkü görebildiğimiz kadarıyla aslında nihat “yaşamıyor”. yaşamak fiilinin sadece nefes alıp vermekten ibaret olmadığını göz önüne alındığında nihat’ın gördüğümüz/hisettiğimiz bir ailesi yok. evinde neredeyse hiçbir kişisel eşya olmadığı gibi geçmişinden günümüze taşıdığı detaylara da yer yok. kırık aynasında gördüğü suret oldukça kirli.

arkadaşları diyebileceğimiz karakterlere, evine sokmayacak kadar mesafeli, nitekim hemen filmin başında aslında arka-daş da sayılmayacaklarını görüyoruz. büyük bir mutfakta çalışmasına rağmen makarna-menemen-patates üçgeninde yediği yemekler, cinsel ihtiyaçlarını bir fahişeyle bile gidermeden masturbasyonla tatmin etmesi, giydiği sıradan kıyafetler ve bir şoku atlatamamışcasına sergilediği donuk tavırlarıyla nihat’ın yaşadığını iddia etmek fazlasıyla cüretkar olmayı gerektirir.

kendisine bakan ayşe’ye yaklaşmaması ama davet geldiğinde reddetmemesi, tıpkı arkadaşlarıyla görüşmek istememesine rağmen kapısına geldiklerine kıramaması ya da az önce masturbasyon yapacakken fahişeyle beraber olma sırasında sözsüz bir sona kalmayı kabul etmesine, nezarethanede parmaklıkları ayakkabısının topuğuyla döven adama polisin vurmasından sonra iki tane de kendisinin vurması gibi; aslında iradesini yitirdiğini/hiç olmadığını/; gereklilikler dışında kalan arzularının köreldiğinin
ispatı sayılabilir.

necip bir anlamda nihat’ın aynadaki sureti. nihat tıpkı onun hayatını yaşarken, onun kıyafetlerini giyerken ve o/ymuş gibi yaparken ufak duraklamalar dışında akıcı bir performans sergileyebiliyor.

hikayenin izmir kısmında ortaya çıkan ‘asiye’ karakteri de ayşe’nin aynadaki sureti sayılabilir.

aslında hepimizin sahip olduğu farklı hayatların ufak dokunuşlarla nasıl değişebileceğini, bize dayatılan rolleri nasıl kabul ettiğimizin ve o rolün gerekliliklerini nasıl da icra ettiğimizi; otobiyografilerimizi ya(ş)(z)arken etkisi altında kaldığımız detayları göz önüne seriyor.

filmin güzel yanlarından bir diğeri, olay örgüsünün sıralamasını değiştirsek özünü kaçırmıyor oluşumuz olur. düşünsenize nihat’ın necip’e dönüşmesi yerine, necip’in nihat’a; asiye’nin ayşe’ye dönüşümünün öyküsünü de izleyebilirdik.

son olarak ki üzerine söylenecek daha çok şey var ama filmi biraz daha sindirmem gerekiyor sanırım; necip’in önce karısına sonra görüntüsüne sahip olmakla kalmayıp, necip’in özyaşamöyküsüne ve reflekslerine sahip olmuş nihat’ın “adalet” önünde “ben o değilim” demesini şahsen beklemem; necip’in günahlarının kefaretini ödemeyi de kendi vazifesi sayacağını düşünüyorum.

-

Velhasılıkelam senaryosu çok kaliteli, alt metni dolu dolu, zaman zaman sıksa da bütün övgüleri hak eden güzel bir film. İyi seyirler dilerim.

kaynak: http://www.kadrajsinema.com/ben-o-degilim-2014-tayfun-pirselimoglu/

Ben O Değilim (2014) I'm Not Him (Dikkat spoiler - sürprizbozan içerir!!!!!!)

Ben O Değilim (2014) I'm Not Him


Yönetmen: Tayfun Pirselimoglu
Senaryo : Tayfun Pirselimoglu
Görüntü yönetmeni: Andreas Sinanos
Kurgu: Ali Aga
Sanat yönetmeni: Natali Yeres


Oyuncular

Ercan Kesal _ Rol: Nihat
Maryam Zarée _ Rol: Ayse
Rıza Akın

Özet &detaylar

Orta yaşlarını süren bekar Nihat bir hastanenin kantininde çalışmaktadır. Genç Ayşe ise aynı kantinde mesai arkadaşıdır. İşe yeni başlayan Ayşe, Nihat'a fazlasıyla ilgi göstermekte ve bu durum Nihat'ı şaşırtmaktadır. Bir akşam Ayşe, Nihat’ı evine akşam yemeğine davet eder. Nihat Ayşe’nin hapisteki kocası yüzünden etrafta dedikodu çıkacağından endişe etse de daveti kabul eder. Fakat evde gördüğü bir düğün fotoğrafı Nihat’ı alt üst edecektir zira Ayşe’nin kocası kendisine ikizi kadar çok benzemektedir. Bu garip ilişki Nihat’ın sıradan hayatında tahmin edemeyeceği değişikliklere yol açacaktır.  Tayfun Pirselimoğlu’nun senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerini Ercan Kesal ve Maryam Zaree paylaşıyor.

kaynak: 
http://www.beyazperde.com/filmler/film-225353/

___________________________________________________________________

Ben O Değilim (2014) I'm Not Him

He works in a kitchen in Istanbul. She is working with him. Her husband goes to jail.

Director: Tayfun Pirselimoglu
Writer: Tayfun Pirselimoglu
Stars: Ercan Kesal, Maryam Zaree, Riza Akin

Storyline

Nihat, an introverted employee in a hospital cafeteria, is confused by Ayse, a mysterious woman who just started working there as a dishwasher. Reluctantly, Nihat accepts Ayse's invitation to dinner at her house. This is the beginning of a strange and dangerous liaison. When Nihat discovers a picture of the woman's imprisoned husband and realizes that he looks almost exactly like him, the relation becomes even more toxic.

kaynak: http://www.imdb.com/title/tt3228886/?ref_=fn_al_nm_1a

__________________________________________________________________


Ben O Değilim (I'm not Him) Trailer https://youtu.be/qF1oFEYJ6zc


__________________________________________________________________

Tayfun Pirselimoğlu’nun filmi Paris’te vizyonda


Filmin Konusu:

“Sen neysen osun, ta ki başka birisi olana dek… Onun da bir bedeli var, tabii.”
Festivalde en son Saç (2010) filmiyle Altın Lale En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini kazanan Tayfun Pirselimoğlu, yeni filmi Ben O Değilim’de kimlik değiştirmeye çalışan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Nihat, bir hastanenin yemekhanesinde çalışan orta yaşlarda birisidir. Aynı yerde işe yeni başlayan Ayşe’nin aşikâr ilgisi karşısında bocalar ve sonunda onun daveti üzerine evine gider. Orada tuhaf bir sürprizle karşılaşacak ve hayatı tamamen değişecektir. “Biriyken başkası olma, ‘öteki’ haline gelme konusu hep ilgimi çekmiş, yaptığım işlere bir yerlerinden sızmıştır. Ben O Değilim ise tamamen bunun üzerine kurulu bir hikâye; farklı okumalarla değişik menzillere ulaşabilecek bir yapısı var.” –Tayfun Pirselimoğlu

yazının kaynağı: http://www.kadrajsinema.com/tayfun-pirselimoglunun-filmi-pariste-vizyonda/
__________________________________________________________________

.........................

Eleştiriler:



30 Nisan 2015 Perşembe

Latin Sinemasından En İzlenesi 50 Nadide Eser


1. City of God / Tanrı Kent | IMDB: 8,7 (2002)

City of God / Tanrı Kent | IMDB: 8,7 (2002)
Brezilya'nın 1960'lı yıllarda başlayan ve 80'li yıllarda giderek tırmanan ve halen dünyanın en tehlikeli yerlerinden birisini oluşturmasının hikayesidir.

Bu şehrin hikayesini anlatabilmek için şehirde yaşayan birçok insanın hayatları, bu karakterlerden biri olan Buscape'in gözünden anlatılmaktadır. Küçük, fakir ve zenci bir çocuk olan Buscape hem çok sağlıksızdır hem de çok korkmuştur. Hem diğerleri gibi suçlu biri haline gelmekten korkmakta hem de az maaşlı bir işle yetinemeyecek kadar da akıllı olduğunu bilmektedir. Oldukça vahşi bir ortamda yetişen bu çocuğa talih hiç gülmemiştir ancak gerçekleri başka bir gözle görebileceğinin farkına varmıştır.

http://www.imdb.com/title/tt0317248/
2. The Secret in Their Eyes / Gözlerindeki Sır | IMDB: 8,3 (2009)

The Secret in Their Eyes / Gözlerindeki Sır | IMDB: 8,3 (2009)
Görevinden yeni emekli olan sorgu müfettişi Benjamin (Ricardo Darin), bir türlü peşini bırakmayan ve mazisi 25 yıl önceye dayanan bir tecavüz - cinayet vakasının romanını yazmaya karar verir. Kısa bir süre sonra cinayetin acı dolu hatırası üzerine düşünmek, Esposito'nun güncel yaşamının detaylarını aydınlatmaya başlar ve onu, duygularına ayna tutarak saplantılı bir aşkın ördüğü ağ ile yüzleşmeye zorlar. Korkunç suçun gizemi kendini yavaş yavaş ele verirken, Benjamin adalet ve kendini arayış ekseninde ciddi bir sınavdan geçecektir...

http://www.imdb.com/title/tt1305806/
3. The Young and the Damned / Unutulmuşlar | IMDB: 8,2 (1950)

The Young and the Damned / Unutulmuşlar | IMDB: 8,2 (1950)
Film, Mexico'nun fakir semtlerinde yaşayan ve çoğu kimsesiz olan çocukların yaşamından bir kesit sunar. El Jaibo ıslahevinden kaçtıktan sonra yeniden mahalleye döner ve kendinden yaşça küçük çocuklarla birlikte bir çete kurar. Böylece diş geçirebildikleri hasta ve sakat kimseleri dövüp paralarını çalmaktadırlar. Ailesi tarafından terk edilmiş Ojitos' u sahiplenen kör çalgıcı Don Carmelo da onların hışmından kurtulamaz. Don Carmelo, değişen zamanı ve gençlerin ahlaksızlığını sürekli eleştirse de, fırsat buldukça Ojitos' un arkadaşı olan Meche'ye sarkıntılık etmekten kendini alamaz.

El Jaibo, kendisini polise ihbar edip ıslahevine yollanmasına neden olan Julián 'ı Pedro 'nun yardımıyla bulur ve çıkan kavgada onu öldürür. Bu olaydan Bir hayli etkilenen Pedro, El Jaibo 'nun tehditlerinden korkup polise gidemez; ancak çeteden uzaklaşıp iş bulur.

http://www.imdb.com/title/tt0042804/
4. Amores Perros / Paramparça Aşklar ve Köpekler | IMDB: 8,1 (2000)

Amores Perros / Paramparça Aşklar ve Köpekler | IMDB: 8,1 (2000)
Mexico City'de farklı üç hayatın çarpıştığı korkunç bir araba kazası... Ve bu tesadüf sonucu insan doğasının su yüzüne çıkan gizli zaafları...

Octavio: Ağabeyin karısı Susanna'yla kaçmaya karar veren ve köpeği Cofi'yi gerekli parayı sağlamak için, köpek dövüşlerinde acımasız bir araç olarak kullanan yeniyetme...

Valeria: Uğruna karısından ve çocuklarından ayrılan 42 yaşındaki Daniel ile birlikte yeni bir yaşama başladığı ilk gün, bu trajik kaza sonucu çok ağır yaralanan süper model...

El Chivo (Keçi): Kaza sonrası Octavio'nun ölmek üzere olan köpeğini çalan; yıllarca hapis yatmış; hayattan umudunu kesmiş; kiralık katil olarak çalışan eski komünist gerilla...

Bir kaza ile yolları kesişen insanların aşk, acı ve umut dolu inanılmaz öyküsü...

http://www.imdb.com/title/tt0245712/
5. Elite Squad / Özel Tim | IMDB: 8,1 (2007)

Elite Squad / Özel Tim | IMDB: 8,1 (2007)
Konusu 1997 yılında geçen, dört milyon dolara malolan, 114 dakika uzunluğundaki The Elite Squad / Özel Tim'de, Brezilya'da kısaca BOPE olarak bilinen Özel Polis Operasyonları Timi'ndegörev yapan Polis Yüzbaşı Nascimento'nun öyküsü anlatılır...

Çocuğunun doğumunun yaklaşması üzerine BOPE'den ayrılmaya ve ailesi için daha güvenli bir iş bulmaya karar veren Nascimento, öncelikle kendisinin yerini alacak bir aday bulmak zorundadır.

Filmde ayrıca Matias ve Neto adlı iki çocukluk arkadaşı üzerinde odaklanılır. Her ikisi de askeri polis okulundan mezundur ve çevrelerinde gördükleri yozlaşmanın boyutları karşısında dehşete düşmüşlerdir. İkisinin de BOPE'ye katılmaya istekli olduğunu fark eden Nascimento'nun özel timde kendi yerini alacak aday için onları gözüne kestirmesi üzerine zamanla bu ikisinin yolları Nascimento ile kesişecektir.

http://www.imdb.com/title/tt0861739/
6. Elite Squad / Özel Tim 2 | IMDB: 8,1 (2010)

Elite Squad / Özel Tim 2 | IMDB: 8,1 (2010)
Efsane devam ediyor. Acımasız, katı, kanlı,yoz ve hızlı bu film, Özel Tim’in devamı niteliğinde ve neredeyse aynı kadroyla çekilmiş.

Film, hikâyeyi Roberto Nascimento’nun yarbaylığa yükseldiği on üç yıl sonrasına taşıyor. Roberto bir hapishane isyanını iyi idare edemediği için işinden olduysa da sonunda bir hükümet istihbarat mevkisine atanır;fakat şimdi de Emniyet Genel Müdürlüğü, eyalet valisi, askeri polis ve paramiliter gruplar arasındaki kanlı bir çekişmenin tam ortasına düşmüştür.

http://www.imdb.com/title/tt1555149/
7. Pixote the Law of the Weakest / Pixote: En Güçsüzün Yaşam Savaşı | IMDB: 7,9 (1981)

Pixote the Law of the Weakest / Pixote: En Güçsüzün Yaşam Savaşı | IMDB: 7,9 (1981)
Film Sao Paulo'nun mahallelerindeki kimsesiz çocukların başına gelenleri anlatıyor. Sao Paulo ulusal üretimin % 60 ila 70'ini karşılayan büyük bir Latin Amerika sanayi şehridir. Brezilya'nın 120 milyon vatandaşının yarısı 21 yaşın altındadır. Bu vatandaşların yaklaşık 28 milyonu Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Çocuk Hakları Örgütü'nce belirlenen standartların altında yaşamaktadır. Ayrıca, yaklaşık 3 milyon kadar aile bağlarını tamamen yitirmiş sokak çocuğu bulunmaktadır. Bazı yetişkinlerin istismarlarına maruz kalan bu çocukların kendilerini savunma yetilerinden uzak oluşları durumlarını daha da kaotik hale getirmektedir. Reşit olmadan hapse giremeyecekleri bilindiğinden suça zorlanırlar. En fazla ıslahevlerine gönderilirler ve bir kaç ay sonra yer darlığından salıverirler. "Pixote"nin ana karakteri Fernando annesi ve 9 kardeşiyle birlikte bir evde yaşıyor. Bu filmde bu sosyal sınıfa ait çocuklar rol almışlardır.

http://www.imdb.com/title/tt0082912/
8. Nine Queens / Dokuz Kraliçe | IMDB: 7,9 (2000)

Nine Queens / Dokuz Kraliçe | IMDB: 7,9 (2000)
Bu Arjantin yapımı, eğlenceli suç filminde çok fazla taban tepiliyor. Marcos (Ricardo Darin) ve Juan (Gastón Pauls)adlı iki dolandırıcının yaya yolculuğunun fonunda, 21. yüzyılın Buenos Aires’ine ilişkin bir belgesel sunuluyor. Ancak bu karakterler çevirebilecekleri dolapları hayal ederken, adımları onları bir kurgunun içine sürüklüyor.

İlk filmini çeken yönetmen Fabián Bielinsky, sıradanlık ve gerilim arasında sağlam bir denge kuruyor. Filmin büyük bölümünde fon müziğinden kaçınılmasıyla, saniyelerin geçmesi daha ağırlık kazanmış. Ancak müzik sonunda işin içine dahil edildiğinde, çoğubüyük bütçeli suç filminde olduğundan çok daha dinamik bir etki yaratıyor.

http://www.imdb.com/title/tt0247586/
9. The Motorcycle Diaries / Motosiklet Günlüğü | IMDB: 7,8 (2004)

The Motorcycle Diaries / Motosiklet Günlüğü | IMDB: 7,8 (2004)
Devrim kahramanı Che'yi herkes tanır. Peki ya bir zamanlar onun Buenos Aires'in varlıklı kesimlerinde yaşayan 23 yaşında bir tıp öğrencisi olduğu kaç kişi bilir? Peki 29 yaşındaki arkadaşı, biyokimyacı Alberto Granado'yla birlikte yaptıkları motosiklet yolculuğunda Latin Amerika'nın gerçekleriyle nasıl yüzleşmek zorunda kaldıklarını?

1952 yılında Ernesto ve Alberto Buenos Aires'ten bir motosikletin sırtında yola çıkarlar. Araçları arızalandığında otostop yapar, halka kaynaşmaya başlarlar. Bildiklerinden çok farklı bir Latin Amerika gerçeği beklemektedir onları. Astımı olan Ernesto ilaçlarını bir kadınla paylaşır; cüzam kolonisinde, hastaların kaderine ortak olurlar. İnka medeniyetinin üzerinde yükselen çarpık kentleşme ve adaletsizliklere şahit olurlar. Bu yolculuk, iki genç adamın geleceklerini şekillendirecektir.

http://www.imdb.com/title/tt0318462/
10. The Man Who Copied / Kopyalayan Adam | IMDB: 7,8 (2003)

The Man Who Copied / Kopyalayan Adam | IMDB: 7,8 (2003)
André, bir kırtasiyede fotokopici olarak çalışan fakir bir gençtir. Bir gün evinin penceresinden dürbünle etrafa bakarken gözü karşı apartmandaki bir daireye ilişir. Dairesinin penceresinden birkaç saniyeliğine gördüğü Silvia'ya aşık olur.

Silvia'yla konuşmak için mağazasına giden André'nin mağazadan bir şey satın almak için paraya ihtiyacı olur. Çalıştığı kırtasiyede bir ellilikkopyalar. Devamı da gelir, hatta parayı elde etmenin daha tehlikeli yollarını arar.

http://www.imdb.com/title/tt0367859/
11. The Official Story / Resmi Tarih | IMDB: 7,8 (1985)

The Official Story / Resmi Tarih | IMDB: 7,8 (1985)
Yer: Arjantin...Latin Amerika. Hani şu ABD'ye yakın, tanrıya uzak bölge.
Tarih: Bir CIA darbesi sonrası.
Tesis edilmiş huzur ve güven ortamının rahatlığında, yaşanan çalkantıların uzağında bir aile...
Küçük bir kız, bir kadın ve bir erkek...
Mutlu yuvanın pencerelerini sıkı sıkıya kapatmak, dışarıdaki acıların eve girmesini nekadar engelleyebilir?
Ya gerçek trajedi evin içinde saatini bekliyorsa?
Benzersiz bir naiflik içeren, aynı zamanda umulmadık şekilde sarsıcı ve insanın kanını donduran bir yapıt.

http://www.imdb.com/title/tt0089276
12. The Aerial / Resmi Tarih | IMDB: 7,5 (2007)

The Aerial / Resmi Tarih | IMDB: 7,5 (2007)
Esteban Sapir'in sessiz sinema döneminin filmlerinden esinlenerek, günümüz sorunlarını metaforik anlatımlarla dışa vurduğu ve yarattığı gerçeküstü dünyada distopik bir hikaye çizdiği 2007 yapımı film.

Mr. TV insanların seslerini çalarak onları sessizliğe mahkum eder. insanların tüketmeye bağımlılaştırıldığı ve koşulsuz bir şekilde itaat etmeye programlandırıldığı bu kentte Mr. TV'ye bunlar bile yetmez. daha da fazlasını isteyerek emrindeki bilim adamlarıyla, insanları hipnotize edecek bir makine geliştirir.

http://www.imdb.com/title/tt0454065/
13. Behind the Sun / Güneşin Ardında | IMDB: 7,7 (2001)

Behind the Sun / Güneşin Ardında | IMDB: 7,7 (2001)
Brezilya, Nisan 1910. Tonho’ya babasından emir gelir, kardeşinin intikamını alacaktır. Fakat Tonho bu emri sorgular, eğer cinayeti gerçekleştirirse, öldürülen adamın ailesi de onun peşine düşecektir. Yani emri uygulamak intihar anlamına gelmektedir. Tonho iki aile arasındaki kan davasını sorgular ve bir karar vermeye çalışır.

http://www.imdb.com/title/tt0291003/
14. Black God, White Devil / Siyah Tanrı, Beyaz Şeytan | IMDB: 7,4 (1964)

Black God, White Devil / Siyah Tanrı, Beyaz Şeytan | IMDB: 7,4 (1964)
Radikal siyasi görüşlere sahip olan birçok çağdaşı gibi, Glauber de Deus e o Diabo na Terra do Sol filminde tarihsel değişimlerin şiddetle olan ilişkisini inceleme arayışındaydı. Brezilya tarihi, ne mutlu ki vahşi ayaklanmalara, darbelere sahne olmamıştır. Sömürgelikten imparatorluğa, imparatorluktan kurulan ilk cumhuriyetlerine dek her büyük siyasi değişim nispeten de olsa kan dökülmeden gerçekleştirilmiştir. Rocha filminde, Brezilya'nın iç kesimlerinde çıkan halk isyanı örneklerine odaklanıyor, işverenini, ona sürekli hakaret ettiği için öldüren Manoel (Geraldo Del Rey), karısı Rosa'yla (Yonâ Magalhâes) birlikte ülkenin bu bakir iç kesimlerindeki sertao'lara (yarı kurak, çalılık arazi) kaçmakta buluyor çareyi, ilk önce, Sebastiao (Lidio Silva) adında, siyahi bir mistikle karşılaşıyorlar.

http://www.imdb.com/title/tt0058006/
15. Four Days in September / Merhaba Yoldaş | IMDB: 7,4 (1997)

Four Days in September / Merhaba Yoldaş | IMDB: 7,4 (1997)
Brezilyalı gazeteci Fernando Gabeira (Pedro Cardoso) ile üniversite öğrencisi arkadaşı Cezar(Selton Melon) rejimin uygulamış olduğu sansür konusunda öfkelerinden dolayı MR-8 olan “8 Ekim Devrimci Harekatı” adlı örgüte katılma kararı alırlar.Kısa sürede örgüte katılırlar ve sahilde bir kampta gerilla eğitimine alınırlar. MR-8 örgütü “devrimci kamulaştırma”nın bir göstergesi olmak üzere ilk protesto eylemi olarak banka soyarlar. Bankadan kaçtıkları anda Cezar vurulur ve yakalanır. Örgüt ikinci eylem olarak kendilerine hem daha zor hem de adlarını daha çok duyuracak bir eylem seçerler: ABD’nin Brezilya Büyükelçisi Charles B. Elbrick (Alan Arkin).Kaçırma eylemi 4 Eylül 1969 günü başarıyla gerçekleştirilir.

http://www.imdb.com/title/tt0119815/
16. The Exterminating Angel / Yok Edici Melek | IMDB: 8,1 (1962)

The Exterminating Angel / Yok Edici Melek | IMDB: 8,1 (1962)
Şehrin ileri gelenleri, bir akşam yemeği için Señor Edmundo Nobile ve eşi Lucia'nın evinde toplanırlar. Fakat sabahleyin anlayamadıkları bir sebepten dolayı kapılar açık olmasına rağmen odayı terk edemezler. Yanlarında sadece geceden kalan yiyecek ve içecek vardır.Geçen birkaç gün içindeyse, toplumda yer edinmiş bu elit topluluk birbirlerine düşer,hilelerini ortaya döker ve vahşice saldırır.Gerçeküstü sinemanın ustalarından Luis Buñuel'in burjuvazi ve erdemliliği sorguladığı bu filmi, New York Times tarafından en iyi 1000 film arasında gösteriliyor.

http://www.imdb.com/title/tt0056732/
17. Biutiful | IMDB: 7,5 (2010)

Biutiful | IMDB: 7,5 (2010)
Barcelona'da geçen hikayede, Javier Bardem,Uxbal adında kanuna aykırı işleri yüzünden başı polisle derde giren biradamı canlandırıyor. Biutiful, zorunlu olarak yaptığı yasadışı işlerle para kazanmaya çalışan sorunlu ama sadık ve duyarlı bir babanın hikayesi.

Bu filmde, baba olmayı, sevgiyi, ruhsallığı, suçu, pişmanlığı ve ölümlülüğü, Barcelona'nın tehlikeli yer altı dünyasında dengelemeye çalışan Uxbal'ın hikayesini izleyeceksiniz. Parasını kazanmak için hiçbir kural tanımıyor, çocukları için yaptığı fedakarlıklarda ise hiçbir sınır tanımıyor.

http://www.imdb.com/title/tt1164999/
18. Simon of the Desert / Çöl Adamı Simon | IMDB: 8,0 (1965)

Simon of the Desert / Çöl Adamı Simon | IMDB: 8,0 (1965)
Dünyevi zevklerden uzaklaşıp Tanrı’ya yakınolabilmek ve çilesini doldurarak O’na layık bir kul olmak amacıyla hayatını yüksek bir sütunun üzerinde tek başına geçirmeye karar veren Simon’un felsefi hikayesi. Ne kadın kılığına giren Şeytan’a, ne de arzularına yenik düşen Simon, koskoca bir çelişkinin kilit noktası.

http://www.imdb.com/title/tt0059719/
19. And Your Mother Too / Ananı da... | IMDB: 7,7 (2001)

And Your Mother Too / Ananı da... | IMDB: 7,7 (2001)
17 yaşlarında iki arkadaş; Julio ve Tenoch,hayali bir kumsala doğru bir yolculuk planlarlar. Ve kendilerinden büyük olan Luisa ile birlikte yolculuğa başlarlar.

Meksika yapımı bir yol filmi olan yapım, gençlerin çıktıkları yolculuktaki deneyimlerine odaklanan ve yaşadıkları dünya ile birlikte kendilerini ve birbirlerini keşfetmelerini anlatan, fonuna günümüz Meksikası'nı alan son derece önemli bir film.

http://www.imdb.com/title/tt0245574/
20. Son of the Bride / Gelinin Oğlu | IMDB: 7,9 (2001)

Son of the Bride / Gelinin Oğlu | IMDB: 7,9 (2001)
42 yaşındaki Rafael Belvedere bir kriz yaşamaktadır. Babasının gölgesinde yaşar ve yaşlı annesini nadiren ziyaret ettiği için suçluluk hisseder. Eski karısı, kızıyla yeterince vakit geçirmediğinden şikayetçidir ve kız arkadaşıyla birbirlerine daha yeni bağlılık sözü vermişlerdir. Küçük bir kalp krizi, çocukluk arkadaşı Juan Carlos ile yeniden birleşmelerini sağlar ve arkadaşı Rafael'e geçmişini düzeltmesi ve şu ana daha farklı bakması için yardımcı olur.

http://www.imdb.com/title/tt0292542/
21. Instructions Not Included / Çocuk Büyütme Rehberi | IMDB: 7,7 (2013)

Instructions Not Included / Çocuk Büyütme Rehberi | IMDB: 7,7 (2013)
Valentine (Eugenio Derbez) baba olduğunu, eski sevgilisi kapıyı çalıp kızını getirene dek bilmiyordur. Artık yaşamo ve kızı için eskisi gibi olmayacaktır. Dram ve komedinin iç içe geçtiği müthiş bir bir hikaye...

http://www.imdb.com/title/tt2378281/
22. Minimal Stories / Arjantin Hikayeleri | IMDB: 7,5 (2002)

Minimal Stories / Arjantin Hikayeleri | IMDB: 7,5 (2002)
80 yaşındaki Don Justo, kayıp köpeğinin peşinden otostopla bir yolculuğa çıkar. Zamanla bu yolculuğun adam için farklı bir anlam taşıdığını öğreniriz. Seyyar satıcı Roberto, etkilemek istediği kadının çocuğu için bir doğum günü pastası siparişi verir. Fakat bu güzel davranış beklemediği sürprizler açacaktır başına. Maria Flores, yiyecek yemek bulamazken bir yarışma programından mikser kazanmıştır. Aynı yarışmada dereceye giren bir kadın, bebeğiyle yolculuk yapan Flores'e ilginç bir teklifte bulunur.

Farklı öyküleri ve beklentileri olan bu insanların yolu, Patagonya'nın ıssız ve tenha duraklarında kesişir.

http://www.imdb.com/title/tt0291988/
23. Buenos Aires 1977 / Bir Kaçışın Güncesi | IMDB: 7,3 (2006)

Buenos Aires 1977 / Bir Kaçışın Güncesi | IMDB: 7,3 (2006)
Arjantin'de 1976-83 yılları arasındaki askeri cunta döneminde geçen ve işkence altında hayatta kalma mücadelesini anlatan film, dört gencin gözaltında tutuldukları yerden kaçış öyküsünü anlatıyor.

http://www.imdb.com/title/tt0479354/
24. A Dog's Will | IMDB: 8,4 (2000)

A Dog's Will | IMDB: 8,4 (2000)
Brezilya'nın hinterlandında yaşayan iki arkadaş, neşeli Joao Grilo ile kurnaz Chico, Brezilya'nın Kuzey Doğusundaki ufak bir kasabada önüne gelen kişileri kazıklamışlardır. Amaöldükleri zaman Cennete girebilmeleri için Hazreti İsa, Şeytan ve Meryem Ana tarafından yargılanacaklardır.

http://www.imdb.com/title/tt0271383/
25. Keeper of Promises / Verilen Söz | IMDB: 8,3 (1962)

Keeper of Promises / Verilen Söz | IMDB: 8,3 (1962)
Brezilyalı oyun yazarı Alfredo Dias Gomes’in oyununa dayanan O Pagadorde Promessas, felaketlerin karşısında koşulsuz inançla ilgili bir meseldir. Hikâye, bir ruhun eşeğinin hayatını kurtardığına inanan ve ruha verdiği sözü tutmaya çalışan saf çiftçi Ze do Burro (Leonardo Villar) etrafında gelişir. Ze ve karısı Rosa (Gloria Menezes), Salvador’dan yaklaşık 50 kilometre uzaktaki bir çiftlikte yaşarlar. Salvador; Brezilya ruhaniliği bağlamında, Katolik veAfrika pagan adetlerinin harmanlanarak pozitif bir bütün oluşturduklarıdini bir uzamı temsil eder.

Eşeğin mucizevi şekilde iyileşmesinin ardından, Ze Saint Barbara kilisesine koymayı istediği devbir haçı sırtlanıp hacca çıkar. Bu arzusu rahip Olavo’nun (Dionisio Azevedo) vurdumduymazlığıyla çakıştığından, Ze’nin kiliseye girmesi yasaklanır. Ze’nin saflığı vicdansız karakterler tarafından da kullanılır. Filmde insan ırkı öylesine acımasız resmedilir ki Ze’nin en iyi arkadaşının neden bir eşek olduğunu anlamak çok kolay.

http://www.imdb.com/title/tt0056322/
26. Last Stop 174 / Son Durak 174 | IMDB: 7,1 (2008)

Last Stop 174 / Son Durak 174 | IMDB: 7,1 (2008)
Tanrıkent ve Özel Tim'in senaristinden, 2009 Oscarlarında Brezilya'nın adayı, Rio de Janeiro'da yaşanan gerçek bir otobüs kaçırma olayının perde arkasını, anne şefkati arayan genç biradam ile oğlunu arayan bir annenin gözünden anlatıyor.

Marisa, daha bebekken kucağından koparılıp alınan oğlu Alessandro'yu Rio'nun gecekondu mahallelerinde arayıp durmaktadır. Sandro ise annesi öldürülünce büyük şehre kaçıp arka sokaklardaki çocuk çetelerinden birine katılmıştır. Acıya gözlerini kapamış, yırtıcı bir toplumun orta yerinde Sandro, Alessandro ve Marisa'nın yolları kesişir.

http://www.imdb.com/title/tt1280567/
27. Carancho / Akbaba | IMDB: 6,9 (2010)

Carancho / Akbaba | IMDB: 6,9 (2010)
Carancho iyi ve kötüyü ayıran sınırları sorgulayan tutkulu bir aşk hikayesi.

Arjantin’de her yıl sekiz bini aşkın sayıda insan trafik kazalarında ölüyor. Bu astronomik rakamın arkasında ise sigorta şirketlerinin ve işlemeyen kanunların beslediği kocaman bir endüstri var. Avukatlık yapan Sosa, hastanelerin acil servislerinde ve karakollarda müşteri avlayan bir carancho, yani akbabadır. Luján ise kırsaldan gelen genç bir doktor.İkisinin arasındaki aşk hikâyesi bir gece sokakta karşılaştıklarında başlar. Genç kadın birinin hayatını kurtarmaya çalışırken, Sosa ona bir sonraki müşterisi gözüyle bakıyordur. Bu yeni filizlenen aşkın verdiği güvenle, Sosa bir zamanlar zaafiyetlerinden yararlandığı insanlara yardım etmek ister, ama geçmişi bir türlü yakasını bırakmaz. Yeniden yapım hakları Hollywood tarafından anında kapışılan Akbaba, az karşılaştığımız türde bir film: gerilimi, karakter derinliği ve heyecanı tam dozunda, günümüze dair özgün bir kara film.

http://www.imdb.com/title/tt1542852/
28. Innocent Voices / Masum Sesler | IMDB: 8,0 (2004)

Innocent Voices / Masum Sesler | IMDB: 8,0 (2004)
1980'de, küçük bir ülke olan El Salvador'da ordu ile bölgedeki köylüler arasında bir anlaşmazlık başladı. Çok geçmeden köylüler örgütlenip FMLN (farabundo martí national liberation front) olarak bilinen gerilla ordusu halini aldı. Bu anlaşmazlık 12 yıl sürecek kirli bir iç savaşa neden oldu. 12 yaşındaki çocuklar zorla askere alınmaktaydı.

Film, gerillalarla ordu arasında sıkışıp kalan son köylerden biri olan Cuscatanzingo'da yaşayan 11 yaşındaki Chava'nın gözünden savaş gerçeğini anlatmaktadır...

http://www.imdb.com/title/tt0387914/
29. The Violin / Keman | IMDB: 7,8 (2005)

The Violin / Keman | IMDB: 7,8 (2005)
Meksikalı genç yönetmen Francisco Vargas'a başta Cannes Film Festivali olmak üzere birçok festivalde önemli ödüllerkazandıran Keman, müzikle savaşın tehlikeli bir oyuna giriştiği olağanüstü bir ilk film. Meksika'nın kırsal bir bölgesinde, 70'lerdeki çiftçi ayaklanması sırasında geçen film, aile sevgisi, sorumluluk, hayatın çelişkileri ve masumiyet duygusunu büyük bir başarıyla işliyor. "Toplumsal Adalet" uğruna verilen cesur bir mücadelenin hikâyesini anlatan film, yavaş yavaş heyecanınızı arttırarak gittikçe nefesinizi tutacağınız bir anlatım sergiliyor. Meksika sinemasının son yıllarda en etkileyici yapımlarından...

http://www.imdb.com/title/tt0451966/
30. El aura / Aura... | IMDB: 7,3 (2005)

El aura / Aura... | IMDB: 7,3 (2005)
Espinoza, utangaç ve insanların çıkarcılığından dem vuran bir tahnitçidir. Yıllardır sürekli olarak tek bir şeyin hayalini kurmuştur: kusursuz bir düzende işleyen ve geride hiçbir ipucunun kalmadığı bir soygun!

Bu hayalini kendisine takıntı haline getiren Espinoza, polislerin iyi bir soygunun kanıtlarınıbulamayacak kadar aptal, soyguncuların da nasıl iyi bir soygun yapabileceklerini bilemeyecek kadar beceriksiz olduklarını düşünmektedir. Bir gün, sürekli hayalini kurduğu o mükemmel 'suç'un fırsatını, hiç beklemediği bir şekilde yakalar. Artık kusursuz bir kurguda işleyebileceği suç, çok yakınında onu beklemektedir.

http://www.imdb.com/title/tt0420509/
31. Elsa & Fred / Elsa ve Fred | IMDB: 7,6 (2005)

Elsa & Fred / Elsa ve Fred | IMDB: 7,6 (2005)
“Elsa ve Fred” aşk için bir türlü zaman bulamamış iki yaşlı kişinin ilişkilerini konu alıyor. Film ayrıca aşk için asla geç olmadığının da güzel bir kanıtı.

http://www.imdb.com/title/tt0453047/
32. Carandiru | IMDB: 7,6 (2003)

Carandiru | IMDB: 7,6 (2003)
Carandiru, Sao Paulo'da 2002 yılına kadar kullanılmış bir hapishanedeki hayatı anlatıyor. Hapishanenin 900 hücre kuşu barındıran bloklarından birinde 14 yıl gönüllü olarak çalışan, oradaki yüzlerce mahkumun aşk ve tutku, suç ve arkadaşlıkla ilgili hikayelerini duyan ve aynı zamanda 111 kişinin öldüğü 1992 katliamında sağ kalanlara da tanıklık etmiş bir doktor olan Drauzio Varella'nın tecrübelerine dayanıyor. Böyle kalabalık bir çevrede hayatta kalabilmek için mahkumlar kendi kanunlarını yaratmışlardır. Dünyada her cezaevinde en büyük hayal özgürlüktür. Fakat Carandiru'da en büyük hayal buradan canlı olarak çıkabilmektir.

http://www.imdb.com/title/tt0293007/
33. Heleno | IMDB: 7,0 (2011)

Heleno | IMDB: 7,0 (2011)
Film, Brezilya'nın en iyi futbolcularından Heleno de Freitas'ın trajik yaşantısının biyografisini konu alıyor.

http://www.imdb.com/title/tt1720114/
34. Herod's Law | IMDB: 8,2 (1999)

Herod's Law | IMDB: 8,2 (1999)
Luis Estrada'nın yönettiği buMeksika filminin çekildikten sonra gösterimi hükümet tarafından bir kaçyıl yasaklanmış ve film ancak '99 yılında gösterime girebilmiş. Meksika'daki yönetimin yozlaşması üzerine komik bir taşlama.
http://www.imdb.com/title/tt0221344/

35. Holy Blood / Kutsal Kan | IMDB: 7,7 (1989)


Holy Blood / Kutsal Kan | IMDB: 7,7 (1989)
Akıl hastanesinde beyaz duvarların arasındakendini kuş zanneden ve bir ağacın üzerinde yaşayan Fenix (kendi küllerinden doğan Anka Kuşu) var karşımızda. Geçmişe dönüşlerle Fenix'inneden akıl hastanesinde olduğunu öğreniriz öncelikle.

Ailesi ile birlikte gösteriler yaptıkları sirklerinde güzel bir çocukluk geçirmektedir Fenix. Ancak çapkın bir adam olan babasının annesini sirkteki dövmeli kadınla aldattığı gece her şey değişir. Babasını dövmeli kadınla yakalayan annesi babasının cinsel organına sülfürik asitatar, babası buna karşılık annesinin kollarını bıçakla keser ve sonra da intihar eder. Tüm bu olayları izleyen Fenix ciddi bir travma geçirerek akıl hastanesine yatar.

http://www.imdb.com/title/tt0098253/

36. Without Name | IMDB: 7,6 (2009)


Without Name | IMDB: 7,6 (2009)
Kesişen ama uzlaşamayan hayatlar, yoksulluk, sefalet, çeteler ve yaşattıkları zülmün fotoğrafı, umutsuz mücadele, hayatta kalmak, alt sınıf, kaçış.. Her ne derseniz diyin her ne anahtar kelimeyi layık görürseniz görün hakkını verecek cinsten. Bütün bu döngülerin bir ayılma portresi. Sonuna kadar nefes nefese ve tıkırında işleyen bir senaryo ve gayet de güzel bir son, müthiş doğallıkta oyunculuklar ve Meksika...

http://www.imdb.com/title/tt1127715/

37. City of Men | IMDB: 7,3


City of Men | IMDB: 7,3
18 yaşına
girmek üzere olan iki sıkı dost Acerola and Laranjinha’nın dostlukları,
kaybolan babalarının geçmişleri ile ilgili bazı gizli gerçekleri
keşfettikçe, zarar görmeye başlar .

http://www.imdb.com/title/tt0870090/

38. Valentín | IMDB: 7,7 (2002)


Valentín | IMDB: 7,7 (2002)
Valentin annesi tarafından çok küçük yaşta terkedilmiş bu yüzden içinde çok büyük bir anne özlemi var. Büyükannesi Abuela ile birlikte yaşıyor. Abuela güçlü ama yorgun bir kadın ve torununa çok bağlı... Valentin'in hayatında arada bir gözüken çılgın bir dayı ve sorumsuz babası var. en iyi arkadaşı ise anlaşılamamış bir sanatcı olan piyanist Rufo...

http://www.imdb.com/title/tt0296915/

39. El Topo | IMDB: 7,5 (1970)


El Topo | IMDB: 7,5 (1970)
Oğluyla birlikte yolculuk yapan bir silahşör, bir kadının hayatını kurtardıktan sonra, çöllerin en sıkı dörtsilahşörüyle karşı karşıya gelmek durumunda kalır

Silahşör türlü meziyetleri olan bu adamları yok ettikten sonra ise yeraltına sığınmak zorunda kalır. Dışlanmışların ininde onu manevi bir uyanış beklemektedir. Gözlerini açtığında, dünyayı değiştirmek ve oğlunu bulmak üzere planlar yapmaya başlar.

http://www.imdb.com/title/tt0067866/

40. Luna de Avellaneda | IMDB: 7,3 (2004)


Luna de Avellaneda | IMDB: 7,3 (2004)
Juan José Campanella'nın, esas adam Ricardo Darin ve yancısı Eduardo Blanco'yu merkeze koyup arka fona da Arjantin'in politik ve ekonomik anlamda
geçirdiği değişim ve dönüşüm sürecini konu alıyor.

http://www.imdb.com/title/tt0347449/

41. Un cuento chino / Zoraki Misafir | IMDB: 7,3 (2011)


Un cuento chino / Zoraki Misafir | IMDB: 7,3 (2011)
Buenos Aires’te yaşayan Roberto yalnız bir adamdır ve bir hırdavat dükkanı sahibidir. Roberto hobi olarak tuhaf haberleri toplamaktadır. Arkadaşı Mari’nin Roberto’ya karşı duyguları vardır. Ancak Roberto bu durumu görmezden gelmektedir. Bir gün Roberto Jun isimli Çinli bir adamla tanışır. İspanyolca bilmeyen Jun kolundaki adresli dövmeyi gösterir. Roberto ve Jun o adrese giderler. Yerin Jun’unamcasına ait olduğunu ancak 3 buçuk sene önce sattığını öğrenirler. Daha sonra amcasını bulmaya çalışırlar. Roberto Jun’un söylediklerini çevirmesi için birini bulur ve dramatik hikayesini öğrenir.

www.imdb.com/title/tt1705786/

42. XXY | IMDB: 7,2 (2007)


XXY | IMDB: 7,2 (2007)
Alex ailesiyle birlikte Uruguay'daki küçük bir balıkçı kasabasında yaşayan on beş yaşında bir kızdır. Ancak bir sırrı vardır: Alex, çift cinsiyetlidir. Ailesinin arkadaşlarının yeniyetme oğullarıyla onları ziyarete gelmesi, herkes için bir kırılma noktası olacaktır.

Cinsellik, toplumsal cinsiyet kimliği ve çocuklarla baş etmenin zorluğu hakkında keşfedilmeyi bekleyen film, 2007 Goya En İyi Yabancı İspanyolca Film ödülünün de sahibi.

http://www.imdb.com/title/tt0995829/

43. Leonera / Aslan İni | IMDB: 7,1 (2008)


Leonera / Aslan İni | IMDB: 7,1 (2008)
25 yaşındaki üniversite öğrencisi Julia, iki haftalık hamiledir. Daha önce hiç suç işlememiş olan Julia, iki adamı öldürdüğü için hapse girer. Bir tanesi bebeğin babasıdır.

Çocuğunu içeride doğurmak ve büyütmek zorunda kalan Julia, burada tanıştığı iki mahkumun etkisi altında kalacaktır. Üstelik bir tanesi kendi öz annesi Sofia'dır.

Anneliğe, adalete, yalnızlığa ve suçluluğa değinen Aslan İni, Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye için yarışmıştı.

www.imdb.com/title/tt1022606/

44. House of Sand | IMDB: 7,5 (2005)


House of Sand | IMDB: 7,5 (2005)
Brezilya’nın Maranhao çöllerinde nesiller boyunca esaret yaşayan bir aileyi anlatıyor Casa de Areia. Kocası ile birlikte geldiği çölde, kocasının ısrarı ve ardından da ölümü sonucunda esir kalan Áurea’nın yanında sadece annesi vardır. İki kadın, ilkin içinde bulundukları çaresiz durumdan kaçmaya çalışacaklar; kaçış olmadığını anladıklarında ise hayatlarını devam ettirebilmek için çölün şartlarına ayak uyduracaklardır. Kadraja Áurea’nın kızının da dahil olmasıyla yıllar boyu devam eden bir esaret hikayesini, hayalleri ve tutkuları birbirlerinden miras kalan kadınların hayatlarını anlatan bu minimalist film, insana dair derin bir söyleme ve göz alıcı, doğal bir görselliğe sahip. Filmin Chopin’in Raindrop prelüdü eşliğinde harika bir metafor içeren finali ise kesinlikle görülmeli.

http://www.imdb.com/title/tt0373747/

45. Neighboring Sounds / Komşu Sesler | IMDB: 7,1 (2012)


Neighboring Sounds / Komşu Sesler | IMDB: 7,1 (2012)
Brezilya'nın Recife adlı kıyı kasabasında bir mahallenin sakinlerinin yaşamlarında geziniyoruz. Mahallede olan biten her şey yaşlı Francisco’dan soruluyor. Francisco’nun torunlarından biri ailenin emlak şirketinin patronluğunu yaparken diğeri arabalardan radyo çalıp satarak hayatını idame ettiriyor. Mahallenin sürekli ot içen depresif ev kadını, komşusunun havlayan köpeğini susturmakla kafayı bozmuş. Kadının kızı ise kâbuslarında evlerine yabancı birilerinin girdiğini görüyor. Bir de mahalle sakinlerinin birer aile üyesiymiş gibi davrandıkları siyahî hizmetçiler var. İşte böyle bir ortamda mahallenin huzurunu korumak için bir grup güvenlik görevlisi mahalleye geliyor ve herkesin hayatı değişmeye başlıyor.

http://www.imdb.com/title/tt2190367/

46. The Man from the Future / Geleceğin Adamı | IMDB: 7,2 (2011)


The Man from the Future / Geleceğin Adamı | IMDB: 7,2 (2011)
Zero (Wagner Moura) parlak bir bilim adamıdır. Fakat 20 sene önce okul partisinde alenen aşağılanmış ve hayatının aşkı Helana'yı (Alinne Moares) kaybetmiştir. Bir gün buluşlarından biriyle kazayla zamanda yolculuk yapar, daha doğrusu geçmişine geri döner. Artık kendi hayatını değiştirmek için bir şans yakalamıştır.

http://www.imdb.com/title/tt2027178/

47. Macario | IMDB: 8,4 (1960)


Macario | IMDB: 8,4 (1960)
Fakirve açlık çeken köylü Macario’nun Ölüler Günü’nde tek istediği şey doğrudürüst bir yemektir. Macario, karısının onun için pişirdiği hindiyi yedikten sonra üç farklı ruh ile karşılaşır: Şeytan, Tanrı ve Ölüm. Ruhların her biri Macario’dan hindisini onlarla paylaşmasını ister. Fakat Macario, Ölüm dışında herkesin talebini geri çevirir. Hindiyi paylaşmanın karşılığı olarak, Ölüm Macario’ya her türlü hastalığı iyileştirmeye yarayan sıvıyla dolu bir şişe verir. Kısa süre içinde Macario, köyün doktorundan bir zengin olur. Bu durum kısa süre içinde herkesin korktuğu Engizisyon’un ilgisini çeker.

http://www.imdb.com/title/tt0054042/

48. Love in the Time of Hysteria / Histeri Çağında Aşk | IMDB: 7,2 (1991)


Love in the Time of Hysteria / Histeri Çağında Aşk | IMDB: 7,2 (1991)
Reklam sektöründe senaristlik yaparak ve biraz da patronu Gloria ile yatarak hayatını kazanan Tomas, aşk yapmak için doğduğuna inanan, garip fakat sevimli takıntıları olan bir adamdır. Kadınlarla arası ziyadesiyle iyi olan Tomas'ın yatağı hiçbir zaman boş kalmamaktadır. Tomas'ı durdurabilecek tek şey, kutsal evlilik bağıdır. Elbette, Tomas'ın böyle bir bağ vasıtasıyla kendini asmak gibi bir niyeti yoktur. Niyetlenen kadınlara ve kurumun kutsallığına duyduğu saygı yüzünden; sonra yapamayacağı için, gelin adaylarıyla nikahtan önce seks yapmaktadır. AIDS kapmak gibi bir korkusu olmadığı için seks yaparken korunma gereksinimi duymayan Tomas'ın takıntılarından biri de durduk yerde hasta olduğunu düşünmesi ve kendisini hasta olduğuna inandıracak koşulları yerine getirmesidir.

http://www.imdb.com/title/tt0102958/

49. Cronos | IMDB: 6,8 (1993)


Cronos | IMDB: 6,8 (1993)
Antikacı dükkanı işletmekte olan Jesus Gris tesadüfen, 450 yıl önce bir simyacı tarafından icat edilmiş mekanik bir kapsül bulur. Filmde, yapıştığı kişiye gençlik ve güç aşılayan, örümcek şeklinde olan bu altın kapsülün aynı zamanda insan kanı içilmeden bastırılamayan bir açlık getirdiğini de farkeden Gris’in insandan vampire dönüşme süreci anlatılır. İçinde bulunduğu karışık durumdan çıkış yolu bulamayan Gris’in vücudundaki kapsülün peşinde olan başkalarının da olduğunu öğrenmesi uzun sürmeyecektir.

http://www.imdb.com/title/tt0104029/

50. Miss Bala | IMDB: 6,5 (2011)


Miss Bala | IMDB: 6,5 (2011)
Filmde güzellik kraliçesi olma hayalleri kuran ve kuzey Meksika’ya korku salmış bir çetenin eline düşen Laura’nın hikayesi anlatılıyor. Genç kadın güzellik kraliçesi tacını elde etmeyi başarsa da, Meksika’nın şiddetli savaşına istemeden katılmasıyla kazandığı deneyimler onu sarsıyor ve bambaşka bir insana dönüştürüyor.

http://www.imdb.com/title/tt1911600/



YAZI ALINTIDIR. 
KAYNAK:
http://onedio.com/haber/latin-amerika-sinemasindan-50-nadide-eser-401968?

28 Nisan 2015 Salı

Tepecik Hayal Okulu - Fragman _ Ahmet Uluçay'ın sinema serüveni




2009’DA KAYBETTİĞİMİZ TÜRK SİNEMASININ BAŞARILI YÖNETMENLERİNDEN AHMET ULUÇAY’IN SİNEMA SEVGİSİ ‘TEPECİK HAYAL OKULU’ ADLI BELGESELE KONU OLDU.

Karpuz kabuğundan gemiler yapan bir Ahmet Uluçay vardı


KÜLTÜR SANAT12 Haziran 2014, PerşembeAhmet Uluçay’ın Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminin yapım sürecini belgeleyen “Tepecik Hayat Okulu” belgeseli, Documentartist 7. İstanbul Belgesel Günler kapsamında bugün saat 18.00’de Fransız Kültür Merkezi’nde gösterilecek.
2009’da kaybettiğimiz Ahmet Uluçay ile belgeselin yönetmeni Güliz Sağlam’ın yılları 90’lı yılların sonunda kesişiyor. O zamanlarda Mardin’den Tarlabaşı’na zorunlu göçle gelen ve midyecilik yapan bir aile hakkında, Evden Uzakta adlı belgeseli üzerine çalışan Güliz Sağlam, kısa filmlerini gördüğü Uluçay’ın imkânsızlık nedeniyle filmlerini çekememe derdine ortak oluyor. Sağlam, bir belgesel yapıp Ahmet Uluçay’ın yapımcı bulmasını kolaylaştırmak istiyor. Uzun süre raflarda bekleyen bu görüntüler 10 yıl sonra Tepecik Hayal Okulu’yla can buluyor. Sağlam, “Onun sinema tutkusu beni çok etkilemişti. O sıralarda Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ın hazırlıkları vardı. Ahmet’in bunun dışında birçok senaryosu daha vardı. O dönemlerde küçük bir ekipmanla başka bir belgesel çektiğimiz Frank Massholder’la birlikte Ahmet’in hayatı üzerine belgesel yapmak, onu tanıtmak istedik. Yapımcı bulmasını umuyorduk. Asıl amacımız Ahmet Uluçay’ın dünyaca tanınması ve uzun metraj filmlerini gerçekleştirebilmesini sağlamaktı.” diyor. Tepecik Hayat Okulu belgeseli, yola çıkış amacını başaramasa da Ahmet Uluçay’a dair önemli bir arşiv niteliği taşıyor. Çünkü Güliz Sağlam, Uluçay beyin ameliyatı geçirdiği dönemde hastanede bile kendisiyle röportaj yapmış.

http://www.zaman.com.tr/kultur_karpuz-kabugundan-gemiler-yapan-bir-ahmet-ulucay-vardi_2223789.html

..........



26 Nisan 2015 Pazar

(12 Saat) Suç Ortağı (2012) "Stolen" (original title) _ içi boş bi aksiyon filmi

Suç Ortağı (2012)
"Stolen" (original title)
R  |  96 min  |  Action, Crime, Drama  |  Ratings: 5,5/10

A former thief frantically searches for his missing daughter, who has been kidnapped and locked in the trunk of a taxi.

Director: Simon West
Writer: David Guggenheim

Cast

Cast overview, first billed only:
Nicolas Cage ... Will Montgomery
Josh Lucas ... Vincent
Danny Huston ... Tim Harlend
Malin Akerman ... Riley Jeffers
Sami Gayle ... Alison Loeb
Edrick Browne ... Jacobs
Mark Valley ... Fletcher
Barry Shabaka Henley ... Reginald
M.C. Gainey ... Hoyt

kaynak;
http://www.imdb.com/title/tt1656186/?ref_=nm_flmg_act_21


Dün televizyonda ne var diye zaplarken, Mehmet Turgut'un Falan Filan programını beklerken rastladım bu filme. Nicolas Cage yine kahraman, azıcık hatalar yapmış, mükemmel biri değil vatandaş olarak, ama baba olarak elinden geleni yapıyor. Çok başı sıkışınca, üstelik fena halde tehlikeli bir işe ortak olmasını, yardım etmesini sağlayacağı, çok güzel, gözü kara, genç bir sarışın hanım arkadaşı da var üstelik! Ama işte peşinde intikam arayan, çirkin, kötü bir adamla, dürüst, işinde gücünde 2 ajan da var. Tüm bunlara rağmen başarılı oluyor, üstelik New Orleans'ın en hareketli döneminde, Marti Gras zamanında, yollar tıklım tıklımken koşturmaca başlıyor. Çünkü kötü adam kızını rehin aldı. Liam Neeson'lı seri ne zaman çekilmişti bilmem de fazla benzemiyor mu? Aynı içi boş, başı sonu belli aksiyon filmi. Kızı kaçırılan mücadeleci, vazgeçmeyen, orta yaşı geçmiş baba.??
Malin Akerman'ın güzelliği, Danny Huston'un yeteneği, Josh Lucas'ın kötü adam olabilme kapasiteli, tekinsiz yakışıklılığı da olmasa. Olsa n'oluyor da, boşa geçmiş 96 dakika.
Formül filmi işte! Üstelik yayınlayan kanala göre filmin adı 12 Saat. Böyle saatli filmler de vardı. 88 dakika falan...
Aksiyon filmine alışık, tanınmış aktör+sarışın güzel kadın+ masum bir genç kız+ yüzeysel kötü adam+ ajanlar + patlamalar, çatlamalar, her yeri döküp saçmalar, araba takip sahneleri, iyi adamı yavaşlatan unsurlar.... Bari Gerhard Butler oynayaydı da yakşıklılığına bakardık ^^


Özet & detaylar

Will Montgomery hapishaneden yeni tahliye olmuş eski bir hırsızdır. 10 milyon dolarlık bir soygun gerçekleştirmiş ama yakalanmıştır. Soyduğu kokain kaçakçısı mafya ise şimdi uğradıkları zarara karşılık kızını kaçırmıştır. Adamların istediği parayı bulması içinse sadece 12 saati vardır. Sevgilisi ile New York'ta bu kadar çok parayı bulmanın yollarını arayan Will'in tek çaresi, özgürlüğünü tehlikeye atıp, eski hırsızlık deneyiminden yararlanmaktır.
Yönetmenliğini Simon West'in üstlendiği yapımın senaryosu David Guggenheim'a ait. Fİlmin başrolünde Nicolas Cage yer alırken, kadroda kendisine Malin Akerman, Josh Lucas, Danny Huston ve Malin Akerman eşlik ediyor.
kaynak;
http://www.beyazperde.com/filmler/film-189091/


Beyazperde eleştirisi Suç Ortağı

1,5
Nicolas Cage'e ne oldu?
Orkan Şancı

Stolen: Nicolas Cage’den yeni aksiyon bombası! Stolen: The Expendables 2’nin yönetmeninden dolu dizgin bir macera! Stolen: “Safe House”un senaristinden akılları zorlayan yenilikçi bir film! ..ve Stolen: izlerseniz, hayatınızdan eksilmesine en üzüleceğiniz 96 dakika!
Sonuncusu doğru, maalesef.
Nicolas Cage ile başlayalım. Sahi; o Oscar alan adama ne oldu? ABD’de “Nic Cage B-filmlere devam ediyor” yazmışlar. B-filmi mi? (bu konuya döneceğiz)
Bir zamanlar “öyle bir rol verin ki ona ruhumu vereyim” diyen Cage, şimdi bataklıktan çıkmaya çalıştıkça daha derine saplanan, kariyerinin başlarındaki ruhunu çoktan kaybetmiş bir aktör.
Eski karısı Lisa Marie Presley’in, çocukluğundan beri biriktirdiği o devasa çizgiroman arşivini yakmasından sonra psikolojisi mi bozuldu acaba? “City of Angels”da bizi melek olduğuna inandıran adam, şimdi ancak Jason Statham’ın reddettiği rolleri alabiliyor.
Simon West. Hatırlar mısınız, İngiliz yönetmen sinemada “aks çizgisi” diye bir şey olduğunu hiçe sayıp “Tomb Raider”da ortalığı karman çorman hale getirmişti. Sadece o filmi izlediği için gözü bozulmuş seyirciler olabilir. West daha kötüsünü yapabileceğini önceki işi, John Travolta’lı vasat mı vasat “General’s Daughter”la göstermişti, sağolsun. Üstelik ilk uzun metrajı “Con Air”de (yine Cage oynuyordu) beğeneni bile olmuştu. Simon West ve Nicolas Cage ne mutlu bize ki, tam 15 yıl sonra yine birlikte.
David Guggenheim. Doğrusu ‘Stolen”ı izleyince insan “Safe House”un değerini daha iyi anlıyor. Denzel Washington’lı filmde zeka pırıltıları gösteren bir iş yapmış olan Guggenheim’ın, bu denli ilginçlikten uzak, yapmacık, heyecansız bir metne imza atmış olması enteresan.
Filmde Nicolas Cage’in karakteri, arkadaşının attığı kazık nedeniyle yakalanıp 8 yıl hapis yatan usta bir banka soyguncusu. 8 yıl sonra özgürlüğüne kavuştuğunda kızının kaçırıldığını öğreniyor. Üstelik kaçıran da, eski mesai arkadaşlarından biri. Arkadaşı, yakalanırken yanında olan 10 milyon dolardan pay istiyor. Ama Cage’in karakterinin parası yok, acil bir soygun yapması lazım.
Aslında her şey o kadar da kötü başlamıyor. Nicolas Cage’in karakterini filmin hemen başında, arkadaşlarıyla iş üstünde görüyoruz. Biraz “National Treasure”da oynadığı dahi karaktere benzeyen performansıyla Cage, FBI ajanlarını aptal yerine koyarcasına bir soyguna girişiyor. Üstelik olayın FBI tarafında Danny Huston gibi kalburüstü bir aktörün karakteri var. (Tüm bu x’in karakteri olayına takılmayın. Ortada herhangi bir karakter olmadığı için filmdeki isimlerini yazmadım)
Sevgili Cage’in karakteri 8 yıl yatıp çıktıktan sonra Simon West tam anlamıyla devreye giriyor. Filmin bırakın olmayan ritmini, olay örgüsü o kadar inandırıcılıktan uzak ki, herhangi bir anında ciddiye almanız için bir sebep yok. Yine kayda değer bir aktör olan Josh Lucas’ın karakteri, 8 yıl sonra uyuzluk yapıp Cage’in kızını kaçırıyor. Cage’in karakterinin 12 saat içinde 10 milyon dolar bulması gerekiyor.
Nicolas Cage artık 49 yaşında. Arabaların kaportaları üzerinde zıplayarak dolaşması, caddeler boyunca koşması gibi “üst seviye” aksiyon sahneleri mevcut. (Statham olsa ne yapardı acaba) Kızının kaçırıldığını öğrendikten sonra, son bir soygun için bir başka arkadaşını iknaya çalıştığı sahnede gözlerine iyi bakın. İkna için “ama o benim küçük kızım” dediği anda karşınızda “bir aktörün gerçekten ama gerçekten çöküşü” konulu bir müsamere seyrettiğinize inanabilirsiniz.
Filmin sözüm ona çatışma örgüsünün merkezini teşkil eden küçük kız mesela. Umurunuzda bile olmayan bir adamın hiç de umurunuzda olmayan kızını kurtarma macerasını seyretmek zorundasınız. Senarist-yönetmen ikilisi “küçük” kızı hikayeye öylesine ani dahil ediyor ki, birden başka bir film seyretmeye başladığınızı sanabilirsiniz.
Gelelim B-filmi meselesine. Nedir B-filmi? Yıldız kategorisinde oyuncu bulunmaması, kısıtlı bütçe ve mekan kullanımı gibi olaylara hiç girmeyeceğim. Gerçekten, nedir bir B-filmi? Albeni, cazibe, çocuksuluk, naiflik..  Stolen yeterince basit ve ilkel ama çekici değil. Samimiyet, çocuksuluk yok.
Kendini iyi film sanma hali var.
“The Sixth Sense”in ölü olduğunu bilmeyen insanları gibi..  I see bad movie..

kaynak;
http://www.beyazperde.com/filmler/film-189091/elestiriler-beyazperde/

24 Nisan 2015 Cuma

Cehennemden gelen (2001) "From Hell"

Cehennemden gelen (2001)
"From Hell" (original title)
R  |  122 min  |  Horror, Mystery, Thriller  | Ratings: 6,8/10 from

In Victorian Era London, a troubled clairvoyant police detective investigates the murders by Jack The Ripper.

Directors: Albert Hughes (as The Hughes Brothers) , Allen Hughes (as The Hughes Brothers)

Writing Credits (WGA)
Alan Moore ... (graphic novel) and
Eddie Campbell ... (graphic novel)

Terry Hayes ... (screenplay) and
Rafael Yglesias ... (screenplay)

Cast

Cast overview, first billed only:
Johnny Depp ... Inspector Frederick Abberline
Heather Graham ... Mary Kelly
Ian Holm ... Sir William Gull
Robbie Coltrane ... Sergeant Peter Godley
Ian Richardson ... Sir Charles Warren
Jason Flemyng ... Netley, the Coachman
Katrin Cartlidge ... Dark Annie Chapman


http://www.imdb.com/title/tt0120681/?ref_=nv_sr_1

Özet & detaylar

1880'ler Londrası'nda insanları dehşete sürükleyen Karındeşen Jack cinayetleri hüküm sürmektedir. Korku içerisindeki insanlığı bu vahşetten kurtarabilecek tek kişi Müfettiş Fred Abberline olamak üzeredir. Psişik güçlere sahip olan Abberline, partneri Godley'le birlikte bu güçlerinin ortaya çıkardığı delilleri takip etmeye koyulurlar.
Sinemaya çokça kereler ilham veren Karındeşen Jack vakasından esinlenen yapıt, bir çizgi romandan beyaz perdeye uyarlanabn ilginç bir iş görünümünde.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-28835/

Cehennemden Gelen Filmi Fragman
http://www.beyazperde.com/filmler/film-28835/fragman-19533746/

21 Nisan 2015 Salı

Kara Kutu dizisi final bölümüyle bu akşam 23.15'te Kanal D'de :((



Kara Kutu, yapımcılığını Pana Film'in üstlendiği, senaryosunu Ercan Mehmet Erdem'in yazdığı, yönetmenliğini Serdar Akar'ın yaptığı, başrollerinde
Orhan Kılıç
Barış Bağcı
Zamire Zeynep Kasapoğlu
Deniz Uğur
Şevval Sam
Hakan Eratik
Kerem Alışık
Hazım Körmükçü
Sümeyra Koç
Ali Yoğurtçuoğlu
Sadi Celil Cengiz
Mehmet Ali Kaptanlar'ın olduğu, aksiyon, Macera ve Polisiye dizisi. 21 Nisan'da yayınlanacak 7. bölümüyle ekrana veda ediyor.

Konu;
Eski bir istihbaratçı olan Barış'ın siyasi entrikalarla dolu hayatını anlatmaktadır. Barış yıllar önce Irak'a görev amacıyla gitmiştir. Arkadaşı Reşit onu öldürmeye çalışmış, ama Barış ölmemiş, ağır yaralanarak hafızasını kaybetmiştir. Irak'ta kendisine yardım eden köylüler sayesinde üzerindeki Türk pasaportuyla Türkiye'ye Mehmet Duman adıyla geri dönmüş, hiç bir şey hatırlamadığı için, çeşitli işlerde çalışmış, biraz da geçmişini araştırmıştır. Sonunda Barış bir barda şarkıcılık yaparak para ve barda sıkı dostlar kazanır ama karıştığı bir kavgada başına aldığı bir darbeyle geçmişinden bir takım şeyler hatırlamaya başlar.
Ancak hatırladığı şeyler hiç de sıradan bir insanın yaşayacağı türden değildir, çoğu da travmatikdir aslında.
Bundan sonraki süreçte Barış geçmişinin izlerini sürmeye başlar, her geçen gün bir kaç şey daha hatırlayacak ama bunlardan hiç hoşnut olmayacaktır. Çünkü pis işlere bulaşmıştır, olayları çözdükten sonra teslim olmak istemektedir, ama zincirleme yaşanan olaylar buna izin vermez.
Geçmişini deşip kirli olayları bir bir ortaya çıkarmasına barda tanıştığı kız arkadaşı, yine bardan yakın arkadaşları destek olacaktır.
İlerleyen günlerde kendine yardın edecek emekli olmak üzere, ama dürüstlüğünden ve idealistliğinden ötürü bu işleri deşmeye karar veren bir komiser de eklenir. Hatta
  tesadüfen bir eşi ve kızı olduğunu öğrenen Barış'ın eşi de en yakın dostu, Barış'ın eski iş arkadaşı Reşit'ten şüphelenir.
Türlü türlü kirli iş, derin devlet, kiralık katillerin de dahil olduğu son bölüme gelinmektedir.


---------
Hikaye ve Künye
Mehmet Duman barda gitar çalıp şarkı söyleyerek hayatını kazanan sıradan bir adamdır. 2013 senesinde Irak’ta ölümden dönmüştür. Mehmet bu olaydan sonra hafızasını kaybetmiştir. Hafızasını kaybettikten sonra geçen bir buçuk senede Mehmet, kim olduğunu araştırmış olsa da elle tutulur bir bilgi edinememiştir. Bir gece Mehmet’in çalıştığı barda kavga çıkar. Mehmet kavgayı ayırmak için araya girdiğinde başına sert bir darbe alır. Mehmet o anda
geçmişine anlık bir gelgit yaşar.Mehmet geçmişine dair ufak da olsa bir şeyler hatırlatan gelgitleri sıklaştıkça kim olduğunu çözmeye başlayacaktır. Devlet adına çalıştığı söylenen gizli bir teşkilatta birçok pis olaya bulaştığını öğrenecektir. Bu onda bir yıkıma yol açacak, kendinden nefret edecektir. Mehmet, kendisine bunu yapan yapıyla amansız bir savaşa
girecek ve bu teşkilatın arkasında kim olduğunu bulmaya çalışacaktır. Kimliğinin peşine düşen Mehmet, bir süre sonra gerçek adının Mehmet’in olmadığını, hafızasını kaybetmeden önce evli bir adam olduğunu üstelik sekiz yaşında bir de kızı olduğunu öğrenecektir. Karısının adı
Canan’dır. Mehmet karısını ve kızını hatırlayamaz ama geçmişin anahtarı onlardadır. Mehmet zaman ilerledikçe günümüzde sevgilisi olan Zeynep ile hatırlayamadığı karısı Canan ve kızı arasında kalacaktır.



Yapım                          : Pana Film

Yönetmen                     : Serdar Akar

Senaryo                       : Ercan Mehmet Erdem

Oyuncular                    : Orhan Kılıç (Mehmet), Sümeyra Koç (Zeynep), Deniz Uğur (Canan), Hazım Körmükçü (Reşit), Hakan Eratik (Hasan),  Barış Bağcı (Katip), M.Ali Kaptanlar (Cevahir), Ali Yoğurtçuoğlu (Celal) Zamire Kasapoğlu (Yasemin), Remzi Evren (Abdurrahman), Burcu Tutkun (Emine), Şevval Sam (Adalet), Gökhan Azlağ (Can), Erman Koç (Recai), Fatih Koyunoğlu (Macit), Sema Atalay (Şükran), Caner Candarlı (Suat), Nas Sıla Zengin (Derin Erdem), Sadi Celil Cengiz (Serhat Taklacı), Can Tunalı (Salim), Ekrem İspir (Emniyet Amiri), Şebnem Dorukel(Sezen), Özgül Sadıç (Sevgi), Ayça Koyunoğlu (Macit'in eşi), Kaan Ürkmez (Savaş), Ozan Çolak (Metin), Mehmet Uslu (Vedat), Hakan Şahin (Mansur) ve Kerem Alışık (Tekin)

https://www.kanald.com.tr/kara-kutu/hikaye-ve-kunye


--------------------------

Aşk üçgenlerinin iç açılarının geometrisi, kimin eli kimin cebinde belli olmayan 'aşk' ilişkileri, fakir mahallelerden boğaz yalılarına transfer olan sonradan zenginler, aşırı zenginlik, lüks içinde yaşanan yüzeysel senaryolar, aşk entrikalarından ve benzerlerinden vazgeçemiyor demek bizim millet. Böyle incelikli ve farklı bir senaryoya sahip, aksiyonlu bir dizi bile tutunamadı. Zaten kanallar da nedense en başından beri bazı dizilerin çok fazla arkasında dururken bazılarını sanki zorla yayınlıyormuş gibi önemsemeyip daha baştan şans vermeyip geç saatlere atıyor. Üstelik diziyi Kurtlar Vadisi'nin şirketi yapıyor yani, yazarı da Behzat Ç.'nin senaristi, yönetmen ise Serdar Akar, buna rağmen bitiyor.

Öyle güçlü duruş sevilmiyor demek ki, kadınlar illa direnirken, mücadele ederken bile zırıl zırıl ağlayacak, kendini yerden yere vuracak: bak şöyle Deniz Uğur'un karakteri Canan'ı kızı rolündeki çocuk oyuncuyu hatta gizli ajan olan Sümeyra Koç'un karakteri Zeynep'i bir zırlatsalar, duygu sömürüsünün dibine vursalar, bak biter miydi? Güçlü kadın karakterler sevilmiyor bizde, ki yani bir saf tarafı da var Canan'ın yani.
Bizim dizilerde güçlü kadınlar kötücül olur. Klişelerden ibaret ama seviliyor demek.



Kara Kutu da böyle oldu Beş Kardeş de.


Beş Kardeş'in yazın başlayacağı duyurulmuştu ama meçhulmüş (ben de valla Mesut Yar'ın yalancısıyım ^^). Ben bu beş kardeşin birbirine tutunmasını, hayata karşı iyimserlikle de dolu bir arsızlıkla bakmalarını sevmiştim. Yayınlanan 5 bölümün her birinde herhalde ikişer kere dayak yiyip borçlandılar; ama o kadar naif ve iyimserler ki öbür yanaklarını döndüler. Böyle iyimser, hayatı hafife alan bir tavır lazımdı dizilerde.

Kara Kutu'nun reytingleri düşmüş efendim. E düşer tabi, 23.15'te başlayan dizi mi olur ki hemen reklam giriyor dakikalar sonra anca başlıyor. Kanal D resmen üvey evlat muamelesi yaptı.
Tabi bir de RTÜK cezaları var, çok ciddiye alıyorlar dizileri.
Ama her bölümde, fragmanında bile herkesin nefret ve kötülük, sapkınca hemde saçtığı, bağırıp kırıp döktüğü, tehdit ettiği dizilere ceza yok. Demek psikopatlık serbest.
Mesela belli temalar var illa da kullanılacak, romantik komediye dönük işlerde bile: kaçırılma, tecavüz, mafyaya bulaşma, intihara meyil, evlilik dışı hamilelik, düşük, garip bence sapkınca ve sorunlu aile ilişkileri, entrikalar, aldatmalar. Tabi içinde mutlaka çok fakir bir semt ve aşırı zengin bir malikane de olacak. Hele bir de işin içine duygu sömürüsü girdi mi tam. Aliye dizisinden sonra anne ile çocukları ayıran temalar pek moda oldu, sömürüldükçe sömürüldü.
Adeta gizli bir zevk alır gibi geliyor bana insanlar; bak benden daha kötü, daha mutsuz hayatları demek ki benimki fena değil uyuşukluğu çöküyor üzerlerine. Bir çeşit uyuşturucu gibi.


Gönül İşleri dizisinin bile suyu çıktı, Selma Ergeç'in tatlılığı, Timuçin Esen'in komedi karakteri bulduğu için sevinçli oyunculuğu yetmiyor ama işte :(( Hani o bitmiyor da Kara Kutu bitiyor :((

Sezonun başında Aslı Enver, Buğra Gülsoy ve Alican Yücesoy'lu, Bana Artık Hicran De, ilk fragmanı da pek afili, hoş bir dizi başlamıştı ama ona da aynını yaptılar. Hiç şans vermeden küt diye kestiler. Ağdalıydı biraz ama hoş olabilirdi.

Bazen sıkılıyorum ama genelde izlenesi tek bir iş kaldı o da Diriliş Ertuğrul dizisi. Ondan da sıkıldım ya, neyse. biraz ara vereyim

-

Popüler Yayınlar - most viewed

DİNLEDİĞİM MÜZİKLER

DİNLEDİĞİM MÜZİKLER _ BANA İLHAM VEREN MÜZİKLER _ THE MUSIC INSPRIRES ME _ RESİM YAPARKEN DİNLEDİKLERİM


KISACA SOLİST YA DA GRUPLAR;

DİNLEMEK İÇİN TIKLAYABİLİRSİNİZ, TTNET ve TURKCELL MÜZİK LINKLERİNİ EKLEDİM.


A-B


AEROSMITH (90lardan beri, nine lives ve get a grip albümleri var bende. sonra pek takip etmedim ama.)



AYÇA ŞEN (DELİDİR NE YAPSA YERİDİR)










BON JOVİ (ESKİ 90LARDAN ŞARKILARINI HALA SEVERİM)



BROOKLYN FUNK ESSENTIALS






C-D


D-E

G-H

I-İ-J

K-L

M-N

O-Ö

P-R

S-Ş

T-U-Ü


V-W-Y-Z



-------------------------------------------------

PİNTEREST'TEKİ VİDEO ALBÜMLERİ;

MUSIC I LOVE; http://www.pinterest.com/ebruduvenci/music-i-love/

TURKISH ROCK MUSIC;