26 Ağustos 2014 Salı

Jack Reacher (2012)

Jack Reacher (2012)
 130 min  -  Action | Crime | Thriller  - 


A homicide investigator digs deeper into a case involving a trained military sniper who shot five random victims.

Director: Christopher McQuarrie
Writers: Christopher McQuarrie (screenplay),
Lee Child (based on the book "One Shot" by)

Cast
Cast overview, first billed only:
Tom Cruise ... Reacher
Rosamund Pike ... Helen
Richard Jenkins ... Rodin
David Oyelowo ... Emerson
Werner Herzog ... The Zec
Jai Courtney ... Charlie
Robert Duvall ... Cash



http://www.imdb.com/title/tt0790724/?ref_=nv_sr_1

Özet & detaylar

Pittsburgh kentinde sakin ve güneşli bir sabah, mesai saatinden hemen önce insanlar işlerine doğru koşturmakta, günlük telaşlarını yaşamaktadırlar. Tam bu sırada 10th Street köprüsüne bakan parkta, nehrin karşısı yakasından gelen 6 el silah sesi duyulur ve birkaç dakika içinde 5 masum insan kanlar içinde yere yığılarak hayatını kaybeder. Usta bir nişancının elinden çıktığı belli olan bu olayı Pitssburg polis departmanının çözmesi ve katil zanlısını yakalaması fazla sürmez; daha 24 saat dolmadan 5 cinayetin faili yakalanır. Fakat sorgu esnasında hiçbir şey söylemeyen genç adam bir kağıda sadece "Jack Reacher'ı bulun!" yazar. Tüm kanıtlar gün gibi ortadayken eski bir asker olan Jack Reacher olayın görünmeyen yönlerini açığa çıkartacağı bir davanın içine girecektir. Bu arada zanlı Jason Barr'ın avukatı Helen Rodin de Bölge Savcısı olan Alex Rodin'in kızıdır. Baba-kız arasındaki hesaplaşmanın boyutları ise çok farklıdır...
Olağan Şüpheliler filmiyle 1996'da En İyi Senaryo dalında Oscar almış olan senarist ve yönetmen Christopher McQuarrie'nin yönetmenlik koltuğunda oturduğu ikinci filmin başrolü ise Tom Cruise...

http://www.beyazperde.com/filmler/film-111473/


Beyazperde eleştirisi Jack Reacher

3,0
Tom Cruise merkezli, tadında aksiyon...
Duygu Kocabaylıoğlu

1996'da Olağan Şüpheliler (The Usual Suspects) filminin senaryosuyla En İyi Senaryo Oscar'ını aldıktan sonra, sinema ve televizyon camiasında esas olarak senarist yönüyle tanıdığımız Christopher McQuarrie'nin kamera ardına yönetmen olarak geçtiği, ikinci uzun metrajlı işi olan Jack Reacher, yılın belki de son "büyük gişe hiti" sıfatıyla ve dünyayla eş zamanlı olarak bu Cuma ülkemizde de vizyona giriyor. Filmin henüz proje aşamasından medyada çokça yer aldığını ve roman karakteri "Jack Reacher" hayranları arasında beklenti yarattığını düşünürsek Hobbit: Beklenmedik Yolculuk (The Hobbit: An Unexpected Journey) 'in ardından, hafta sonu gişede çıkış yapması işten bile değil.


Film, Lee Child ismini mahlas (takma ad) olarak kullanan İngiliz yazar Jim Grant'ın "Jack Reacher" temalı suç ve gerilim romanları serisinin, 2005 tarihli "One Shot" adlı romanından uyarlama. Bu kadar uzun bir açıklamaya gerek duydum, zira Lee Child imzalı 17 adet Jack Reacher romanı var, hatta 18.‘si de yolda. Ayrıca serinin "best-seller" (çok satan) etiketiyle yurtdışında çılgın bir hayran kitlesine sahip olduğunu ve yazarına pek çok ödül kazandırdığını da ekleyelim. Bu popülerlik, şüphesiz ki başrol Tom Cruise,'a getirilen "Jack Reacher karakterine fiziksel açıdan hiç de benzemiyor!" eleştirilerini de meşrulaştırıyor. Sonuçta sıkı bir edebiyat kitlesine sahip bir karakteri ele yüze bulaştırmadan görsele dökebilmek hem cesaret, hem yetenek işi.


Jack Reacher okuyucuları kitaplarda fiziksel özellikleri oldukça ayrıntılı verilen karakterle sinema perdesinde ne kadar özdeşleşebilir bilemiyorum ama benim gibi roman serisinden haberdar olmayan suç ve aksiyon sineması takipçilerini tatmin edecek bir film var karşımızda. Tom Cruise ile hayat bulan Jack Reacher, gerçekten yalnız bir hayalet. Aranıp bulunmak istemediği sürece bulunamayan, olaylara başkalarının sürüklediği yönde değil kendi istediği kadar dâhil olan ve adaleti kanuna göre değil kendi doğrusuna göre teslim eden bir anti-kahraman.  Muhtemelen de çevremizde var olandan farklısını sunduğu için bu kadar sevilen, kara mizah bir karakter. Cruise'un oyunculuğu kararında ve bence en önemlisi 4 film boyunca canlandırdığı Ethan Hunt'tan Jack'e fazla miras taşımamış olması. Zira bir posterde 'elinde silahlı Cruise'u görünce seyirci zihninde belli bir film şablonu hemen oluşuyor; zor olan bu algıyı kırabildiği ölçüde keyifli bir seyir sunmak.


'Birilerinin' emriyle savaşa giden ve resmi olarak ustaca öldürmeyi öğrenen ordu askerlerinin psikolojisine yüzeysel olarak değinen film, kapitalist şirketlerin dengelerini korumak ve ellerini daha çok güçlendirmek için düzenledikleri tezgâhları da kendisine fon olarak alıyor. ABD'nin emniyet güçleri, adalet sistemi gibi resmi kurumları da bu tezgâhlarda topun ağzında. Açıkçası öykü ilerleyişinde çok büyük sürprizler yok, zira, "büyük resme bak!" diye bağıran politik suç filmlerine ve benzer ABD menşei tv dizileriyle bu örgüye iyice alıştık. Açılışla karşımıza gelen ‘rastgele 5 masum kişinin vurulması' vakası, filmin ikinci bölümünde çorap söküğü gibi aydınlanıyor.


Hal böyle olunca filmin tüm esprisi kaliteli aksiyon sahneleriyle, nev-i şahsına münhasır bir anti-kahramanı harmanlayabilmesinde yatıyor. Hollywood aksiyonlarının olmazsa olmazları arasında yer alan sıkı araba kovalama sahnesinin yanı sıra, Jack Reacher'ın peşindeki adamları müthiş bir özgüvenle haşat ettiği sahneler seyir keyfini kamçılıyor. Yalnız donuk sarışın avukat Rosamund Pike'ın artık oyunculuğundan mıdır, canlandırdığı karakterin fazla "tip" çizilmesinden midir bilemiyorum ama Helen Rodin'in perdede göründüğü her andan sıkıldığımı da itiraf etmeliyim. Yan karakterlerde David Oyelowo fena değilken, Richard Jenkins'den de fazla bir sürpriz çıkmıyor.


Daha önce yine Cruise'un başrolde olduğu  Operasyon Valkyrie filminin senaristliğini üstlenen ve 2000 yılında yönetmenlik koltuğuna oturduğu The Way of the Gun filminden sonra reji adına arayı çok açan Christopher McQuarrie'nin "yönetmen gözü" açısından biraz daha pişmesi ve kadrajlarda imzasını belli etmesi gerektiğine inanıyorum. 2012'nin son günlerinde kaliteli aksiyon seyretmek isteyenlere hitaben, kadınların halen sevgilisi Tom Cruise'lu Jack Reacher, sinemalarda...


http://www.beyazperde.com/filmler/film-111473/elestiriler-beyazperde/


Christopher McQuarrie'nin diğer filmleri;


 2014Yarinin Sinirinda (screenplay) (vizyondayken kaçırdım, ama yakında izlemeyi planlıyorum) 
 2012Jack Reacher (screenplay by) 
 2010Turist (screenplay)


 2015 Görevimiz Tehlike 5 (filming) 
 2012 Jack Reacher 

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Drew Barrymore Filmografisi!

Fotoğraflarla Drew Barrymore Filmografisi!

11 Haziran 2014 Çarşamba - 12:00
Bu cuma gösterme girecek Karışık Aile'de Adam Sandler ile başrolü paylaşan güzel oyuncu Drew Barrymore'un geçmişten bugüne canlandırdığı rolleri filmlerinden karelerle anımsamak istedik!

Karışık Aile
Büyük Mucize
Herkesin Keyfi Yerinde
Seni Uzaktan Sevmek
Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar
Grey Gardens
Whip it!
Söz ve Müzik
Şans Sende
Fever Pitch
50 İlk Öpücük
Çatı Katı
Charlie'nin Melekleri: Tam Gaz
Tehlikeli Aklın İtirafları
Karanlık Yolculuk
Charlie’nin Melekleri
Hayatımdaki Erkekler
Gerçek Öpücük
Evlilik Öpücüğü
Sonsuza Dek
Çığlık
Batman Daima
Zehirli Sarmaşık
Firestarter
E.T.


fotoğraflar için kaynağa gidebilirsiniz;
kaynak;
http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-61426/

Öne Çıkan 20 Filmiyle Mark Wahlberg!

Bir türlü kanımın ısınmadığı, ama iyi filmlerde rol aldığı için bazı filmlerini izlediğim aktör Mark Wahlberg;

"Öne Çıkan 20 Filmiyle Mark Wahlberg!

27 Haziran 2014 Cuma - 00:00
Transformers: Kayıp Çağ heyecanla beklenirken, kariyer basamaklarını emin adımlarla tırmanan, önemli yönetmenlerle ve oyuncularla çalışan Mark Wahlberg'in öne çıkan filmlerine şöyle bir göz atmaya ne dersiniz?


Transformers: Kayıp Çağ
Bitik Şehir
Zor Kazanç
Zorlu İkili
Ayı Teddy
Dövüşçü
Cennetimden Bakarken
Max Payne
Tetikçi
Invincible
Tesadüfler
Köstebek
Dört Kardeş
İtalyan İşi
Maymunlar Cehennemi
Kusursuz Fırtına
Üç Kral
Ateşli Geceler
Düzenbaz
Günlük

kaynak;
http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-61645/ "

Mia Wasikowska'nın İzleri!

Mia Wasikowska'nın İzleri!

17 Temmuz 2014 Perşembe - 16:59
Çöldeki İzler filmi vizyona girerken, Mia Wasikowska'nın kariyerinde pek çok farklı karakteri canlandırdığı yapımları sizler için derledik!


Çöldeki İzler
Maps to the Stars
Öteki
Sadece Aşıklar Hayatta Kalır
Madame Bovary
Kanunsuzlar
Lanetli Kan
Hizmetkar Albert Nobbs
Jane Eyre
Senin İçin
Alis Harikalar Diyarında
İki Kadın, Bir Erkek
In Treatment
Defiance
Through the Looking Glass

kaynak;
http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-61926/

En İyi 10 Rolüyle Kate Hudson!

En İyi 10 Rolüyle Kate Hudson!

01 Ağustos 2014 Cuma - 11:15
Goldie Hawn'un kızı olmasının yanında kendi başına da oyunculuk yeteneğini herkese kanıtlayan Kate Hudson'ın yer aldığı Keşke Burada Olsam vizyona girerken, kariyerindeki önemli filmleri sizin için şöyle bir gözden geçirdik.

Keşke Burada Olsam
Yapım: 2014
Yönetmen: Zach Braff
Rol: Sarah Bloom

Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir?
Yapım: 2003
Yönetmen: Donald Petrie
Rol: Andie Anderson

İskelet Anahtar
Yapım: 2005
Yönetmen: Iain Softley
Rol: Caroline Ellis

Dört Cesur Arkadaş
Yapım: 2002
Yönetmen: Shekhar Kapur
Rol: Ethne Eustace

Seks Dedikoduları
Yapım: 2000
Yönetmen: Davis Guggenheim
Rol: Naomi Preston


Raising Helen
Yapım: 2004
Yönetmen: Garry Marshall
Rol: Helen Harris

Altın Şans
Yapım: 2008
Yönetmen: Andy Tennant
Rol: Tess

Sen, Ben ve Dupree
Yapım: 2006
Yönetmen: Anthony Russo, Joe Russo
Rol: Molly Peterson

Bir Tutam Cennet
Yapım: 2011
Yönetmen: Nicole Kassell
Rol: Marley Corbett

Şöhrete İlk Adım
Yapım: 2000
Yönetmen: Cameron Crowe
Rol: Penny Lane



kaynak;
http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-62072/

Scarlett Johansson Filmografisi!

Scarlett Johansson Filmografisi!

05 Ağustos 2014 Salı - 19:15
Bu hafta vizyona giren Lucy ile geçmişten günümüze güzel oyuncunun filmlerini ve rollerini yeniden anımsamak istedik...
1984 doğumlu olan güzel yıldız Scarlett Johansson'ın dopdolu filmografisi ve rolleri!

North (1994)
Yönetmen: Rob Reiner
Rol: Laura Nelson

Just Cause (1995)
Yönetmen: Arne Glimcher
Rol: Katie Armstrong

Manny & Lo (1996)
Yönetmen: Lisa Krueger
Rol: Amanda

If Lucy Fell (1996)
Yönetmen: Eric Schaeffer
Rol: Emily

Evde Tek Başına 3 (Home Alone 3) (1997)
Yönetmen: Raja Gosnell
Rol: Molly Pruitt

Atlara Fısıldayan Adam (The Horse Whisperer) (1998)
Yönetmen: Robert Redford
Rol: Grace MacLean

Sekiz Bacaklı Canavarlar (Eight Legged Freaks) (2001)
Yönetmen: Ellory Elkayem
Rol: Ashley

Orada Olmayan Adam (The Man Who Wasn't There) (2001)
Yönetmen: Joel Coen
Rol: Birdy Abundas

Ghost World (2001)
Yönetmen: Terry Zwigoff
Rol: Rebecca "Becky"

İnci Küpeli Kız (Girl with a Pearl Earring) (2003)
Yönetmen: Peter Webber
Rol: Griet

Gizemli Kadın (A good woman) (2003)
Yönetmen: Mike Barker
Rol: Meg Windermere

Bir Konuşabilse... (Lost in Translation) (2003)
Yönetmen: Sofia Coppola
Rol: Charlotte

The Perfect Score (2004)
Yönetmen: Brian Robbins
Rol: Francesca

Ada (The Island) (2004)
Yönetmen: Michael Bay
Rol: Jordan Two-Delta/Sarah Jordan

A Love Song for Bobby Long (2004)
Yönetmen: Shainee Gabel
Rol: Pursy Will

Maç Sayısı (Match Point) (2005)
Yönetmen: Woody Allen
Rol: Nola Rice

Babamın Kabusu (In Good Company) (2005)
Yönetmen: Paul Weitz
Rol: Alex Foreman

Scoop (2006)
Yönetmen: Woody Allen
Rol: Sondra Pransky

Prestij (The Prestige) (2006)
Yönetmen: Christopher Nolan
Rol: Olivia

Dadım Aşık (The Nanny Diaries) (2006)
Yönetmen: Robert Pulcini, Shari Springer Berman
Rol: Annie Braddock

Cehennem Çiçeği (The Black Dahlia) (2006)
Yönetmen: Brian De Palma
Rol: Kay Lake

The Spirit (2008)
Yönetmen: Frank Miller
Rol: Silken Floss

Boleyn Kızı (The Other Boleyn Girl) (2008)
Yönetmen: Justin Chadwick
Rol: Mary Boleyn

Barselona, Barselona (Vicky Cristina Barcelona) (2008)
Yönetmen: Woody Allen
Rol: Christina

Erkekler Ne Söyler Kadınlar Ne Anlar (He's Just Not That Into You) (2009)
Yönetmen: Ken Kwapis
Rol: Anna

Iron Man 2 (2010)
Yönetmen: Jon Favreau
Rol: Natasha Romanoff / Black Widow

Düşler Bahçesi (We Bought A Zoo) (2011)
Yönetmen: Cameron Crowe
Rol: Kelly Foster

Yenilmezler (The Avengers) (2012)
Yönetmen: Joss Whedon
Rol: Natasha Romanoff / Black Widow

Hitchcock (2012)
Yönetmen: Sacha Gervasi
Rol: Janet Leigh

Under the Skin (2013)
Yönetmen: Jonathan Glazer
Rol: Laura

Kalbim Sende (Don Jon) (2013)
Yönetmen: Joseph Gordon-Levitt (Oyuncu,Yönetmen)
Rol: Barbara

Chef (2013)
Yönetmen: Jon Favreau
Rol: Molly

Aşk (2013)
Yönetmen: Spike Jonze
Rol: Samantha

Kaptan Amerika: Kış Askeri (Captain America: The Winter Soldier) (2014)
Yönetmen: Anthony Russo, Joe Russo
Rol: Natasha Romanoff / Black Widow


Lucy (2014)
Yönetmen: Luc Besson
Rol: Lucy

The Avengers: Age of Ultron (2015)
Yönetmeni: Joss Whedon
Rol: Natasha Romanoff / Black Widow


kaynak;
http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-62136/

24 Ağustos 2014 Pazar

Mutlu Aile Defteri (2013) 94 min - Comedy

Mutlu Aile Defteri (2013)
94 min  -  Comedy  -


Directed by
Nihat Durak

Writing Credits (in alphabetical order)
Ali Demirel
Volkan Sümbül
Emre Özdür

Cast (in alphabetical order)
Ilker Aksum
Öner Erkan
Binnur Kaya
Tuncel Kurtiz
Bülent Emrah Parlak
Busra Pekin
Goncagül Sunar
Filiz Ahmet

http://www.imdb.com/title/tt2645130/?ref_=fn_al_tt_4

Özet & detaylar

Emekli Albay Yıldırım Taşyumruk biraz da mesleği gereği ömrü boyu sert ve otoriter bir baba olmuştur. Bir gün çatıdan düşer ve acilen hastaneye kaldırılır. Kendisinden yıllar içerisinde uzaklaşmış olan çocukları da babalarını mutlu ettirmek için yeniden aynı çatı altında buluşturur. Fakat 3 kardeş ve onların eşleri sürdürdükleri hayata dair onlarca yalan söylemişler ve durumu idare etmeyi şimdiye kadar başarmışlardır. Artık babaları her an yanlarında olunca dalavereleri sürdürmek için kırk takla atarlar. Yıldırım Bey, evde bir şeyler döndüğünün farkındadır ama kime inanacağını da şaşırır. Mutlu bir aile tablosu oluşturmak o kadar da zor olmamalıdır...
Yönetmenliğini Nihat Durak'ın üstlendiği filmin senaryosu ise Emre Özdür, Volkan Sümbül ve Ali Demirel'in kaleminden çıktı. Yapımcılığını Tims Production'ın üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise genç isimlerden Büşra Pekin, Öner Erkan, İlker Aksum, Binnur Kaya, Bülent Emrah Parlak ve usta oyuncu Tuncel Kurtiz yer alıyor...

http://www.beyazperde.com/filmler/film-206150/


Beyazperde eleştirisi Mutlu Aile Defteri

3,0
Dramın komedisi bu kadar olur.
Banu Bozdemir

Nihat Durak 2006 yılında çektiği İlk Aşk filminden sonra sıcak, samimi ve üstelik de komik bir filmle karşımıza çıkıyor. Yerli yapımlara olan beklentimi o kadar aşağılara çekmişim ki, Mutlu Aile Defteri'nin içinde yavaş yavaş gevşedim diyebilirim. Komedi anlayışımızın nispeten BKM yapımları dışında genelde bel altını kullandığı, zekadan yoksun espri bozuntularının sinemadan soğuttuğu sektörümüzde otoriteden komedi anlayışı yaratmaya çalışan, en azından çabalayan bir film olarak çıkıyor karşımıza Mutlu Aile Defteri.

Nihat Durak daha çok dizi çeken bir yönetmen, o yüzden sinemasına ilişkin fazla bir done yok elimizde ama İlk Aşk filminde de sıcak ve samimi tanımlarını sıkça kullandığımızı hatırlıyorum. Yeşilçam filmlerinin daha çok Neşeli Günler kısmını seçen, aile olmanın dayanışma gerektirdiğini anlatırken aynı zamanda kopma ve sapmalarını da cesurca ortaya koyan bir yapım Mutlu Aile Defteri.

Tabii hikayenin dört dörtlük aktığını söyleyemeyiz ama komedi hamleleri en azından düşünülmüş  ve komik olduğu için bazı şeyleri görmezden gelmenize olanak sağlıyor. Mesela emekli albay Yıldırım beyin sürekli didiştiği karga hikayesi gereksiz gibi duruyor ama bir yandan da filmin absürd duygusuna iyi bir biçimde eşlik ediyor.

Babanın otoritesine rağmen evlatların babadan uzakta olmaları ve her şeye rağmen 'yalancı' olmaları da filmin yabancılaştırıcı unsurlarından. Hikaye klasik aslında. Babalarının istediği gibi çocuklar olmayan üç kardeş birbirlerinden kopuk bir hayat sürmektedir. Babanın karganın peşinde damdan düşmesi onları yıllar sonra bir araya getirir ve saklanan sırlar teker teker ortaya dökülür. Mekanın İzmir olması da ayrıca takdire şayan. İstanbul'da çekilse fazla kaosa kurban gideceğini düşündüğüm film, İzmir ve çevresini de güzel ve sakin bir biçimde taşıyor perdeye. Hatta İstanbul'a karşılık yaratılmış bilinçli bir tercih olarak bile algılanabilir!

Babalarının kendilerine aldığı piyango biletiyle köşeyi dönen ama hala fakirleri oynayan ortanca kardeş ve karısının halleri, sevgilisiyle aynı adı taşıyan kız İsmet'in dramı ve büyük kardeşin en doğalından yalanları, filmi çözülmesi gereken bir komedi yumağına taşıyor.  Herkesin birbirine yalan söylediği ve yanlış anladığı bir anlayışı akıcı bir biçimde kullanan film, oyunculuklarıyla da var olan komediyi destekliyor. Tuncel Kurtiz'in usta oyunculuğuyla desteklediği diğer oyuncuların performansları da akıcı bir biçimde yer alıyor filmde.

Mutlu Aile Defteri'nin diğer komedilerden farkı güldürmesinde yatıyor. Bunu yaparken de gayet doğal bir yöntem kullanıyor. Oyuncuların mimiklerini diyaloglarıyla iyi bir biçimde harmanlıyor. Yani bel altı denen espri nesnesinin farkında değilmiş gibi davranarak seyircinin gözünde yükselecek gibi görünüyor.

Artık filmleri birbiriyle kıyaslama yöntemiyle eleştiriyoruz. Bunu biraz da elimizde olmadan yapıyoruz ama 'güldüren film iyidir' saplantısına düşmek durumunda kalıyoruz zaman zaman. Mutlu Aile Defteri'ne bu açıdan uzak durmaya çalıştım. Sarkan yanlarının pek fazla olmadığını düşünüyorum, oyuncuların bazı yerlerde ortaya çıkan abartılı oyunculuklarının da rahatsızlık vermediği kanısındayım. Dramın komedisini yapmaya çalışmış Durak ve fena da olmamış. O yüzden her ne kadar bazı kısımlar müsamere olarak yansısa da, seyircinin hoşlanacağını düşünüyorum. Filmin tek eksisi senaryosunun akışının basit olması olabilir ki bu eksikliğin de oyuncu performanslarıyla giderildiğini söylemeliyim.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-206150/elestiriler-beyazperde/

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Öteki Kadın (2014) "The Other Woman"

Öteki Kadın (2014)
"The Other Woman" (original title)

 109 min  -  Comedy | Romance  

After discovering her boyfriend is married, Carly soon meets the wife he's been betraying. And when yet another love affair is discovered, all three women team up to plot revenge on the three-timing S.O.B.

Director: Nick Cassavetes
Writer: Melissa Stack

Cast
Cast overview, first billed only:
Cameron Diaz ... Carly Whitten
Leslie Mann ... Kate King
Nikolaj Coster-Waldau ... Mark King
Don Johnson ... Frank
Kate Upton ... Amber
Taylor Kinney ... Phil
Nicki Minaj ... Lydia

People who liked this also liked... 
bunu seven bunları da sever;

Hayatimin En Kötü Gecesi (2014)
Karisik Aile (2014)
Kötü Ögretmen (2011)
Kötü Komsular I (2014)
Müzmin Bekarlar (2014)
Bu Nasil Aile! (2013)
Arkadastan Öte (2011)
Seks Kaseti (2014)
Hayat Sana Güzel (2011)

http://www.imdb.com/title/tt2203939/?ref_=nv_sr_1


Özet & detaylar

Mutlu ve huzurlu bir evliliği olduğuna inanan Kate King, dışardan bakıldığında gayet sakin bir hayat sürmektedir. Avukatlık yapan Carly ise mükemmel bir ilişkisi olduğuna inanmaktadır.
Bir gün Carly, sürpriz yapmak için sevgilisi Mark'ın kapısını çalar ve karısı Kate ile karşılaşır!  Tesadüfen tanışan ve her ikisi de aldatıldığını öğrenen Carly ve Kate tuhaf bir duruma düşmüşlerdir. Zamanla aralarında ilginç bir arkadaşlık gelişmeye başlar. İntikam için planlar kurarken, Mark'ın bir tek onlarla ilişki yaşamadığını fark ederler. Adamın ustalıkla sakladığı gerçekler bir bir ortaya çıkacaktır. Kendilerinden daha genç olan ikincisi sevgilisi Amber'a da durumu anlattıklarında, intikam üçlüsü tamamlanmış olur! Carly'nin acımasızlığı, Kate'in kıvrak zekası ve Amber'ın cazibesi bir araya gelmiştir. Mark'ın yaşa dışı para aktarımlarından haberdardırlar ve bu yolu kullanarak onun hayatını karartmaya ant içerler! 
Yönetmenliğini Nick Cassavetes'in üstlendiği senaryosu ise Melissa Stack'a ait olan yapımda 3 kadın karakteri iseCameron Diaz, Leslie Mann, Kate Upton canlandırıyor, çapkın koca rolünde ise Nikolaj Coster-Waldau yer alıyor. 

http://www.beyazperde.com/filmler/film-215685/


Beyazperde eleştirisi Öteki Kadın

3,0
Eğlenceli bir haftasonu seyirliği...
Hilal Çetinder

Yönetmenlik kariyerine ‘Unhook the Stars’ ile başlayan Nick Cassavetes, ‘She’s so Lovely’ (O Çok Sevimli)’, ‘John Q’ ve ‘My Sister’s Keeper’ (Kız Kardeşimin Hikayesi) gibi seyirciyi yakalayan dram ve romantik filmlere imza attı. Hiç şüphe yok ki, çoğu seyirci için romantik film sıralamalarında en tepelerde yer alan roman uyarlaması ‘Not Defteri’yle (The Notebook) çekti asıl ilgiyi. Cameron Diaz’la yeniden (ilki Kızkardeşimin Hikayesi) bir araya gelen Cassavetes, bu kez eğlenceli bir filmle çıkıyor karşımıza: ‘Öteki Kadın’ (The Other Women).

Senaryosunu (ilk senaryosu) Melissa Stack’ın kaleme aldığı film, eş ve iki sevgiliden oluşan küçük çaplı ‘aldatılanlar takımı’ kuruyor. Kendilerini aldatan erkekten intikam almak için birleşen kadınları izlerken, tanıdık pek çok film sahnesi/karakteri gelebilir aklınıza: Gençlik filmi ‘John Tucker Ölmeli’ (John Tucker Must Die), ‘İlk Eşler Kulübü’ (The First Wives Club) hatta kadınların gücü adına ‘Sex and the City’ örneğin… Sevgilisi Mark’ın evli olduğunu öğrendiğinde arkasına bile bakmadan yoluna devam eden güçlü kadın Carly (Cameron Diaz) ile aldatıldığını tesadüfen öğrenen sadık eş Kate (Leslie Mann) arasında aldatılmanın şokuyla başlayan absürt arkadaşlık, yeni sevgili genç ve güzel Amber’ın (Kate Upton) katıldığı ikinci bölümde aksiyona ve daha çok genç işi –kaba- komediye dönüşüyor. Kocasına/evine bağlı Kate’in, çaresizliği ve ‘en yakın arkadaş’ olarak kocasının sevgilisini seçmesi, ardındaki nedenler ya da sevgililerin ‘metres’ ya da ‘öteki kadın’ olmak yerine can-ı gönülden dayanışması romantizmle birlikte hassas bir alt metin barındırıyor aslında. Ancak, ideal görünümlü kötü koca/sevgiliden intikam almak için daha önce denenmiş ve hemen her hamlesi tahmin edilebilir yollara sapan senaryonun hassaslaşmak gibi bir niyeti yok.

‘İşe yaramaz’ (Mark - Nikolaj Coster-Waldau) ve ‘ideal’ (Phil – Taylor Kinney) olarak kategorize edilen erkeklerin –doğal olarak- ikinci planda kaldığı filmin görünürdeki yıldızı Cameron Diaz. Kontrollü, domine eden Carly karakteriyle aşina olduğumuz Diaz, bildiğimiz gibi… Kocası Judd Apatow’un yönettiği ‘40 Yıllık Bekar’ (The 40 Year Old Virgin) ve ‘Kaza Kurşunu’ (Knocked Up) gibi komedilerde görmeye alışık olduğumuz Leslie Mann ise şaşkın ve biraz da nevrotik ev kadını tiplemesiyle filmin asıl yıldızı olmayı başarıyor. Komediye yatkın iki ismin katkılarıyla farklı ama uyumlu Carly ve Kate karakterleri filmi sırtlanıp götürüyor.

Nick Cassavetes, geç tanıştığım ‘Etki Altında Bir Kadın’ (A Women Under the Influence) filmiyle bir kez daha hayran olduğum anne babasının (John Cassavetes - Gena Rowlands) bir hayli yükselttiği çıtaya ne zaman erişir, bilinmez... Şimdilik, klasikleşen ‘Mission Impossible’ ve ‘New York New York’ müzikleri eşliğinde, eğlenceli bir hafta sonu seyirliğiyle yetinmek durumundayız.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-215685/elestiriler-beyazperde/

22 Ağustos 2014 Cuma

Vazgeçmem Senden (2012) "Celeste & Jesse Forever"

Vazgeçmem Senden (2012)
"Celeste & Jesse Forever" (original title)

 92 min  -  Comedy | Drama | Romance

A divorcing couple tries to maintain their friendship while they both pursue other people.

Director: Lee Toland Krieger
Writers: Rashida Jones, Will McCormack

Cast
Cast overview, first billed only:
Rashida Jones ... Celeste
Andy Samberg ... Jesse
Ari Graynor ... Beth
Elijah Wood ... Scott
Will McCormack ... Skillz
Chris Messina ... Paul
Rebecca Dayan ... Veronica
Emma Roberts ... Riley


http://www.imdb.com/title/tt1405365/?ref_=nm_flmg_act_12

Özet & detaylar

Celeste ve Jesse, lisede tanışırlar, önce sıkı dost olurlar ve ardından genç yaşta evlenirler. Şimdi otuzuna gelmiş olan Celeste kendi medya danışmanlık şirketinin sahibidir, Jesse ise bir kez daha işsizdir fakat bu duruma bir çare bulmaya da niyeti yoktur. Celeste, Jesse ile boşanmanın yapılacak en doğru şey olduğuna inanır. O kendi yolunda ilerlerken, Jesse hiçbir yere ait değil gibidir. Şimdi boşanırlarsa ömür boyu arkadaş kalabileceklerine inanır. Celeste'e hala aşık olan Jesse durumu kabul eder ve bu evlilikten arkadaşlığa geçişi kabul eder, fakat zaman içerisinde Celeste'de verdiği kararın ne kadar bencilce olduğunu anlar ama zamanlamaları bir türlü tutmaz. Arkadaşları yediği içtiği halen beraber giden bu çiftin neden ayrıldığını ise bir türlü anlamaz.
Filmin yönetmenliğini Lee Toland Krieger üstlenirken başroller, Rashida Jones ve Andy Samberg.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-145365/

Beyazperde eleştirisi Vazgeçmem Senden

2,5
Vazgeçmem senden, sen vazgeçene kadar!
Banu Bozdemir

Vazgeçmem Senden / Celeste and Jesse Forever  lise arkadaşlığından dostluğa, oradan erken yaşta evliliğe, boşanmaya ve sonra da dost olmaya giden yolda bir çiftin gelgitlerini anlatıyor. Celeste ve Jesse konusunda filmin tavrını erkekten yana koyduğunu düşünüyorum. Yani ilk başta Celeste’e ‘ayakları üzerinde durabilen güçlü kadın’ imajı çizen, aslında iki taraf içinde kafası karışık bir durum çiziyormuş gibi gösterse de hakkını erkek tarafında kullanıyor.

Uzun süren ilişkilerin en sancılı tarafı bittikten sonra belirlenmeye çalışılan tavır galiba! Bir zamanlar aşık olduğunuz, sonrasında ağırlığını yitirmiş aşk duygusunun verdiği genelliği kabullenemeyip ‘dost musun düşman mı’ şeklinde akıp giden bir duygular silsilesinin esiri olan insanların güzel bir tasviri Vazgeçmem Senden

Jesse ve Celeste her şeyin ötesinde çok iyi anlaşan bir çift, yılların getirdiği beraber yaratılmış espriler var hayatlarında. Celeste ilk başta daha güçlü tavırlar sergiliyor ayrılık konusunda, ona göre ilişkinin sonu gelmiş. Jesse ise daha oluruna bırakıyor, 'ne olursa kabulüm' durumu var onun da ruh halinde. Film fazla dallanıp budaklanmıyor, araya başka insanları soksa da gözümüzü Jesse ve Celeste üzerinden fazlaca ayırmamıza izin vermiyor. Gelelim filmin erkek tarafını kayıran tarafına. Celeste Jesse’yi konuk evine atan, işinde başarılı, makul ve güçlü bir kadın imajı çizerken, bir anda Jesse’nin kaçamak ilişkisinden baba olacağı fikrini de ortaya atıveriyor. O andan itibaren filmde güç dengeleri değişiveriyor ve Celeste bir anda Bridget Jones’un Günlüğü (Bridget Jones's Diary)’un Bridget’e dönüşüyor. Jesse ise bayrak yarışında öne geçiyor, baba olacağı ve kendisini ilk defa işe yarıyor olarak göreceği için! O yüzden Celeste’e Kadının Fendi (Made in Dagenham) gibi bir başkaldırı durumunun uygun olacağını düşündüm o andan itibaren. Hele de eski kocasını evlendirirken, herkesten uzakta yaşlı gözlerle herkes için mutlu ama kendisi için trajik olan olayı izlerken! Gücü sınayan, kimi zaman aşağı çeken, kimi zaman da yükselten bir algısı var filmin ama eninde sonunda romantik olmaya çalışan bir komedi! Yani fazla felsefe yapmaya gerek yok, hayatın içindeki iki yoldan birine sapıyor.

Bu tarz filmlerde genelde dram ve komedi başa baş gider, hatta birbirini kovalar. Bu filmde de formül şaşmıyor. Her türlü şaşırtmaca anlarına rağmen film kendince doğru bulduğu bir yolla sonlanıyor ki ‘dürüst’ davranmak konusunda zorlamaya başvurduğuna karar veriyorum.

Bu filmle birlikte son zamanlarda izlediğim filmlerde dikkatimi çeken bir tespiti de yapmak isterim. Erkek karakterlerin parlak, yani yakışıklı olmamalarına rağmen, kadınlar karşısında uzayıp giden karizma ve güven hallerinin fazlasıyla dikkatimi çektiğini belirteyim. Aşkın Ömrü 3 Yıldır (L' Amour dure trois ans)’daki Gaspar Proust, Hayalimdeki Aşk (Ruby Sparks)’taki Paul Dano ve bu filmdeki Andy Samberg diye uzuyor liste... Bunu da yeri gelmişken not düşmek istedim.

!F İstanbul’dan vizyona taşınan film Lee Toland Krieger’in December Ends ve The Vicious Kind’den sonraki üçüncü metrajı. Filmin ilişkilerdeki iktidar ilişkisine, inatlaşma ve karşısındaki duygusal olarak ezmelere dair bir söylemi var. Bunu dediğim gibi güç dengelerini bozarak, hatta kadın karakteri biraz fazla öteleyerek yapıyor. Temposu yerinde, oyunculukları iyi ama bol filmli haftada orta karar bir yer teşkil ediyor.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-145365/elestiriler-beyazperde/

21 Ağustos 2014 Perşembe

Daire (2014) 108 min - Drama -

Daire (2014)
108 min  -  Drama  


In the hard-boiled world, where will the soft-shelled end up? A cozy kind of extermination is on the stage and keeping a low profile. The decadence around us is nothing less than clandestine annihilation of the civil man. Yet it is carried out so well with a grinning face, it is officially sold as transition.
.... view full synopsis here; http://www.imdb.com/title/tt2825894/synopsis?ref_=ttt_ov_pl

Director: Atil Inaç
Writer: Atil Inaç

Cast
Credited cast:
Fatih Al ... Feramus
Nazan Kesal ... Betul
Erol Babaoglu ... Arif

http://www.imdb.com/title/tt2825894/?ref_=fn_al_tt_3


Özet & detaylar

Üniversitede felsefe alanında öğretim görevlisi olan Feramus, babasının ölüm haberinin ardından doğduğu kasabaya geri döner. Buradaki işlerini halletme sürecinde, yıllardır kullanılmayan bir havaalında çalışan Arif'le ve bir kızıyla birlikte yaşam mücadelesi veren komşusu Betül ile tanışır. Betül, kızının hastalığı nedeniyle zor zamanlar geçirmekte ve bölgedeki belediye tiyatrosunda tiyatroda oyunculuk mesleğini sürdürmektedir. Arif ise yıllardır tek bir yolcunun bile ayak basmadığı bir havalimanında, kendisinin de anlam veremediği bir şekilde günlerini geçirmektedir. Feramus'un baba topraklarına geri dönüşü, üçünün de hayatında köklü değişiklikler yaratacaktır.
Atıl İnaç'ın yazıp yönettiği filmin başrollerinde Fatih Al, Nazan Kesal ve Erol Babaoğlu yer alıyor.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-223328/


Beyazperde eleştirisi Daire

3,5
Daireye takılmış kaderler! 
Banu Bozdemir

Daire’yi ilk olarak Altın Koza’da izlemiştim, Atıl İnaç en iyi yönetmen ödülü almıştı. Filmin rüya, hayal ya da içsel hesaplaşma sahneleriyle absürd yanının bir hayli fazla olduğunu düşünmüştüm. Hatta yönetmen Atıl İnaç’la konuşurken özellikle de filmin sonunda bir hayli uzun tutulan hayal sahnesini kendimce fazla bulduğumu söylemiştim. İkinci izleyişimde hayal sahneleri azaltılmış, ayakları yere daha sağlam basan, gerçekçi yanları daha ağır basan bir filmle karşılaştım. O yüzden filme olan duygularım değişmese de algım değişti sanki… Film çoğunlukla devlet ve birey ilişkisinin tükenen taraflarına dokunuyor, kah bir tapu dairesinde Feramus’un gittikçe tükenen umutlarına tanıklık ediyoruz kah Betül’ün elinden kayıp giden hayatına. Film belki de artık kalmayan, olmayan aydın bunalımına taşra ortamından ve günümüzden bir siyasi anlayışla sahip çıkmaya çalışıyor ama kasaba ortamı ve kentsel dönüşüm çatışması filmde de sürekli bir çatışma sunuyor! Film umut ve umutsuzluk arası bir yerlerde dolanıp kimi zaman mizahla bastırmaya çalışıyor bu bunalımı… Ben karakterlerinin ve konusunun sıradışı olduğunu düşünüyorum Daire’nin. Kullanılmayan, tek bir uçağın dahi inmediği bir havalimanının personeliyle tam teşekküllü çalışmasını destekleyen devlet, üreten, yaşayan bir tiyatronun kapatılmasına ön ayak oluyor ve Betül’ün yeni dramıyla tanıştırıyor bizi! İki tarafta varoluşa tutunmaya çalışıyor ama ip hep aşağı çekiyor. Nietzsche’nin kitabıyla eşlik ettiği hiçlik, anlamsızlık, değersizlik filmin ana ekseninde hep!

Tabii Feramus’un babasıyla yaşayıp oğluyla devam ettirdiği yabancılaşma hali Betül’ün de kızıyla yaşadığı bütünleşememe haline denk. Kızını bir anne olarak sahiplenişin biraz gerisinde Betül. Kızının hastalığı, Betül’ün tiyatrosunu kaybetmesi, işsiz kalması ve gassal olması kadere uzanan bütünlüklü bir yol şeklinde uzanıyor filmde. Feramus’un yabancılaşması ve kopukluğu ise hayal sahneleri, rüyalar aleminin etkisiyle garip bir düzene giriyor. Film kayıplar üzerinden kurmaya çalışıyor hikayesini, "devletin ve Tanrı’nın sizden ya da bizden aldıkları" kıvamında… Güçlü bir anlatımı, birbirini tamamlayan ve sonunda adı gibi bir Daire’ye ulaşan tasvirleri var filmin.

İnaç bu filmiyle en çok da kentsel dönüşüm denen illetin gidip kasabaların kapısına kadar dayandığına, taşrayı da ele geçirdiğine değiniyor. Taşralı olma kalesi bireyin iç dünyasındaki boşluğu dolduramayarak yıkılıyor, devlet algısı desen iç dünyanın yarattığı savunma mekanizmasına ‘benim memurum işini bilir’ söylemiyle en derinlerden nüfuz ediyor.

Daire acıyı tamamlıyor ama mutluluğu çok ani kesişlerle uzaklaştırıyor insan hayatından. Tek bir karede, bir ölüm anında ikisinin aynı anda Arif’in suratında oluştuğunu görmek de ilginç oluyor. Tabii arka plandan ön tarafa bir türlü sıçramayan, bir aşk öyküsü olacakken insanoğlunun dertleri arasında salınımsız bir şekilde dolanan ‘sevgi’den pek bahsedemiyor bu yüzden film. Felsefesini absürdlük üzerinden kurmasına rağmen yarattığı dünyanın dışına da pek çıkmıyor.

Betül ve Feramus’un tutunma çabalarına set çeken film, mizahi anlatımıyla azıcık da olsa yükselttiği filmin trajedilere yol aldığına bizi değişik bir biçimde hazırlıyor ve kasabalar yeniden şekillenirken ruhların yıkılıp altında kaldığına dair bir anlatım sunuyor.

Fazla bulduğumu söylesem de sanki o rüya sahnelerinin seyirciye etki eden yanı daha fazlaymış, filmi izlerken aradığımı itiraf edeyim. Atıl İnaç’ın en başarılı filmi sayabileceğimiz Daire, ‘yokluğundan şüphe duyuyorum’ diyerek kadere, inanca ve onun el değiştirme şaşırtmacasına bir vurgu yapıyor ve filmin dram dairesi tamamlanıyor. Bence haftanın izlenmesi gereken filmlerinden!

http://www.beyazperde.com/filmler/film-223328/elestiriler-beyazperde/

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Ay (2009) "Moon" (original title) 97 min - Drama | Sci-Fi -

Ay (2009)
"Moon" (original title)

 97 min  -  Drama | Sci-Fi  -  


Astronaut Sam Bell has a quintessentially personal encounter toward the end of his three-year stint on the Moon, where he, working alongside his computer, GERTY, sends back to Earth parcels of a resource that has helped diminish our planet's power problems.

Director: Duncan Jones
Writers: Duncan Jones (story), Nathan Parker

Cast
Complete credited cast:
Sam Rockwell ... Sam Bell
Kevin Spacey ... GERTY (voice)
Dominique McElligott ... Tess Bell
Rosie Shaw ... Little Eve
Adrienne Shaw ... Nanny
Kaya Scodelario ... Eve


http://www.imdb.com/title/tt1182345/?ref_=nv_sr_4




Özet & detaylar

Astronot Sam Bell, Lunar Industries ile üç senelik bir kontrata imza atmıştır. Sözleşmede gezegenimizi besleyen önemli enerji kaynaklarından olan Helium-3'ü keşfetmek üzere Ay'ın karanlık bir köşesine gönderilmesi yeralmaktadır. Bu meşakkatli görevde yalnızlık artık kaderi olacaktır. Görevi esnasında başına talihsiz bir kaza geliverir. Uydu bağlantısının da kopmasıyla tüm iletişimi kaybeden Sam'i zor zamanlar beklemektedir. Neyse ki Ay'da çekmek zorunda olduğu çile günlerinin sonlarına yaklaşmıştır ve evine dönüp karısına ve kızıyla özlem gidermeye ramak kalmıştır. Sonunda Sarang üssünden ayrılacak ve bir robot olan Gerty'den başka kişilerle konuşabilecektir. Tabi ki sanssızlıklar Sam'in peşini bırakmaz çünkü bu defa da sağlığından olmuştur. Sam halüsinasyonlar görmeye başlar ve hafızasını da yitirmeye, oraya nasıl geldiğini dahi unutmaya başlar. Sam o andan itibaren etrafında neler olup bittiğini anlamak için savaşmaya başlayacaktır.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-136189/



Beyazperde eleştirisi Ay

4,0
Ay
Ayşegül Kesirli

Duncan Jones'un ilk uzun metraj yönetmenlik denemesi olan Ay'ın hikayesinin önüne geçen en önemli ayrıntı hiç kuşkusuz ki Jones'un ünlü müzisyen David Bowie'nin oğlu olması. Bowie'nin Amerikalı top model Angela Bowie ile 1970 yılında yaptığı evlilikten doğan tek çocuğu olan Zowie Bowie (bugünkü bilinen adıyla Duncan Jones) çocukluk yılları boyunca Berlin, London, ve Vevey'de yaşamış. Beklenenin aksine oldukça 'normal' bir çocukluk geçirdiği sezilen Jones, üniversitede felsefe okumuş. Ardından Amerika'da doktora yapmaya başlamış. Fakat doktorasını yarıda bırakarak Londra Film Okulu'nda sinema eğitimi almaya karar vermiş. Bunun sonucunda da karşımıza yönetmen Duncan Jones olarak çıkmış. 



Jones'un ilk uzun metraj filmi, hemen hemen her ilk film gibi oldukça kişisel aslında. Ya da en azından izleyenler için filmi sadece 2001: A Space Odyssey (1968), Solaris (1972) ve Blade Runner (1982) gibi bilimkurgu klasikleriyle The Shining (1980) filminin bir karışımı olarak düşünmek yerine kişisel bir boyuta taşımak daha eğlenceli bir düşünce trafiğine olanak tanıyor. 

Hikaye süresince, 2001: A Space Odyssey'in setine benzer bir ortamda Gerty adında tekinsiz bir bilgisayarın mekanik konuşmasından başka bir ses ve gri kum tepeleri dışında bir manzara görmeden yaşayan Sam Bell'in gündelik hayatı, David Bowie'nin unutulmaz şarkısı Space Oddity'den bir sahne gibi ilerliyor. Nicolas Roeg'in kült filmi Dünyaya Düşen Adam'da (1976) yitip, gitmekte olan gezegenine su bulabilmek için dünyaya gelen insansı bir uzaylıyı canlandıran David Bowie gibi, Duncan Jones'un baş karakteri Sam de tüm gününü dünyaya enerji sağlamak için çalışarak geçiriyor. 

Bütün bu özellikler yanyana konduğunda, Ay'ın bir yanıyla hep David Bowie'ye bağlanan ve içerisinde 1970'li ve 80'li yılların bilimkurgu filmlerine duyulan hayranlığı barındıran kişisel bir yapım olduğu hissediliyor. Filmin senaryosunun Duncan Jones'un kaleme aldığı bir kısa öyküden uyarlanmış olmasının da bu tezde payı büyük. Bununla birlikte, Ay'ın her dakikasında Jones'un aldığı felsefe eğitiminin izlerine rastlamak da mümkün. Film, süresi boyunca insan ve makine arasındaki ince ayrımı, melankoli hissini ve insanın hayatta kalabilmek için başka insanlara duyduğu ihtiyacı sorguluyor. Ay gezegeninin mitolojik ve mistik karakterinden yararlanarak "insanı insan yapan nedir?" sorusuna odaklanan Ay, aynı zamanda aile, ölüm ve kimlik gibi kavramlar üzerine de kafa yoruyor. 

Bütün bu bahsedilen kavramlar, Duncan Jones'un etkilendiğini düşündüğümüz bilimkurgu klasiklerinde de uzun uzadıya sorgulanmış olsa da Ay'ı tüm bu çalışmalardan ayıran ve onu bütünüyle özgünleştiren tek bir özellik var; o da filmin adı geçen kavramları bugünün koşulları ve gelecek tasarımı üzerinden inceleyerek yepyeni bir işçi profili yaratması.

Lunar Şirketi ile imzaladığı üç yıllık kontrat gereği, görev süresi boyunca Ay'da bulunan helüm-3 maddesinin hasadı ve dünyaya gönderiminden sorumlu olan Sam Bell'in tam bir zamane işçisi olduğunu söyleyebiliriz. Etrafını donatan teknolojik aygıtlar ve muhakeme yeteneğine sahip bir bilgisayar ile çalışmalarını bedensel güç harcamadan yürüten Sam, günümüzün çalışma koşullarının insanların kendi bedenleriyle ilişkisine nasıl ket vurduğunu, sanal alemde yürütülen çalışmaların insanları nasıl yalnızlaştırdığını ve elle tutulamayan ürünler ortaya koymanın verdiği melankoli duygusunu başarıyla yansıtıyor. Bu tür mesleklerde, çalışmayı yürüten kişinin, işin sürdürülebilirliğinde hiçbir etkisinin olmaması, iş ile hiçbir zihinsel bağ kurmaması ve her an yenisiyle değiştirilebilir olması da Ay'da etkileyici bir biçimde vurgulanıyor. 



Filmde, Duncan Jones'un kullanmayı tercih ettiği minimalist set tasarımları ve mat renkler hikayenin tüm felsefi altyapısını desteklercesine izleyenlerin donuk ve tepkisiz bir ruh haline sürüklenmesine de sebep oluyor. Bu ruh hali sayesinde izleyiciler öncelikle Sam Bell karakterinin soğukkanlılığı ve otomatikleşmiş gündelik hayatı ile özdeşleşme olanağı buluyorlar; ardındansa her gün değişen ve gündelik yaşamı bilimkurgusallaştıran teknoloji aygıtlarının kendi hayatlarına yaptığı canavarca müdahaleye karşı takındıkları tepkisiz tavrı yeniden üretiyorlar. 

Tüm bu nedenlerden dolayı Duncan Jones'un ilk yönetmenlik denemesi olan Ay, düşündürücü alt metinleri ve kuvvetli görselliğinin de etkisiyle izlenmeye değer bir filme dönüşüyor. Sam Rockwell'in filmin genel ruh hali ve arka planıyla birebir uyum sağlayan, uyurgezer performansının da filmin başarısına olan katkısı oldukça etkili. Anlaşılan o ki, Duncan Jones ilk yönetmenlik denemesinde bizleri babası David Bowie'nin baskın mevcudiyetinin peşinden sürüklese de, kariyerinin geri kalanında kendi ayakları üzerinde durabilecek nitelikte bir sinemacı ve bu duruşu sayesinde de gelecek çalışmaları merakla beklenen başarılı bir yönetmen olmaya aday. 

http://www.beyazperde.com/filmler/film-136189/elestiriler-beyazperde/

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Lucy (2014) 89 min - Action | Sci-Fi -

Lucy (2014)
 89 min  -  Action | Sci-Fi  - 


A woman, accidentally caught in a dark deal, turns the tables on her captors and transforms into a merciless warrior evolved beyond human logic.

Director: Luc Besson
Writer: Luc Besson

Cast
Cast overview, first billed only:
Scarlett Johansson ... Lucy
Morgan Freeman ... Professor Norman
Min-sik Choi ... Mr. Jang
Amr Waked ... Pierre Del Rio


http://www.imdb.com/title/tt2872732/?ref_=nv_sr_1

Özet & detaylar

Tayvan'ın başkenti Taipei'nin suça batmış yeraltı dünyası sokak çeteleri, mafya ve işbirlikçi polisler tarafından yönetilirken en aktif ticaret, uyuşturucu ağı üzerinden yürütülür. Eğlenmeyi seven, sıradan bir genç kadın olan Lucy, birkaç gece beraber takıldığı Richard yüzünden kendisini bir anda en azılı uyuşturucu şebekelerinin birinin içine düşmüş bulur. Vücudunun içine kurye olması için yerleştirilen yeni bir tür sentetik uyuşturucu, beklenmedik bir şekilde Lucy'nin vücuduna nüfuz edip kanına karışmaya başlayınca mucizevi bir durumla yüzleşir. Lucy'in damarlarında dolaşan kimyasallar, ona insanüstü yetenekler kazandırmıştır! Artık akıl okuma, telekinezi ve acıyı hissetmeme gibi güçlere sahip olan genç kadın beyinin tüm algı kapılarını sonuna kadar açacaktır...
Ünlü Fransız sinemacı Luc Besson'un senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı filmin başrolünde Scarlett Johansson bulunuyor.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-186452/

Beyazperde eleştirisi Lucy

3,5
İroniden anlamayan nesle aşina değiliz!
Duygu Kocabaylıoğlu

Fransız sinemasının gişe seyircisi gözündeki "sıkıcı, yorucu, imgesel Avrupa sineması" imajını, Hollywood pratikler açısından 1990'lı yıllardan itibaren yıkmaya başlayan Luc Besson, Nikita ile yaptığı aksiyon dolu çıkışı Sevginin Gücü ile zirveye taşımıştı. Beyazperdeye Natalie Portman güzelliğini kazandıran filmden sonra Hollywood’a dikey geçi yapan Besson 5. Element’in ardından daha çok yapımcı/senarist kimliği ile anıldığı işlere imza attı. Fakat bir süre sonra arkasında yer aldığı işler “ Aaa yapımcısı Luc Besson’muş!” beklentisinden nedense “Amaaaan Luc Besson’dan ne beklersin ki zaten?” serzenişine dönüştü. ABD vizyonunun ardından fazla bekletmeden bu Cuma ülkemizde de gösterime giren son filmi Lucy uzun zamandır özlediğimiz Luc Besson tarzlı aksiyon-mizahı, hayal gücünün sınırlarıyla kurgulayarak önümüze servis ediyor.

Genç, güzel ama oldukça sıradan bir kadın olan Lucy, geceyi beraber geçirdiği serseri Richard’dan uzaklaşmaya çalışırken kendisini bir anda Tayvan’ın en vahşi uyuşturucu çetelerinden birinin elinde rehine/kurye olarak bulur! Canını kurtarmaya çalışırken, kanına karışan sentetik CPH4 maddesi, Lucy’ye henüz herhangi bir canlının erişemediği bilinç üstünün kapıları açacaktır! Bu şekilde özetleyince sığ gibi gelen filmin ana konusu esasen, şayet mümkün olsaydı insan beyninin %100 kapasite ile çalıştığında erişebileceği sınırları ya da sınırsızlığı sorguluyor. Bu, elbette sinemanın daha önce pek çok kez sorduğu ve çoğunlukla uyuşturucu/ilaç/bağımlılık temalı filmlerde yer yer karşımıza çıkan bir soru.

Algı kapılarının “bildiğimiz” düzeyin üstüne çıktığında bizi neler beklediğini şimdiye kadar Trainspotting, A Requiem for a Dream madde bağımlılığı üzerinden, Akıl Oyunları, Kelebek Etkisi, hatta Sil Baştan zihnin dehlizleri üzerinden, Shutter Island, Identity gibi örnekler ruh bilimi üzerinden sorgulamaktaydı. Şüphesiz ki bir çırpıda sayabileceğimiz ve çoğaltılabilecek bu örneklerin son temsilcilerinden biri de 2011 tarihli Limitless filmiydi. Film, zihnin aslında var olan ama kullanamadığımız algı düzeyinin, sentetik uyuşturucu vasıtasıyla birden tavan yapmasını ve bunun getirdiği (başta) ‘olumlu’ gibi görünen etkilerin yarattığı bir dünyayı önümüze sunuyordu. Bir yandan zihnin kimyası ortaya dökülürken diğer yandan da karakter gelişimini ve dönüşümünü eş zamanlı görüyorduk.

İşte tam da bu algı kapılarının açılması noktasına kadar Lucy ile Limit Yok’un benzerlik gösterdiği aşikar. Fakat Neil Burger  imzalı Limit Yok bu anlamda kendisini ve argümanını oldukça ciddiye alan bir film. Finalinde gidebildiği noktaya kadar olasılığı sorgulayan ve buna inanan bir yapısı var. Oysa Scarlett Johansson’un ete kemiğe büründürdüğü Lucy, içinde var olduğumuz ve her geçen gün yeni bir şeylerle anlamlandırmaya çalıştığımız bu evren ile sonuna kadar dalgasını geçiyor!

Luc Besson, tarihin ilk dönemlerinden günümüze paralel geçişler yaptığı hikâyesine aslında öyle bir noktadan giriyor ki, zihin algısı ve kontrolü açısından teoride kabul edilebilecek ya da edilen argümanlarla karşılaşacağınızı sanıyorsunuz. Bir yandan Morgan Freeman'ın canlandırdığı profesör Norman karakterinin tam da bu inandırıcılık işlevine hizmet etmek için orada durduğu besbelli. Besson'da verdiği röportajlarda bunu inkar etmiyor zaten. Fakat filmin ve Lucy’nin zihni yüzdesel olarak açılmaya devam ettikçe, bilimkurgudan ziyade tam bir Luc Besson hayal gücüne evriliyoruz! Yoksa Lucy'nin ilk etapta 'patlamamasını' başka türlü açıklayamayız!

Yönetmen hikaye akışı boyunca varoluşsal teorilerle, kendini fazla ciddiye alan bilimle ve nihayetinde evrenin oluşumunu anlamak için harcanan enerjiyle sağlam kafa buluyor; bunu da yüzdeler artıkça absürt komedinin sınırlarını zorlayarak yapıyor. Spoiler vermeyelim ama filmin ‘saçma!’ hissettirebilecek finali benim açımdan tam bir CERN göndermesiydi. “Evrenin sırrını anlamak için bu kadar da kasmayın, yüzde yüze vardığınızda hepimiz bir yumurta ve bir spermden ibaretiz zaten!” diyor Luc Besson; bence başka da ciddiye alınacak bir derdi yok.

Öte yandan, 'çekik gözlü, Asyalı kötü adamlar', iyi ama biraz aptal Avrupalılar (ya da siz ona Fransız polisleri deyin), şehirde haşamat edilmemiş araba bırakmayan kovalamaca sahnesi, güçlendikçe şirazesinden çıkan kadın figürü gibi şematizasyonlar ise filmin negatifleri olarak haneye yazılabilir.

Nihayetinde eleştirmenleri böldüğü gibi bence seyircileri de bölebilecek potansiyele sahip olan Fransız mizahlı Lucy, bu haftanın gayet keyifli bilimkurgu aksiyonu olarak vizyonda. Evrenin sırrı ise hala orada bir yerlerde…

http://www.beyazperde.com/filmler/film-186452/elestiriler-beyazperde/

12 Ağustos 2014 Salı

Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı (2014) "I, Frankenstein" (original title) 92 min - Action | Fantasy | Sci-Fi -

Frankenstein: Ölümsüzlerin Savasi (2014)
"I, Frankenstein" (original title)

 92 min  -  Action | Fantasy | Sci-Fi  -

Frankenstein's creature finds himself caught in an all-out, centuries old war between two immortal clans.

Director: Stuart Beattie

Cast
Cast overview, first billed only:
Aaron Eckhart ... Adam
Yvonne Strahovski ... Terra
Miranda Otto ... Leonore
Bill Nighy ... Naberius
Jai Courtney ... Gideon
Socratis Otto ... Zuriel
Aden Young ... Victor Frankenstein
Caitlin Stasey ... Keziah
Mahesh Jadu ... Ophir
Steve Mouzakis ... Helek
Nicholas Bell ... Carl Avery
Deniz Akdeniz ... Barachel

http://www.imdb.com/title/tt1418377/?ref_=nv_sr_2


Özet & detaylar

Tarihin en ayrıksı karakterlerinden biri olan Frankenstein'ın üzerine çekilen onlarca filmden sonra yepyeni bir hikayeye odaklanan I Frankenstein, Dr. Victor Frankenstein'ın kendi elleriyle yarattığı Adam'ın hikayesini ele alıyor. Adam yaratıldığı günden bu yana, yaklaşık 200 yıldır amaçsız bir şekilde hayatını devam ettirirlen kendini Gargoyle ve İblisler arasındaki savaşın tam içinde bulur. Her iki taraf da Adam'ın ölümsüzlük sırrını elde etmeye çalışmaktadır. Adam ise insanoğlunun sonunu getirmekte olan bu savaşı durdurabilecek şeye sahip olan tek varlıktır.
Orijinali Mary Shelley tarafından Frankenstein or the Modern Prometheus ismiyle 1818 yılında yayınlanan hikaye, 1910 yılında ilk kez sinemaya uyarlandığından bu yana çeşitli örnekleriyle beyaz perdede canlandı. Bu son uyarlamanın yönetmen koltuğunda Karayip Korsanları: Kara İnci'nin Laneti ve Avustralya filmlerinin senaryolarını yazan Stuart Beattie bulunuyor.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-145721/


Beyazperde eleştirisi Frankenstein: Ölümsüzlerin Savaşı

3,0
İzleyecekleriniz, sinemada eğlenmenin tam karşılığı.
Ali Ulvi Uyanık

http://www.beyazperde.com/filmler/film-145721/elestiriler-beyazperde/

10 Ağustos 2014 Pazar

Patron Mutlu Son İstiyor (2014) 109 min - Comedy | Romance -

Patron Mutlu Son İstiyor (2014)

109 min  -  Comedy | Romance  - 


Sinan is sent to Capadocia by his boss, Isfendiyar to write a screenplay. As he waits for inspiration, Sinan finds himself running first into Eylul, the daughter of Izzet, who owns the hotel where he's booked to stay, and then into soap opera star Faruk, his former good friend and present enemy. It isn't long before cabdriver Lokman, who declares himself Sinan's 'chauffeur' and Arif, a local farmer and horse breeder, are part of both Sinan's life and his screenplay. Although plentiful adventures among the magical fairy chimneys, colorful balloons and at the annual grape festival become like a movie for all involved, the happy ending awaited by the boss, Isfendiyar never happens. But the boss insists on his happy ending. And Sinan has to write that ending!

Director: Kivanc Baruonu
Writer: Yilmaz Erdogan

Cast
Cast overview:
Tolga Çevik ... Sinan 
Ezgi Mola ... Eylul
Murat Basoglu ... Faruk
Erkan Can ... Arif
Ersin Korkut ... Lokman

http://www.imdb.com/title/tt3233224/?ref_=nv_sr_1


Özet & detaylar

Yapımcı İsfendiyar, senaristlik yapan Sinan'ı romantik komedi filmi senaryosu yazması için Kapadokya'ya gönderir. Burada bir butik otele yerleşen Sinan zor durumdadır. Çünkü ne yazacağı konusunda hiçbir fikri yoktur. Üstelik düşünmek için yeterli zamana sahip değildir. Patronu, işini bir an önce bitirmesi için ona baskı yapmaktadır. Sinan, butik otelin sahibi olan İzzet Bey'in kızı Eylül'le tanışır ve ondan çok etkilenir. Hatta ondan ilham alarak yazacağı senaryoyu onun üzerine kurmaya karar verir. Ancak bir sorun vardır: Eylül, ünlü bir oyuncu olan Faruk'la nişanlıdır. Faruk ile Sinan birbirlerini uzun zamandır tanımaktadırlar ve bu tanışıklık pek hoş anılarla dolu değildir. Çünkü Sinan, zamanında yakın arkadaş olduğu Faruk'un sevgilisini çalmıştır; bu yüzden de Faruk, Sinan'ı düşman ilan etmiştir.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-223677/


Beyazperde eleştirisi Patron Mutlu Son İstiyor

3,0
Hollywood, Yeşilçam filmi çekse...
Funda Sularöz

Senarist Sinan (Tolga Çevik) patronu tarafından, yazacağı senaryoya ilham olması için Kapadokya’ya yollanır. Patronun senaryodan 3 beklentisi vardır; komik olacak, içinde aşk olacak ve mutlu sonla bitecek. Kısa süre içerisinde bitirmesi gerektiği senaryoya konu bulma sıkıntısı çeken Sinan, çareyi kendi hayatını yazmakta bulur. Otelin sahibinin kızı Eylül’e (Ezgi Mola) daha ilk görüşte abayı yakmıştır. Ama senaryoya gereken çatışma, Sinan’ı üzecek cinstendir. Eylül bir dizide başrol oynayan yakışıklı Faruk (Murat Başoğlu) ile evlenmek üzeredir. Üstelik Faruk daha önceden Sinan’ın en yakın arkadaşı olmasına rağmen kız arkadaşını çalmıştır. Peki bu hikaye mutlu sonla bitecek midir?

Hollywood, Yeşilçam filmi çekse aşağı yukarı yine bir Patron Mutlu Son İstiyor filmi çıkardı. Zaten filmde de Sinan kendi yazdığı senaryo için Yeşilçam filmi tadında olduğunu söylüyor. Senaryonun matematiksel yapısı, hikayede yer alan öğeler ve kovboy çakması Atçı Arif (Erkan Can) karakteriyle de film Hollywood tadını yaşatıyor. Ama senaryosu eksik bir rom-com olarak.

Yılmaz Erdoğan’ın adı senarist makamında olunca ayakları yere sağlam basan, yıllar sonra bile akılda kalacak diyaloglar ve karakterler bekliyordum. Filmin komedi tarafı Sinan’ın sarsaklığı ve çok olmasa da küfür üzerinden oluşturulmaya çalışılmış. En akılda kalıcı sahne Sinan’ın Eylül’ü kurtarmak için balonun ardından sürüklenmesi iken, tipik Amerikanvari ‘şakacılık’ ambiyansı bozuyor. İşin romantik tarafında ise Ezgi Mola ve Tolga Çevik’in oyunculukları sahneleri etkileyici kılarken neden-sonuç ilişkisinde net cevaplar veremiyor.

Filmde yer alan araba tamircisi Hicri (Mustafa Uzunyılmaz) ve Taksici Lokman (Ersin Korkut) ise senaryoya çok fazla iliştirilmiş duruyor.Eylül ile Faruk arasındaki ilişkinin sebeplerini bilemediğimizden, Eylül ve Sinan arasındaki ilişkinin çatışması da zayıf düşüyor. Bunlara rağmen Atçı Arif karakteri, bir kovboy tiplemesi olsa da diyaloglarla daha ele avuca gelen bir karakter oluşturuyor.

Filmin en etkileyici tarafıysa şüphesiz görüntüleri. Peri Bacaları zaten masalsı bir atmosfere sahip doğal plato ama görüntü yönetmenliğinin başarısı Kapadokya’ya iyice hayran bıraktırıyor. Kimi sahneler çok fazla dekor gibi dursa da özellikle son sahne aklımda yer etti. Hatta bir gün evlenirsem düğün yeri bu sahnenin tıpkısının aynısı olsun demekten kendimi alamıyorum.

Sonuç olarak Patron Mutlu Son İstiyor, oyunculuk, müzikler ve en çok da görüntüler için izlenilir. Ama gülmek istiyorsanız, filmin doğru adres olduğundan şüpheliyim.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-223677/elestiriler-beyazperde/

8 Ağustos 2014 Cuma

Felekten Bir Gece III (2013) "The Hangover Part III"



Felekten Bir Gece III (2013)
"The Hangover Part III" (original title)

100 min  -  Comedy  

When one of their own is kidnapped by an angry gangster, the Wolf Pack must track down Mr. Chow, who has escaped from prison and is on the lam.

Directed by 
Todd Phillips

Writing Credits (WGA)  
Todd Phillips ... (written by) &
Craig Mazin ... (written by)

Jon Lucas ... (characters) &
Scott Moore ... (characters) 


Cast (in credits order) complete, awaiting verification  
Bradley Cooper ... Phil
Ed Helms ... Stu
Zach Galifianakis ... Alan
Justin Bartha ... Doug
Ken Jeong ... Mr. Chow
John Goodman ... Marshall
Melissa McCarthy ... Cassie
Jeffrey Tambor ... Sid
Heather Graham ... Jade
Mike Epps ... Black Doug
Sasha Barrese ... Tracy
Jamie Chung ... Lauren
Sondra Currie ... Linda


http://www.imdb.com/title/tt1951261/?ref_=nv_sr_2


Özet & detaylar

Kurt sürüsünün Bangkok'u birbirine kattığı o meşhur gecenin üzerinden iki sene geçmiştir. Phil, Stu ve Doug evlerinde kendi hallerinde, dertsiz ve 'olaysız' biçimde yaşamaktadırlar. Eski dosyalar kapanmış, dövmeler lazer ışınlarına teslim edilmiştir. Bela paratoneri Leslie Chow ise Tayland’da bir hapisanededir. Sürünün 3 erkeği neredeyse normal bir hayat sürerken, pek tabii Alan bu durumdan hiç memnun değildir. 
Belalı gecelerden sonra Alan ilaçlarını almayı bırakmış ve kendisini doğasına bırakmıştır ki bu Alan için, sınırsız, sağduyusuz, filtresiz bir hayat demektir! Kişisel bir krizin ortasına düşen kahramanımız en sonunda yardım almaya karar verir ama en önemli sorumluluk en iyi  3 dostunun omuzundadır! 
Hangover film serisinin üçüncüsü ve sonuncusu olan filmde bu sefer düğün ya da bekarlığa veda partisi yok. Filmin yönetmenliğini yine Todd Phillips üstlenirken, "Wolfpack" yine tabii ki Bradley Cooper, Ed Helms, Justin Bartha ve Zach Galifianakis'ten oluşuyor. 


Beyazperde eleştirisi Hangover 3: Felekten Bir Gece

2,5
İlk film gibisi yok!
Oktay Ege Kozak

2009 yılında vizyona giren Hangover, komedinin sınırlarını zorlarken baştan sona güldüren ve eğlendiren nadir bir başarıydı modern komedi türü için. Filmden önce akılda kalır bir komediye imza atmamış olan Todd Philips (Old School hayranları Amerika’da çoktur ama o filmin öneminin fazla abartıldığını düşünüyorum), seyirciye de, eleştirmenlere de hoş bir sürpriz sunmuştu.

Tabii ki filmin fazla tanınmayan oyuncu kadrosunun da kanıtlaması gereken çok şey olduğu için olabilecek en orijinal ve enerjik performansları sergilemişti Bradley Cooper, Ed Helms ve Zach Galafianakis. Aradan Planes, Trains and Automobiles’in zevksiz bir yeniden çekimi olan Due Date’i çıkaran Philips, Hangover 2 ile ilk filmin bayat bir Bangkok versiyonunu sunmuştu.

Şimdi ise Hangover 3, daha orijinal bir fikir ile salonlara gelmesine rağmen rastgele popüler kültür referansları ve Philips’in bariz olarak aksiyon yönetmeni olmaya uğraşması yüzünden türe gereksiz oranda şiddet ile dolu, tatsız bir ‘son bölüm’ geliyor. İlk Hangover’ı bağrımıza basıp bu ekipten artık başka eli yüzü düzgün bir film gelmeyeceğini kabul etmek lazımdı belki.

Philips, ikinci ve üçüncü filmin senaryosunu yazar ortağı Craig Mazin ile yazmış. Belki orijinal Hangover’ın yazarları Jon Lucas ve Scott Moore devam filmlerini de yazsaymış seri aynı kalitede devam edebilirmiş. Fakat Lucas ve Moore da Hangover’dan sonra başarılı olamadılar. İlk olarak 2011 yılının belki de en kötü filmi The Change-Up’ı yazdılar, sonradan bir türlü saygı göremeyen 21 and Over’ı yönettiler. Yani ortada zaten pek ümit yoktu gibi.

Hangover 3, bir sürü devam filminin yaptığı hatayı yerine getirerek seyircinin en sevdiği karakterlere odaklanıp, o karakterleri olabildiğince abartıp birer karikatüre dönüştürüyor. Üçüncü film ile artık serinin Galafianakis’in canlandırdığı saftorik Alan ve psikopat Chow’a (Ken Jeong) ait olduğu belli oluyor. Seyirciye göre bu ikili abartı komedi stilleri ile serinin en popülerleri ve Philips seyirciye istediklerini vermek için elinden geleni yapıyor.

Bu yüzden "Wolfpack"in diğer iki elemanı, Cooper’ın Phil’i ve Helms’in Stu’su ekranda yer kaplamakla yetiniyor. Özellikle Bradley Cooper, otopilot performansı ile sanki ‘ben artık Oscar’lık adamım, bu tür komediler sarmaz beni’ diyor. Ed Helms’in bir türlü saygı görmeyen dişçisini ise filmden çıkarsanız pek bir fark edeceğini sanmıyorum. Bir sahnede Phil, ‘sen dişçi değilsin, doktorsun’ diyerek Stu’yu gaza getirmeye uğraşıyor ama senaryoda bu karaktere gerekli bir zaman verilmediği için havada kalıyor.

Bu sefer karakterlerimizin şuurlarını kaybedip önceki geceyi hatırlamaya uğraştıkları konu tekrarlanmıyor, ama yerini alışılagelmiş bir aksiyon-komedi konusu alıyor. John Goodman’ın canlandırdığı acımasız Marshall, Wolfpack’den Chow’u bulmalarını emrediyor, yoksa Doug’u (Justin Bartha) öldürecek. Bari bu sefer en azından Doug’a bir şans verilseydi de Stu veya Phil esir alınsaydı? Neyse, karakterlerimiz bir kere daha Hangover usülü biraraya gelip çılgın maceralar yaşıyorlar.

İlk filmde biraz aksiyon olmasına rağmen komedinin ön planda olduğu barizdi. Üçüncü film ile artık Philips’in bir aksiyon yönetmeni olmaya uğraştığı ortada. Filmin ustalıkla çekilmiş araba kovalamaca sahneleri gayet başarılı ama bir komediye oturmuyor. Esprilerin tümü ise Galafianakis ve Jeong’un omuzlarına atıldığında bu karakterler artık iyice rahatsız eden karikatürlere dönüştüğü için ağızda kötü bir tat bırakıyorlar. İlk filmde saf olmasına rağmen iyi kalpli olan Alan, artık kendini beğenmiş, dalga geçilmesi zor, ciddi akli problemlerden yakınan bir trajediye dönüşüyor.

Kanımca Hangover’a bir tek film olarak bakıp devamındaki ‘üçleme’ adı altında kurulan pazarlama stratejisini umursamamak lazım. Stu, Phil ve Alan’ı ilk Hangover’dan hatırlayalım artık, gerisi bizi bağlamasın.

Popüler Yayınlar - most viewed

özgeçmişim

EBRU E. DÜVENCİ

1980 Tarsus/Mersin.

1998-2002 Mersin Üniversitesi, GSF Resim Bölümü, Yrd. Doç. Cebrail Ötgün Atölyesi’nde Lisans.

2002-2005 Mersin Üniversitesi, SBE Resim Anasanat Dalında, 'Yeni Dışavurumcu Resimde Dramatik Etkiler ve Uygulamalar’ adlı teziyle Yüksek Lisans.

2008 ‘den beri UPSD üyesidir.

Çocukluğundan beri sanata büyük ilgi duyan, annesinin çizimlerinden ve resimlerinden etkilenerek çizimler yapmaya başlayan, her zaman sanatçı olmayı hayal eden Ebru E. Düvenci 1995’te, daha lise yıllarındayken yaz aylarında üniversiteye hazırlık için karakalem çizim dersleri almaya başladı. 1998'de ise Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde lisans eğitimine başlayarak hayallerini gerçekleştirmenin ilk adımını attı. 2002 yılında lisans eğitimini başarıyla tamamladı.

Yüksek Lisans eğitimine başladığı 2002-2003 yıllarından beridir resimlerinde ana tema, günümüz
yaşamının koşuşturması içindeki hız ve harekettir.

Özellikle sokakta hep bir yerlere yetişmeye çalışan, koşan, koşuşturan insanları, yaşamın karmaşasını, hızını ve bu anlık görüntülerdeki izlenimlerini; hareket halindeki figürler ve atmosfer aracılığıyla kendi bulduğu bir tarzla resmetmektedir.


Resimlerini günlük yaşamda karşısına çıkan, gözüne çarpan anlık görüntülerden, kaçırılan anlardan, kimi zaman kendi çektiği fotoğraflardan, dinlediği müziklerden ve izlediği filmlerden ama daha çok kendi gözlemlerinden ve hayal gücünden beslenmektedir.

Sanatı bir yaşam biçimi, içsel bir yolculuk, ruhsal bir gereksinim, kendini ifade etmenin, düşünmenin, dünyayı ve kendini anlamanın, sorgulamanın bir yolu olarak gören Ebru E. Düvenci Mersin’de İçel Sanat Kulübü Teoman Ünüsan Sanat Galerisi’nde 2, Ankara Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde 1 olmak üzere 3 kişisel resim sergisi açmış olup, üniversite yıllarından beri pek çok etkinliğe ve karma sergiye katılmıştır.

2012 Halen çalışmalarını Mersin’deki Atölyesinde, annesi ressam H. Çağla Ertürk

ile birlikte sürdürmektedir.

ÖDÜLLER

2002 Mersin Üni. GSF 2. Geleneksel Resim Yarışması, Başarı ödülü.

2001 Mersin Üni. GSF 1. Geleneksel Resim Yarışması, Mansiyon ödülü.

YER ALDIĞI KATALOGLAR

2008 ARTVİSİT 3 Uluslararası Tasarımcı ve Sanatçı Çalışmaları Kataloğu; sf.204-5.

2007 27 haziran 2007 çarşamba Artella Daily Muse (www.artelladailymuse.com) ropörtaj.

2002 Hacettepe Üni. GSF 1. Ulusal Mezuniyet Sergisi ve Sempozyumu, Sergi Kataloğu;

sf.188.

KİŞİSEL SERGİLER

2010-2011 3. Kişisel Sergi, T.C. Ziraat Bankası Kuğulu Sanat

Galerisi, Ankara.

2010 2. Kişisel Sergi, İçel Sanat Kulübü, Teoman Ünüsan Sanat Galerisi, Mersin.

2007 Kişisel Sergi, İçel Sanat Kulübü, Teoman Ünüsan Sanat Galerisi, Mersin.

ÇEŞİTLİ KARMA SERGİLER / ETKİNLİKLER

2012 Karma Resim Sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2012 'Hayat Büyük Bir Resimdir' karma resim ve heykel sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 Genç Sanatçılar Müzayedesi – 3, Alif Art Antikacılık A.Ş. , Esma Sultan Yalısı, İstanbul

2011 "Renklerin Dansı" Karma Resim & Heykel Sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 “Sanatla Dans” karma resim sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 "Klasik ve Modern sanatın buluşması" karma resim sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 Genç Sanatçılar Müzayedesi – 2, Alif Art Antikacılık A.Ş. , The Sofa Hotel,

Nişantaşı-İstanbul

2011 Mersin Üniversitesi Mezunlar Sergisi 2, Prof. Dr. Uğur Oral

Kültür Merkezi, Çiftlikköy Kampüsü, Mersin.

2010 “The International Women’s Festival 2010, Turkish Exhibition”, Gama

Gallery, Skala Eressos, Midilli, Yunanistan.

2010 “Genç Plastik Sanatçılar” Sergisi, Yasemin Art Gallery, İstanbul.

2009 “Balık” , İstanbul Deniz Müzesi Sanat Galerisi, İstanbul.

2009 “Küçük İşler”, Ressamlar Derneği Sanatevi, İstanbul.

2009 “96 SANATÇI 96 YAPIT”, Çekirdek Sanat Atölyesi, İstanbul.

2009 “1. Çağdaş Soluklar Sergisi”, Galeri 5, İstanbul.

2008 Karma Yaz Sergisi, MTSO Sanat Galerisi, Mersin.

2008 Karma Resim Sergisi, MTSO Sanat Galerisi, Mersin.

2008 'ARTIK GÜN' Karma Resim Sergisi, Mezitli Belediyesi Sanat Evi, Mezitli/ Mersin.

2007 Karma Resim Sergisi, MTSO Sanat Galerisi, Mersin.

2006 8. Tarsus Gençlik, Kültür ve Sanat Festivali, Karma Fotoğraf Sergisi, Tarsus / Mersin.

2003 Karma Fotoğraf Sergisi, Mersin Üni. Kampüsü Rektörlük Sergi Salonu, Mersin.

2002 Hacettepe Üni. GSF 1. Ulusal Mezuniyet Sergisi ve Sempozyumu,

Çağdaş Sanatlar Merkezi, Ankara.

2002 Mersin Üni. GSF Mezuniyet Sergisi, İçel Sanat Kulübü Galerileri, Mersin .

2002 Mersin Üni. GSF Resim Bölümü Yrd. Doç.Cebrail ÖTGÜN Atölyesi Sergisi,

İçel Sanat Kulübü Galerileri, Mersin .

2002 Çukurova Üni. 10. Bahar Şenliği, Çukurova Üni., Adana.

1999 Mersin Üni. GSF Temel Sanat Eğitimi Çalışmaları Sergisi, İçel Sanat

Kulübü Galerileri, Mersin.

http://ebruduvenci.blogspot.com/

my biography

Ebru E. Duvenci

1980 She was born in Tarsus / Mersin/TURKEY.

1998-2002, She studied in Mersin University, Faculty of Fine Arts, Painting Department,

Assistant Professor. Cebrail Otgun Studio.

2002-2005, She completed Master degree from the Mersin University, School of Social

Sciences, Picture of the Department with thesis by ‘Dramatic Effects in New Expressionist

Painting and Practices’

2008 since a member of the International Association of Plastic Artists

The artist had a great interest in art since childhood, because her mother H. Cagla Erturk was a painter too. She began to make drawings influenced by her mother's drawings and paintings in 80s and early 90s, had always dreamed of being an artist and yet until she reached high school in 1995 summer, began to take drawing lessons for the ability of university exams.

Following, 1998 was the first step in realizing their dreams, began studies in Mersin University Faculty of Fine Arts, Department of Painting. Successfully completed her education in 2002.

Since Master's degree in 2002-2003, the main theme of paintings of modern life in the rush of speed and movement.

Particularly, on her paintings are focusing always running to catch up on the street somewhere, people running, the complexity of life, the speed ; and she depicts her impressions of these snapshots, with her own style figures in motion and the atmosphere .

Her paintings are affected; who stood in daily life, attracted the attention of the snapshots, overlooked moments, movies, music, sometimes photographs taken by herself, but more observations and imaginations.

According to the artist; Art is a lifestyle, an inner journey, a spiritual requirement, self-expression, thinking, a way of understanding herself or life, a self-interrogation path, a way of interrogation of life…

The artist has three solo exhibitions, participated in several group shows since their university years,

her works are in many collections.

2012 continues to live and work in her studio in Mersin/Turkey with her artist mother H. Cagla Erturk.

AWARDS

2002 Mersin University Faculty of Fine Arts, the second Traditional Art Competition, Achievement Award.

2001 Mersin University Faculty of Fine Arts, the first Traditional Art Competition, Honorable Mention.

CATALOGS

2008 ARTVİSİT 3, International Designer and Artist Works Catalogue; page; 204-5.

2002 Hacettepe University, Faculty of Fine Arts 1 National Graduation Exhibition and Symposium, Exhibition Catalogue, page: 188.

SOLO EXHIBITIONS

2010-2011 20 December 2010-07 January 2011, 3rd Solo Exhibition, Ziraat Bank of the Republic of Turkey, Kuğulu Art Gallery, Ankara (capital)/Turkey.

2010 May 14 to 27, 2nd Solo Exhibition, Icel Art Club, Teoman Ünüsan Art Gallery, Mersin/Turkey.

2007 November 2 to 20, 1st Solo Exhibition, Icel Art Club, Teoman Ünüsan Art Gallery, Mersin/Turkey.

VARIOUS GROUP EXHIBITIONS / EVENTS

2012 Group Exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2012 'Life's Big One Picture' group painting and sculpture exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 Young Artists Auction - 3, Alif Art Antiques Inc., Esma Sultan Mansion, Istanbul

2011 "Dance of Colors" Exhibition of Painting & Sculpture, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 "Dance with Art" Group Exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 "Classical and Modern Art Meeting" group art exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 Young Artists Auction - 2, Alif Art Antiques Inc The Sofa Hotel, Nişantaşı-Istanbul

2011 Mersin University Alumni Exhibit 2, Prof. Dr. Ugur Oral Culture Center, Ciftlikkoy Campus, Mersin.

2010 "The International Women's Festival 2010, Turkish Exhibition", Gama Gallery, Skala Eressos, Lesvos, Greece.

2010 "Young Plastic Artists" Exhibition, Jasmine Art Gallery, Istanbul.

2009 "Fish", Istanbul Naval Museum Art Gallery, Istanbul.

2009 "Small Works", Art House Painters Association, Istanbul.

2009 "96 Artists 96 Works", Art Studio, Istanbul.

2009 "1st Exhibition of Contemporary breathes", Gallery 5, Istanbul.

2008 Summer Group Exhibition, Art Gallery of MTSO, Mersin.

2008 Group Exhibition, Art Gallery of MTSO, Mersin.

2008 'now days' Art Exhibition, City Art House Mezitli Mezitli / Mersin.

2007 Group Exhibition, Art Gallery of MTSO, Mersin.

2006 8. Tarsus Youth, Culture and Art Festival, Photography Exhibition, Tarsus / Mersin.

2003 Photography Exhibition, Mersin University. Campus President's Exhibition Hall, Mersin.

2002 Hacettepe University Faculty of Fine Arts Graduation Exhibition and the 1st National Symposium, Contemporary Arts Center, Ankara, Turkey.

2002 Mersin University, Faculty of Fine Arts Graduation Exhibition, Icel Arts Club Galleries, Mersin

Mersin University

2002. Faculty of Fine Art Department Asst. Prof. .Cebrail OTGUN Workshop Exhibition, Icel Arts Club Galleries, Mersin.

2002 Cukurova University in The 10th Spring Festival, Cukurova Univ., Adana, Turkey.

1999 Mersin University, Faculty of Fine Arts, Basic Art Education Studies Exhibition, Icel Art Club Galleries, Mersin.


click for see my art;

http://ebruduvenci.blogspot.com/