20 Eylül 2014 Cumartesi

Nicholas Hoult filmleri

Nicholas Hoult

Actor 


2013 Sicak Kalpler ... R
2009 Tek basina bir adam ... Kenny
2008 Wallander (TV Series) ... Stefan Fredman
- Sidetracked (2008) ... Stefan Fredman
2005 Firtinali hayatlar ... Mike
2002 Bir erkek hakkinda ... Marcus Brewer

http://www.imdb.com/name/nm0396558/?ref_=nv_sr_1

Sıcak Kalpler (2013) "Warm Bodies"

bence; 
distopik postakoliptik romantik komedi zombi dramı :) aslında hepimiz biraz zombiyiz... iyi yaa eğlenceli. bir de mesaj kaygısı gütmeyeydi iyiydi. kendini fazla ciddiye almamak lazım ^^

yıllardır süren vampir, kurt adam güzellemeleri, fantezilerinden sonra şimdi sırada zombilere aşık olmak var. bunun sonu kanımca iyi değil, nekrofiliye bağlamayın da!

 yıllardır özellikle de the walking dead'den alıştığım zombilere benzemiyor bu filmdekiler. işlerine gelince hıslanıp vahşileşseler de insanlığa dönmeye pek meyilliler. sözü geçen dizidekine göre çok daha hızlı ve akıllılar.. hatta R düşünüyor, hissediyor ve bu durumu arkadaşlarına yayıyor... wauvv sevginin gücü.
en azından nicholas hoult'un gözümüzün önünde büyüdüğünü görmek için izlenir, yoksa teresa palmer'da star ışığı görmedim, yetenekse vasat; john malkovich'in karakteriyse ki karakter demeye şahit ister fazlasıyla bilindik tip.
film yer yer komik, eğlenceli fakat kendini işte ciddiye almayıp, absürde yaklaşsaydı biraz daha komik olabilirdi.yani olmalıydı, zaten mesaj veren çok daha iyi filmler varken bu filmde gereksizdi.
zaten eskiden de zombi gibiydiniz, etrafınızın farkında değildiniz, sevmek ve sevilmek yoktu; para hırs kariyer  satın almak... derken yaşadığınızı unutmuştunuz, bilgisayarlara cep telefonlarına dalıp gitmiştiniz. insanlar hep yıkıp yok etmeye meyilli. anlamadan dinlemeden düşman olmaya da. ama sevgi-aşk ve anlayış sayesinde kurtulabilirsiniz.
yanlış demiyorum buna ama zombie filmi için fazla iyimser, naif kalıyor. bu açıdan zombieland filmi çok daha komik, eğlenceli, kendini de ciddiye almayan bir filmdi.



Sıcak Kalpler (2013)
"Warm Bodies" (original title)
 98 min  -  Comedy | Horror | Romance  -  


  Ratings: 7,0/10

After a highly unusual zombie saves a still-living girl from an attack, the two form a relationship that sets in motion events that might transform the entire lifeless world.

Director: Jonathan Levine


Writers: Jonathan Levine (screenplay), Isaac Marion (novel)


ast
Cast overview, first billed only:

Nicholas Hoult ... R
Teresa Palmer ... Julie
Analeigh Tipton ... Nora
Rob Corddry ... M
Dave Franco ... Perry
John Malkovich ... Grigio
http://www.imdb.com/title/tt1588173/?ref_=nv_sr_1



Özet & detaylar

İnsanoğlu yaklaşık 8 yıl önce başlayan ve nedeni, nasıl yayıldığını artık hatırlanmayan bir zombi salgınının esiri olmuştur. Zombilerin sayısı, hayatta kalmayı başaran bir grup insandan çok daha fazladır; insanlar ellerindeki tüm silah teknolojisine rağmen kendilerini ancak yüksek duvarların ardına hapsederek emniyete almışlardır. Zombilerin pek çoğu gibi havaalanında yaşayan R, bir gün arkadaşlarıyla beslenmeye çıktığında, kendisini öldürmek isteyen Julie ile karşılaşır. Onu ısırıp beslenmesi gerekirken aşık olmuştur, zira kaybettiği insani özellikleri teker teker ve yavaş yavaş yerine gelmeye başlar. Julie'ye hissettiği aşk kalbinin yeniden atmasını sağlarken, adını ve nasıl öldüğünü dahi hatırlamayan karakterimiz hislerini geri kazandıkça 'iyileşir'; üstelik bu iyileşme etkisi salgından etkilendiğine inanılan diğer zombileri de olumlu yönde etkileyecektir... Tabii insanlığın geri kalanını inandırabilirlerse! 
Başrollerde Nicholas Hoult ve Teresa Palmer'ı seyrettiğimiz filmin oyuncu kadrosunda John Malkovich, Dave Franco ve Rob Corddry gibi isimler yer alıyor. Roman uyarlaması olan filmin senaristliğini ve yönetmenliğini ise Jonathan Levine üstleniyor.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-190969/



Beyazperde eleştirisi Sıcak Kalpler

3,5
Dünyayı sevgi ve aşk kurtaracak!
Duygu Kocabaylıoğlu

Yuvarlak hesap son 10-15 yıldır vampir, zombi ve bunların beslediği doğaüstü varlıkların alt türlerini hem edebiyatta hem görsel mecralarda (sadece sinemayla tutmak pek çok tv dizisine haksızlık olur)  o kadar çok sevdik ve benimsedik ki, yarın öbür gün zombi ya da kurt adam bir sevgilimizin olması artık işten bile değil! Şaka bir yana, genelde kıyamet sonrası bir dünyaya ve iki farklı türün arasındaki muhtemel bir aşk öyküsüyle kurgulanan bu hikâyeler, daha ziyade genç seyirci kitlesini hedefler ve ilgisini çekerken, alt türün asıl meraklıları olanlar bu popüler işlere hep mesafeli yaklaşıyorlar.

Türün hem edebiyat hem sinema açısından son örneklerinden olan Sıcak Kalpler (Warm Bodies) de ilk bakışta,Buffy, the Vampire Slayer'ın zombi versiyonunu, yani "öldürmesi gereken zombiye aşık olan kız" imajını yaratsa da, aslında karşımızda tam anlamıyla bir Romeo-Juliet hikayesi mevcut diyebiliriz. Başrollerin isimlerinden tutun da, o pek romantik balkon sahnesine kadar, imkânsız aşkı kutsayan öykü, bir ölümlüye âşık olup onun sayesinde yeniden hayata dönen zombi delikanlı ‘R'nin hikâyesi aslında.

Diğer zombilerle birlikte terk edilmiş havaalanını mesken tutan R, aslında kendi ‘türüne' de öteki olan bir karakter. ‘Ev' olarak adlandırdığı bir uçakta plak koleksiyonu yapan, kar küresi, biblo toplayan bir zombiye, türün her örneğinde rastlamak biraz zor! Isaac Marion'ın aynı adlı romanından uyarlanan Sıcak Kalpler'in farklılığı da biraz buradan geliyor zaten. Bu sefer karşımızda sadece anlamsızca hırıldayan, etrafa çarparak yürümek ve insan yemekten başka eylemi olmayan zombilerden fazlası var. Bu filmin zombileri gerektiğinde konuşuyor, hatta R, düşünüyor, dahası bilinçli bile hareket ediyor. Yetişkin edebiyatı kulvarında kaleme alınmış ve Türkçe'ye "Sıcak Bedenler" adıyla çevrilen romanı okumamış olmakla birlikte, en azından filmin, tükenme safhasına gelmiş bu türe taze bir şeyler kattığını söyleyebilirim.

Öte yandan filme toplumsal katmanlı bir okumayla bakarsak, bir alt metin daha mevcut: Henüz çaresini bulamadığımız salgın hastalıklara yakalanan kişiler, tamamen insanlıktan çıkmış yaratıklar değillerdir; sizden farklılaştılar diye kalın önyargı duvarları çekmeniz, olası bir tedavi ihtimalini de sıfıra indirger. Anlamaya çalışıp, sevgiyi paylaşmak ise imkânsız görünen iyileşme sürecinin belki de ta kendisi olabilir. Şimdi bu formülde "salgın hastalıklara yakalanan kişileri" kaldırıp "ötekileşenleri" koyun; işte size filmin asıl önermesi...

Senaryoya dair son bir not eklersek, kitap henüz orijinal dilinde ABD'de piyasaya çıkmadan, sinema hakları satın alınmış ve senaryolaştırılmaya gidilmiş. Bu anlamda başarılı bir pazar politikası izlenmiş diyebiliriz pekâlâ.

Henüz 36 yaşındaki yönetmen Jonathan Levine'nin ikişer yıl arayla imza attığı Vahşet Partisi ve The Wackness filmlerini bir yana koyarsak, 2011'de gezdiği her festivalden övgüyle dönen ve iki de Altın Küre adaylığı olan  Şansa Bak (50/50)'tan sonra görsel çıtasını bir kademe daha yükselttiğini söyleyebiliriz. Fakat filmin özellikle ilk bölümünde bazı sahne geçişlerinin çok başarılı olmasının yanı sıra, yer yer sahnelerin dokuları ve renk tonları arasında kopukluklar olduğunu da belirtmek boynumuzun borcu. Bu detaylar maalesef biraz puan kaybettiriyor. Levine'nin oyuncu yönetiminde başrol Nicholas Hoult'tan maksimum verim aldığını da ekleyelim. Henüz 23 yaşında olan ve geçtiğimiz hafta da Dev Avcısı Jack ile arzı endam eden genç oyuncuyu anlaşılan beyazperdede daha çok göreceğiz.

Son olarak filmin müziklerine değinmeden bu yazıyı sonlandırmak olmaz. Çoğunlukla R'nin plak koleksiyonundan dinlediğimiz Guns N' Roses'dan John Waite'e, Scorpions'tan Bruce Springsteen'e uzanan arşiv, kulaklarımızın pasını silerken, "Hungry Heart"gibi klasiklerin filmin öyküsüne paralel kullanılması da ayrı bir sine-müzikal keyif sunuyor.

Nihayetinde karşımızda özgün bir bakış açısıyla kotarılmış, post-apokaliptiğe zombi mizahını ve aşkı iyi yedirmiş bir yapım var. Sevgiye ve aşka olan inancımızın tazelenmesi gerektiği şu günlerde, en azından bireysel ilaç niyetine, takın sevgilinizi kolunuza ve sinemanın yolunu tutun... 
http://www.beyazperde.com/filmler/film-190969/elestiriler-beyazperde/

19 Eylül 2014 Cuma

Hayatımın En Kötü Gecesi (2014) "Walk of Shame" (original title) 95 min - Comedy -

zincirleme talihsizlikler yaşayan bir kadının trajikomik hikayesi. evet bazı anlarda böyle değil şöyle yapsa daha mantıklı olur diyorsunuz ama sonuçta kafası pek ayık değil ve bir hayli telaşlı.
eğlenceli bir film. pes dedirten tesadüfler oluyor sonunda kızımız doğru yolu buluyor. bu utanç yolundan geçerken tanıştığı egzantrik, komik, ve yaptıkları şeylere göre naif ve iyi niyetli (komedi sonuçta) kimseler ve yaşadıkları ona bir ders oluyor. tabi aksilikler ve aksi insanlar olmazsa olmaz, kızımızı nasıl zorlayacağız, nasıl eğlenip güleceğiz sonra. başına gelmeyen kalmıyor;
robot gibi bir kadın olmaktan kurtulup bir de üstüne prens buluyor. hangimiz telefona güvenmiyoruz ki, kaç kişinin numarasını ezbere biliyoruz, ve hangimiz insanları görünüşü yüzünden yargılamıyor ki, birbirini dinlemenin ve yardım etmenin önemini unuttuğumuzu her geçen gün kim fark edip şikayet etmiyor ki. ciddiye alınırsa bu sonuca da varabilir. fakat film sonunu tatlıya bağlamak için takla atıyor tabi. bu çıkarcı dünyada ayağına gelmiş fırsatı tepecek değil ya.... bilmem?


Hayatımın En Kötü Gecesi (2014)
"Walk of Shame" (original title)

 95 min  -  Comedy  -

A reporter's dream of becoming a news anchor is compromised after a one-night stand leaves her stranded in downtown L.A. without a phone, car, ID or money - and only 8 hours to make it to the most important job interview of her life.

Director: Steven Brill
Writer: Steven Brill

ast
Cast overview, first billed only:
Elizabeth Banks ... Meghan
James Marsden ... Gordon
Gillian Jacobs ... Rose
Sarah Wright ... Denise (as Sarah Wright Olsen)
Ethan Suplee ... Officer Dave
Bill Burr ... Officer Walter


http://www.imdb.com/title/tt2463288/?ref_=nm_flmg_act_9



Özet & detaylar


Los Angeles'ta yaşayan ve sıradan bir haber spikeri olan Megan, nişanlısının kendisini terk etmesi ve beklediği terfi haberinin gelmemesi sonrasında tam anlamıyla yıkımı uğrar. Arkadaşları kafasını dağıtabilmesi için çılgın bir parti organize ederler ve gece başlar. Yaşadığı olumsuzlukların etkisiyle alkolün dozunu artıran Megan bir noktadan sonra bambaşka birine dönüşür ve mekanın barmeni Gordon'la flört etmeye başlar. Ertesi sabah uyandığında ise Gordon'ın evindedir. Megan yaşadığı bu tek gecelik ilişkinin ardından kendini, telefonu, parası ve kimliği olmadan dağılmış bir halde bulur. İşin daha da trajik bir boyutu vardır: Beklediği terfi gerçekleşecek gibidir ancak hayatındaki en önemli iş görüşmesine yetişebilmek için yalnızca sekiz saati kalmıştır!
Filmin yönetmenliğini Steven Brill üstlenirken başrollerini Elizabeth Banks ve James Marsden paylaşıyor.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-216738/

17 Eylül 2014 Çarşamba

Körlükle İlgili 18 Film


1_Sadece Sen (2014)

The passionate love between a former boxer and a beautiful blind woman.
http://www.imdb.com/title/tt3477480/?ref_=nm_flmg_act_1
Aşkın engel tanımadığını ortaya koyan Sadece Sen, zorlukların içinde filizlenen bir ilişkiyi beyazperdeye taşıyor. Emekliye ayrılmış bir boksörle görme engelli bir kızın arasında tutkulu bir aşk olabilir mi?
http://www.beyazperde.com/filmler/film-224114/


2_Benim Dünyam (2013)

At 2 Ela lost her ability of seeing and hearing because of a severe illness...
http://www.imdb.com/title/tt3159564/?ref_=nm_flmg_act_1
Ela, henüz iki yaşındayken geçirdiği hastalık nedeniyle hem gözlerini hem de duyma yetisini kaybeder.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-222761/


3_Penthouse North (2013) Çatı Katı

A reclusive, blind photojournalist lives quietly in a New York penthouse, until a smooth but sadistic criminal looking for a hidden fortune enters her life.
http://www.imdb.com/title/tt2055709/?ref_=nm_flmg_act_8


4_Julia'nin Gözleri (2010) 

"Los ojos de Julia" (original title)
The story of a woman who is slowly losing her sight whilst trying to investigate the mysterious death of her twin sister.
http://www.imdb.com/title/tt1512685/?ref_=fn_al_tt_1
Julia'nın (Belén Rueda) sonunda onu kör bırakacak olan bir göz hastalığı vardır. Julia'nın ikiz kız kardeşi de aynı hastalığa yakalanmış ve kendini bodrum katında asarak intihar etmiştir.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-175746/


5_Tanrinin kitabi (2010) 

"The Book of Eli" (original title)
A post-apocalyptic tale, in which a lone man fights his way across America in order to protect a sacred book that holds the secrets to saving humankind.
http://www.imdb.com/title/tt1037705/?ref_=nv_sr_2


6_Hayallerin Ötesinde (II) (2012) 

"Imagine" (original title)
A blind teacher breaks the rules to help a female student rediscover the pleasures of life.
http://www.imdb.com/title/tt1846492/?ref_=fn_al_tt_3
Görme yetisi olmayan Ian, Lizbon'da görme engelli insanlar için özel eğitim veren bir enstitüye eğitmen olarak atanır. Hayat dolu idealist bir insan olan Ian buradaki öğrencilerine günlük olarak alışılmışın dışında eğitimler vermeye başlar. http://www.beyazperde.com/filmler/film-221357/

7_Göz (2008) 

"The Eye" (original title)
A woman receives an eye transplant that allows her to see into the supernatural world.
http://www.imdb.com/title/tt0406759/?ref_=nv_sr_1
Başarılı bir viyolonist olan Sydney Wells, geçirdiği bir kaza nedeni ile beş yaşından beri kördür. Uzun zaman sonra görme yetisini yeniden kazanabilmek için bir kornea transplantasyonu ameliyatına girer ve operasyonun ardından iyileşme sürecinde tuhaf şeyler görmeye başladığını fark eder.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-109327/


8_Körlük (2008) 

"Blindness" (original title)
A city is ravaged by an epidemic of instant "white blindness".
http://www.imdb.com/title/tt0861689/?ref_=nv_sr_1
adı belirsiz bir kentte, ne olduğu anlaşılamayan bulaşıcı bir körlük salgınını anlatan film noir'daki ilginç karakterlere hayat veriyorlar.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-119191/

9_Black (2005)

The cathartic tale of a deaf, mute and blind girl, and her teacher who brings a ray of light into her world of BLACK.
http://www.imdb.com/title/tt0375611/?ref_=fn_al_tt_4
Paul ve eşi Catherine evlenmişler ve mutlu bir yuva kurmuşlardır. Kısa bir süre sonra Michelle adını verdikleri bir kız çocukları olur. Ama ailenin mutluluğu uzun sürmez zira Michellle ne görebilir ne de duyabilir.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-60969/


10_Köy (2004) 

"The Village" (original title)
Byrce Dallas Howard'ın karakteri kör.
http://www.imdb.com/title/tt0368447/?ref_=nv_sr_2
http://www.beyazperde.com/filmler/film-52912/

11_Korkusuz (2003) 

"Daredevil" (original title)
A man blinded by toxic waste which also enhanced his remaining senses fights crime as an acrobatic martial arts superhero.
http://www.imdb.com/title/tt0287978/?ref_=nv_sr_1
Görme yetisini kaybetmiş olan Avukat Matt Murdock'ın diğer duyuları diğer insanlardan daha fazla gelişmiştir.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-28869/


12_Hollywood Ending (2002)

A director is forced to work with his ex-wife, who left him for the boss of the studio bankrolling his new film. But the night before the first day of shooting, he develops a case of psychosomatic blindness.
http://www.imdb.com/title/tt0278823/?ref_=nv_sr_1
Val Vaxman (Woody Allen), 70’ler ve 80’lerde yıldızı parlamış fakat sonraları TV reklamları yöneten emektar bir yönetmendir. Sonunda onu tekrar hakettiği yere getirecek film projesi teklif edilir. Fakat psikolojik sebeplerden geçici körlük oluşur Vaxman’da. Projeyi kaçırmamak için arkadaşlarının da yardımıyla stüdyo yöneticilerini kandırarak filmi kör olarak yönetmeye başlar.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-40869/


13_Karanlikta dans (2000) 

"Dancer in the Dark" (original title)
An east European girl goes to America with her young son, expecting it to be like a Hollywood film.
http://www.imdb.com/title/tt0168629/?ref_=nv_sr_1
Selma Jezkova, derme çatma bir karavanda 10 yaşındaki oğluyla beraber hayatını sürdürmeye çabalayan bir kadındır. Genetik ve kalıtsal bir hastalığı nedeniyle görme yetisini tamamen kaybetmek üzeredir. Bir gün kendi hastalığının kalıtsallığı nedeniyle oğlunun da bu hastalıkta muzdarip olacağını bilmektedir. Bu nedenle kazandığı tüm geliri oğlunu ameliyat ettirmek üzere kenara koymaktadır. Ancak hayatın seyri, bu ikiliyi hiç olmadık bir uçuruma doğru itmek üzeredir.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-26095/


14_Things You Can Tell Just by Looking at Her (2000) İlk Bakışta

Cameron Diaz'ın oynadığı karakter kör.
http://www.imdb.com/title/tt0210358/?ref_=nv_sr_1
http://www.beyazperde.com/filmler/film-27683/


15_Ilk görüste ask (1999) 

"At First Sight" (original title)
A blind man has an operation to regain his sight at the urging of his girlfriend and must deal with the changes to his life.
http://www.imdb.com/title/tt0132512/?ref_=fn_al_tt_2
New Yorklu mimar Amy Benic, stresli iş ortamından uzaklaşmak amacıyla sık sık aarabasıyla Virgil, çok lüks bir otelde çalışan başarılı ve kör bir masördür. Bir gün otelde Amy adında, New York’lu bir mimarla tanışır.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-3492/


16_Kördügüm (1994) 

"Blink" (original title)
Emma is an attractive girl in her 20s who has been blind for 20 years.
http://www.imdb.com/title/tt0109297/?ref_=nv_sr_2

17_Kadin Kokusu (1993) 

"Scent of a Woman" (original title)
A prep school student needing money agrees to "babysit" a blind man, but the job is not at all what he anticipated.
http://www.imdb.com/title/tt0105323/?ref_=nv_sr_1
Bir kolej öğrencisi olan Charlie, paraya ihtiyacı olduğundan kör bir adama, bir nevi 'bebek bakıcılığı' yapmaya razı olur ama iş, umduğu kadar basit olmayacaktır. Çünkü Emekli Albay Frank Slate’in haftasonu için çok özel bir planı vardır.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-31052/


18_Jennifer Eight (1992)

A big city cop from LA moves to a small town police force and immediately finds himself investigating a murder. Using theories rejected by his colleagues, the cop, John Berlin, meets a young blind woman named Helena, who he is attracted to. Meanwhile, a serial killer is on the loose and only John knows it.
http://www.imdb.com/title/tt0104549/?ref_=nv_sr_1

16 Eylül 2014 Salı

Sayfa 8 (2011) Page Eight (2011)

filmin 1 saatini izledim, Rachel Weisz olunca iyi bir film olacağını düşünmüştüm, ama bu 1 saatte aksiyon ve drama göremedim! gizem ise o kadar üstü kapalı ki bu kadar olur. suya sabuna dokunmadan siyasi-gerilim-politik entrika vb yapılmıyor işte! ingiliz filmleri illa soğuk-mesafeli olmak zorunda mı? ve yavaş?


Page Eight (2011)
TV Movie  -  99 min  Action | Drama | Mystery


Johnny Worricker (Bill Nighy) is a long-serving MI5 officer. His boss and best friend Benedict Baron (Michael Gambon) dies suddenly, leaving behind him an inexplicable file, threatening the stability of the organization. Meanwhile, a seemingly chance encounter with Johnny's striking next-door neighbor and political activist Nancy Pierpan (Rachel Weisz) seems too good to be true. Johnny is forced to walk out of his job, and then out of his identity to find out the truth. Set in London and Cambridge, PAGE EIGHT is a contemporary spy film for the BBC, which addresses intelligence issues and moral dilemmas peculiar to the new century.
- Written by David Hare

Director: David Hare
Writer: David Hare

Cast
Cast overview, first billed only:
Bill Nighy ... Johnny Worricker
Rachel Weisz ... Nancy Pierpan
Tom Hughes ... Ralph Wilson
Michael Gambon ... Benedict Baron
Judy Davis ... Jill Tankard
Ewen Bremner ... Rollo Maverley
Felicity Jones ... Julianne Worricker
Ralph Fiennes ... Alec Beasley

http://www.imdb.com/title/tt1797469/?ref_=nv_sr_1

15 Eylül 2014 Pazartesi

Paranoya (2013) "Paranoia" (spoiler olabilir)

bence; havalı ve dikkat çekici bir isim, 2 genç, parlamakta olan yıldız, biri pek yakışıklı ve biri pek güzel, 2 de oturaklı, tecrubeli aktör, 1 kötü adam, 1 iyi baba, 1 efbiay amca (ay o çok yakşıklıı), 3-5 şahane dost (o kadar iyi bir dost ki bir tanesi, ölünden dönse dahi dostunun yanında!!). ne yakışıklı ile güzelin aşkı, ne patronların nefreti,  ne iyi adam, baba ve dostlar, ne de şirketler arası rekabet, entrika ve hırsızlık inandırıcı!! filmin çekimleri iyi, müzik eğlenceli, izlenip gidiyor ama hiç bir durumda inandırıcılık yok. anlam yok. izle-unut! naif bir şıklık!
ya hu bu kadar sahtekarlık, hırsızlık, hortumlama vb oluyor da kim hapse giriyor? kata kaçı? bir de yok efendim 2 dev teknoloji şirketinin büyük patronu. ha ha güldürmeyin beni. ne kadar naif, ne kadar iyimser! dünya böyle değil maalesef. evet en azından filmlerde adalet yerini bulsun, sonunda bir ooh ya! diyelim. ama inandırıcı değil işte! böyle bir film fikrine yok yumuşak, hafif, naif, iyimser yaklaşılmış, bir syriana değil! (ilk o geldi aklıma)


Paranoya (I) (2013)
"Paranoia" (original title)
 106 min  -  Drama | Thriller  -


An entry-level employee at a powerful corporation finds himself occupying a corner office, but at a dangerous price: he must spy on his boss's old mentor to secure for him a multi-billion dollar advantage.

Directed by
Robert Luketic


Writing Credits
Jason Dean Hall ... (screenplay) (as Jason Hall) and
Barry L. Levy ... (screenplay)

Joseph Finder ... (novel)

Cast
Cast overview, first billed only:
Liam Hemsworth ... Adam Cassidy
Gary Oldman ... Nicolas Wyatt
Amber Heard ... Emma Jennings
Harrison Ford ... Jock Goddard
Lucas Till ... Kevin
Embeth Davidtz ... Dr. Judith Bolton
Julian McMahon ... Miles Meechum
Josh Holloway ... Agent Gamble
Richard Dreyfuss ... Frank Cassidy

http://www.imdb.com/title/tt1413495/?ref_=nm_flmg_act_7


Özet & detaylar

Adam Cassidy uzun zamandır bir parçası olduğu Wyatt isimli önemli bir telekomünikasyon şirketinde iyi bir kariyere sahip olmak için var gücüyle ve büyük bir hırsla çalışmaktadır. Ancak anlık bir dikkatsizliğinden kaynaklanan ufacık bir hataya sebep olması şirketin önemli miktarda para kaybetmesine neden olur. Bu nedenle de patronu Nicholas Wyatt'ı bir hayli zor bir durumda bırakır. Bu hatayı telafi etmesi ise ilginç bir görevle mümkün olacaktır. Jack Goddard'ın yönettiği rahip firmaya transfer olup, Wyatt için muhbirlik yapması gerekecektir. Varlıklı bir adam olmanın ve lüks arabalara sahip olmanın hayallerini kuran Adam, acımasız ve iki yüzlü piyasanın maşalarından biridir.
Legally Blonde ve 21 filmlerinin yönetmenliğini yapan Robert Luketic'in imzasını taşıyan filmin başrollerinde usta oyuncular Harrison Ford, Gary Oldman ve genç yıldız Liam Hemsworth bulunuyor.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-206166/


Beyazperde eleştirisi Paranoya

2,0
Şık ama sıradan bir casusluk filmi...
Serdar Kökçeoğlu

Dünyamız medya devlerini konu edinen iki önemli film arasında çok değişti. Bir gazetecinin idealist fikirlerle yola çıkıp beklemediği kadar büyüdükten sonra zamanında nefret ettiği şeye dönüşmesini anlatan Yurttaş Kane ile yalnızlığın intikamını almak için ev yapımı sosyalleşme metodları ararken yepyeni bir iletişim biçimi yaratan popüler genci anlatan Sosyal Ağ filmlerinden bahsediyoruz. İlki üzerine söylenecek her şey söylendi; her izleyişte daha çok sevilen, sanki olgun yaşlarda daha iyi anlaşılan o benzersiz filmlerden… İkincisi ise genç bir adamın 'büyüme' hikayesini anlatırken bugününün dünyasına dair ilgi çekici şeyler söylemeyi de başarıyor. Yurttaş Kane'in zamanında, dünyayı medya devleri yönetiyordu. Şimdi uluslararası şirketlerin önemli ölçüde söz sahibi olduğu başka bir dünyada yaşıyoruz. Bu şirketler arasında teknoloji şirketlerinin hayli ön sıralarda olduğunu söylemeye gerek bile yok. Çekici bir isme ve fikre sahip olan ama elindeki malzemeyi ucuz bir casusluk senaryosuyla harcayan Paranoya ise alanında zirveyi temsil eden iki teknoloji şirketinin rekabetini anlatıyor. Rekabeti kızıştıran, birinin, diğerinin içine iyi yetiştirilmiş 'yeteneksiz' bir genç yerleştirmesi oluyor.

Paranoya'nın ilgi çekici iki yönü var. Biri, Junkie XL imzalı elektronik müzikler. Diğeri ise teknoloji devlerinin dikkatini çekmeyi başaramayan yeteneksiz bir genci konu edinmesi... Bugüne kadar hep bilişim dehası gençlerin olağanüstü yükselme hikayelerini izledik. Yeteneksiz gencimiz ancak minörden majöre casus olarak yerleşerek bir başkası olma, tekno cemiyet hayatına katılma fırsatı yakalıyor. Fakat zamanla şirketlerin rekabetleri sırasında birilerinin ezildiği gerçeğine uyanıyor ve kendisinin ve ailesinin tehlikede olduğunu fark ediyor. Böylece o güne kadar yaşam tarzını geri çevirdiği mütevazi güvenlikçi babasının sözünü dinliyor ve devleri FBI amcasına şikayet ederek sevdiği kadınla pembe panjurlu küçük şirketlerinde yeni bir hayata başlıyor. Zamanında hipster görünümü nedeniyle club'ların kapısından çevrilen Adam, huzuru kendi hip şirketini kurmakta buluyor. Bir anda rekabet ve hırs dolu dünyadan uzaklaştığına inanmamız isteniyor. Güvenlikçi babanın bu dünyada masum kalabildiğine inanmamız kadar zor bir durum.

Şirket dünyasını bilen, teknoloji dergilerini karıştırmaktan sıkılmayan herkesin kolayca fark edebileceği ciddi hatalara sahip Paranoya. Şirketlerin fikir hırsızlığı yapması iyi bir casusluk malzemesi gibi görünebilir ama günümüzde teknoloji dünyası sanatın 'çalmak mübahtır' kuralını neredeyse kabul etmiş durumda. Ama bu sadece sık sık birbirini taklit eden küçük markalar için geçerli. Büyüklerin ucuz casusluklar gibi marifetleri yok. Yani büyük bir şirket bir başka devin yeni ürününü o kadar kolay çalamıyor. Sonuçta her şirketin bir çizgisi var. Risk alamayacak önemli harcamaları var. Yoksa günümüzde birilerinin bilgisayarlarına, ürün geliştirme odalarına girmek o kadar zor değil. Bu ancak dediğimiz gibi yeni ve küçük ölçekli şirketler için söz konusu olabilir. Ama Paranoya'nın derdi büyük şirketlerin derin gücünü ve kendi içinde anlayamayacağımız centilmenlik anlaşmaları olan savaşını gerçekçi bir şekilde sergilemek değil. Daha çok günümüzün merak edilen dünyalarında geçen klasik bir casusluk filmi ortaya koymak. Ortam değişik ama oyun aynı diyebiliriz...

Paranoya en büyük hatasını da filmin finalinde iki teknoloji devini FBI'a teslim ederek yapıyor. Lafı uzatmaya gerek yok, eğer teknoloji devleri tutuklanabiliyorsa Amerika bitmiş demektir. Buradan devlerin masum olduğu sonucu çıkmamalı, düşündüğümüzden veya izlediğimizden çok daha kirliler.  Biz onların mistik felsefeleriyle filan sarhoş olmaya devam ederken, o şirketler çocuklar gibi sağlıklı beslenerek büyümüyorlar şüphesiz. Ama bir ülkenin güvenliği de bindiği dalı kolay kolay kesmez. Cin olmadan adam çarpmak için casusçuluk oynamaya soyunan, nasıl bir pisliğe bulaştığını anladığında ise kurtulmak için kafasını çalıştırmak zorunda kalan büyüme meraklısı küçük kahramanlar üzerine sayısız film izledik. Gezindikleri dünyayı acımasız kılan sistemi eleştirmek yerine küçük adama 'otur oturduğun yerde' mesajı vermeyi yeterli görürler. Paranoya da onlardan biri. Sadece müzikler, elbiseler, binalar ve cep telefonları daha şık. Sinemada sadece ve sadece şıklık arayanların fazla paranoya yapmasına gerek yok.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-206166/elestiriler-beyazperde/

13 Eylül 2014 Cumartesi

Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı (2014) "A Million Ways to Die in the West"

filmimiz için gereken malzemeler; romantik komedi, western, slasher ve biraz da parodi sosuyla. süresi böyle bir film için bence biraz fazla uzun olsa da, oldukça cıvık :) ah mary vah mary'deki bazı sahneler gibi şakaları, son durak vb gibi bazı slasher filmlerin parodisi gibi sahneler, tabi bir parça görsel efektli  filmlere göndermeleri de var ; yine de izlenebilecek bir film. gerçi biraz gösterişçi; komedi filmiyiz ama çok acayip aksiyonlu, kavgalı dövüşlü western gibi de çekebiliriz, slasherlarla dalgamızı geçeriz, tuvalet mizahı da yapabiliriz, çok da romantiğizdir der gibi :)
filmin sürpriz konukları da var, arkadaşlarını kırmayıp 1 sahnecik oynamışlar. anladık seth macfarlane çevren geniş holivutta! doğrusu ben ryan reynolds ve jamie foxx'u gördüm ama ewan mcgregor'u göremedim...
Cem Yılmaz'ın Yahşi Batı filminden de benzer etkiler beklemiştim ama temposu yer yer düştüğü için o kadar da eğlenceli gelmemişti, tabi biraz da klasikten çıkıp bayatlayan bir Türk ya da Osmanlı insanı vahşi batıya düşerse ne olur, kolayı da biz icat ettik ayrıca gibi esprilerden dolayı. hani olurdu da çok uzundu bu espriler. evet komik tarafından bakarsak tipik halleriyle bir Türk ortamından koparılıp, kendine tam uymayacak bir ortama bırakılırsa komik olur ama tempolu olsaydı bari...



Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı (2014)
"A Million Ways to Die in the West" (original title)


 116 min  -  Comedy | Western 

As a cowardly farmer begins to fall for the mysterious new woman in town, he must put his new-found courage to the test when her husband, a notorious gun-slinger, announces his arrival.

Directed by 
Seth MacFarlane

Writing Credits  
Seth MacFarlane ... (written by) &
Alec Sulkin ... (written by) &
Wellesley Wild ... (written by)

Cast
Cast overview, first billed only:
Seth MacFarlane ... Albert
Charlize Theron ... Anna
Amanda Seyfried ... Louise
Liam Neeson ... Clinch
Giovanni Ribisi ... Edward
Neil Patrick Harris ... Foy
Sarah Silverman ... Ruth
Alex Borstein ... Millie
Dennis Haskins ... Snake Oil Salesman
Christopher Lloyd ... Doc Brown
Ewan McGregor ... Cowboy at Fair
Jamie Foxx ... Django (uncredited)
Bill Maher ... Barn Dance Comedian (uncredited)
Ryan Reynolds ... Man Killed by Clinch in Bar (uncredited)

http://www.imdb.com/title/tt2557490/fullcredits?ref_=tt_cl_sm#cast



Özet & detaylar

Vahşi batının küçük kasabalarından birinde yaşayan Albert, girdiği bir silah çatışmadan geri çekilerek prestijinin sorgulanmasına neden olur. Bu olayın üzerinden hiç vakit kaybetmeden kendisini terk eden sevgilisi, başka biriyle ilişki yaşamaya başlar. Albert için her şeyin sonu gelmiş gibidir, ancak kasabada kendini gösteren gizemli ve çekici yabancı kadın her şeyi değiştirecektir. Kadın ve Albert birbirlerine aşık olmaya başlarken, Albert bu sayede cesaretini ve özgüvenini geri kazanmaya başlar. Ne var ki bu güzel zamanların da bir sonu vardır. Kadının belalı bir suçlu olan kocası, intikam için yola çıkmış ve çiftin yerini tespit etmiştir...
Ünlü komedyen Seth MacFarlane filmin yönetmenliğini üstlenirken aynı zamanda yapımcı ve senaryo yazarlarından biri. Filmin oyuncu kadrosunda Seth MacFarlane'ye Charlize Theron, Liam Neeson, Amanda Seyfried, Giovanni Ribisi, Sarah Silverman ve Neil Patrick Harris gibi ünlü isimler eşlik ediyor.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-216426/



Beyazperde eleştirisi Yeni Başlayanlar için Vahşi Batı

3,0
Romantik komedili western parodisi...
Oktay Ege Kozak

Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı, klasik bir Western jeneriği ile açılıyor. Kullandığı kocaman yazı fontu, Arizona’nın Monument Valley üzerinden uçan çekimleri ve enerjik orkestra müziği o kadar tipik ki, bir tek kamçı sesleri ve horoz ibikleri eksik.

Family Guy dizisinin yaratıcısı, filmin yazar/yönetmen/başrol oyuncusu Seth MacFarlane’in amacı belli ki eski Hollywood westernlerine göndermede bulunurken bu westernleri mükemmel bir biçimde ti’ye alan Mel Brooks’un parodi şaheseri Blazing Saddles’ı hatırlatmak.

Seth MacFarlane ve Family Guy ile ilk uzun metraj yönetmenlik deneyimi Ted’de beraber çalıştığı yazarlık ortaklarının kaleme aldığı senaryo, biraz yalapşap bir biçimde hem Mel Brooks stili absürd bir parodiyi çok daha fazla cinsellik ve kaka esprileri ile karıştırırken aynı zamanda dünyalar güzeli bir kadının beceriksiz çirkin bir adama aşık olduğu Judd Apatow stili bir romantik komedi yaratmaya çalışıyor. Eğer adamımız rolünde Seth MacFarlane egosunun sesini dinleyip kendisi oynamasaydı yerine kesin Seth Rogen konurdu diye düşünüyorum.

Seth MacFarlane ve ifadeden yoksun boncuk gözleri, beceriksiz ve korkak olduğu için sevgilisi (Amanda Seyfried) tarafından terk edilen koyun çiftçisi Albert’ı canlandırıyor. Aslına bakarsanız Albert’ın işinde ne kadar kötü olduğunu durmadan tekrarlayan şakalar çok çabuk eskiyor.

Filmde Family Guy’da bulunan ‘aynı şakayı cılkı çıkana kadar tekrarla’ stili kendini gösteriyor. Mesela fahişe kız arkadaşı (Sarah Silverman) ile Hristiyan oldukları için evlenmeden önce sevişemiyen saftorik Edward’ın (Giovanni Ribisi) absürd durumu çok komik, ama sonra aynı espri çok tekrarlanıyor.

Albert ümidi kaybetmişken Anna (Charlize Theron) isimli gizemli bir kadın kasabaya gelip Albert’ın sevgilisini tekrar etkilemesi için yardım etmeye karar verir. Fakat Albert, Anna’nın batının en acımasız soyguncusu (Liam Neeson) ile evli olduğunu bilmez. Bu noktadan sonra MacFarlane lise çağı romantik komedilerinden tanıdığımız bir hikaye yapısını bir Western parodisine uyarlamaya uğraşıyor.

Durumu bilirsiniz, eski sevgilisine halen kafayı taktığı için önündeki güzel kadını göremez bu hikayelerin baş kahramanları; ta ki farketmeden, yavaş yavaş o kadına aşık olana kadar. Kolay tahmin edilir senaryonun avantajı MacFarlane’in absürdist espri anlayışı ve Charlize Theron ve MacFarlane arasındaki kimyanın işe yaraması oluyor. MacFarlane baştan donuk bir performans sergiliyor, bu yüzden Oscar sahibi Theron’un iki karakter arasındaki ilişkiyi canlı tutmaktaki profesyonelliğini alkışlamak lazım.

Esprilerin çoğu, zamanın sosyal normları ile dalga geçmek ve araya olabildiğince seks ve kaka şakası doldurmakla geçiyor. Bu şakaların bazıları gerçekten dahiyane, Neil Patrick Harris’in canlandırdığı züppenin, "zayıf bir anında", bir adamın şapkasını kapmaya çalışması, filmin en komik anlarından birini yaratıyor mesela.

Yeni Başlayanlar İçin Vahşi Batı, son dönemin parodi klasikleri Hot Fuzz ve Walk Hard kadar başarılı olabilirdi fakat uzun süresi ve bir romantik komedi havası yaratmaya çalışması yüzünden biraz geride kalıyor. Yine de Family Guy ve Ted hayranlarını sevindirecektir.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-216426/elestiriler-beyazperde/

12 Eylül 2014 Cuma

Çatı Katı (2013) Penthouse North (2013) (spoiler olabilir)

sinemada kör kadınları konu almak ne kadar moda oldu. bilindik bir hikaye gerilim-tehlike altında kalan mücadeleci kadınımız kötü adamları öldürmeden kurtulamaz. hem de kör olduğu halde.
zaten sevgilisi öldürülünce kahrolan sonra kendini ve sevdiklerini korumak için mücadele etmek zorunda kalan kadın kahramanımız bi de bu dertlerle uğraşacak. üstelik tahmin edebileceğimiz gibi ona yardım etmek isteyen iyi niyetli bir kaç karakterin ölümünden sonra. tabi önce 20 milyon dolarlık elmasın peşindeki kötü adamlarımızın duygularıyla oynama yoluna gidecek, birbirine kısmen düşürmeye çalışacak. ama tabi sonunda işte başka kurtuluş yolu yoktur gerilim filminde tehlike altında kalmış kadın karakterimizin adamları öldürmesinden başka. üstelik ne böyle şeyler beklenecek bir kadındır ne de belayla bir alakası vardır, üstelik bir de kör! bu filmi izleyince o savunmasız, ezik ev kadını haliyle bir sürü adamı öldürmeyi başarmış bir karakter geldi aklıma kim basinger'in oynadığı bir filmdi; dışarıda ve tehlikede.
doğrusu bu filmi michelle monaghan var diye izledim ama vasat bir tv filminden öteye geçememiş.
üstelik de son derece yaşlanmış bir michael keaton izleterek işkence etti gözlerime!! o suratla iyi bir karakteri canlandırma ihtimali kalmamış. bir türlü kanımın ısınmadığı oyunculardan (harrison ford, mark wahlberg gibi)
bari filmin tek sürprizini söylemeyeyim. o da en sonda. ben bir sürpriz beklentisiyle aman yaa uykusuzluk yüzünden sonuna kadar bekledim. ama bu küçük sürpriz için, ki sürpriz de demek iyimserlik olacak, sonunu beklemeye de değmezmiş. sadece beklenmedik bir şey o kadar.

yönetmenin bazı önceki filmlerini izlemiştim, boşuna umutlanmışım ya.
julianne moore'lu; Gizemli parçalar (2004)
"The Forgotten" (original title)

ve julia roberts'lı; Yatagimdaki düsman (1991)
"Sleeping with the Enemy" (original title)

Çatı Katı (2013)
 Penthouse North (2013)
90 min  -  Drama | Mystery | Thriller 


A reclusive, blind photojournalist lives quietly in a New York penthouse, until a smooth but sadistic criminal looking for a hidden fortune enters her life.

Director: Joseph Ruben
Writer: David Loughery

Cast
Complete credited cast:
Michelle Monaghan ... Sara
Michael Keaton ... Hollander
Barry Sloane ... Chad
Andrew W. Walker ... Ryan (as Andrew Walker)
Kaniehtiio Horn ... Blake (as Tiio Horn)
Trevor Hayes ... Danny
Phillip Jarrett ... Antonio

http://www.imdb.com/title/tt2055709/?ref_=nm_flmg_act_8

No Reservations (2007) - Aşk Tarifi (dikkat eleştirim spoiler içerebilmektedir) holivut'un kariyer kadınından intikamı

valla bence;
şablon üzerinden ilerleyen bir film. karakterler de öyle haliyle.kendini işine adamış,
kariyeri için özel hayatından vazgeçmiş, belki geçmişte yaşadığı tatsız deneyimlerden sonra kalbinin kapılarını kapatarak kendini tamamen işine adamış, çalışkan, başarılı, hırslı, titiz ve müdehaleci olacak kadar tahakkümperver bir kişiliğe sahip kadın karakter. aynen bu kişiliğe uygun düşeceğini sandığımız gibi, ki bu da bir çeşit kalıptır, oldukça maskülen giyinen bir kadın. hatta iş yerinde dikkat dağılmasın diye müzik bile dinletmeyen ruhsuz-zevksiz denecek kadar da didaktik bir kadın. yahu gülmüyor bile.. ilişkisi yok, evli değil, hele çocuğu yok. aslında samimi bir arkadaşı bile yok, kardeşiyle bile aralarında bir mesafe var. anlıyoruz ki kardeşini ve yeğenini bile epeydir görmemiş.

dertlerini psikoloğuna anlattığını sanmayın bazı konulara girmemekte ısrarlı. o kadar kontrolcü yani. hayatının anlamı, tek zevki yemek yapmak, hem de yaratıcı olduğunu düşündüğü yemekler, bir sanatçı gibi özenle yaptığı yemekler beğenilmezse restoran müşterilerini kapı dışarı edebiliyor. ve ne şanstır ki restoranın sahibi kendi olmamasına rağmen üstünlük kendindeymiş gibi davranabiliyor, son derece iyi kalpli, anlayışlı bir patronu var. böyle filmlerde zaten hep böyle olur; gerçek hayatta olamayacak kadar anlayışlı, kendisini neredeyse karşılıksız seven insanlarla dolu olur çevreleri. yani kadın karakterin bu sert tavırları, aksiliği ve kontrolcülüğü tam olarak çevresinden kaynaklanmamaktadır!
veee işte holivut'un intikam zamanı! işte bu kendini kariyerine adayıp, evlenmemiş ve çocuk doğurmamış, 35-40 yaşlarına kadar böyle gelmiş kadın kahramanımızın başına talihsiz bir olay gelir ve kız kardeşini kaybettiğini öğrenir, elbette 10-11 yaşlarındaki yeğeninin bakımı da kendine kalacaktır.
daha önce bırakın çocukları iş arkadaşları dışındaki kimseyle muhabbeti olmayan kariyer kadını aniden anne rolünde bulur kendini. bu durum onun hem kendini sınamasına hem tanımasına ve sorunlarını anlayıp çözülmelerine vesile olacaktır.
taş kalpli kariyer kadını/yeni anne'nin başına sadece bu gelmeyecektir elbette. bir çocuğun sorumluluğu, onun ruh halini anlamak, ki zaman zaman bu bücürük teyzesinden bile olgun çıkacaktır; oh ders olsun işte pis kariyer kadınına! :)
bu da yetmezmiş gibi, tüm hayatının düzenini bozacak bir şey daha olur iş yerinde. yavaş yavaş hayatının düzeni bozulmakla kalmayıp kontrolünü de kaybetmektedir.
ama işte hep bunlar kendini kariyerine adayıp aile kurmamaktan!
işte holivut sana ders verecek kontrolcü, maskülen, ruhsuz kariyer kadını!! seni kendine getirecek şey
güzelim senin tam aksi ruh haline sahip, hem de sempatik, yakışıklı, şeytan tüyü sahibi, neşeli, eğlenceli ve başarılı ayyy hem de çok iyi kalpli ve bekar karşı cins bir ortağının olması!
bunlar da hep filmlerde dizilerde olur; bize olsa olsa etrafa bakıp işte zamanında buralar hep dutluktu ay bekar doluydu demek kalırken holivut filmi kadınlarının önüne üçer beşer bekar-iyi kalpli adam çıkar gerçi Türk dizilerinde de öyle başka çatışma kurup bişey yazamadıklarından aşk üçgenine takılıp kalırlar.
neyse işte bu şeytan tüyü sahibi adam yavaş yavaş kariyer kadınımızın kalbini yumuşatacak, kazanacaktır. bir yandan yeğeni bir yandan şeytan tüylü adam sayesinde sert ve maskülen kariyer kadınımız hem yumuşayacak hem kalbinin kapıları açılarak sevgiyi, sevmeyi ve bir aile gibi olmayı anımsayacaktır!
işte bu maskülenlik, tahakkümperverlik, falan hep kendini kariyerine adayıp aile kurmamaktan! bak şeytan tüyü sahibi üstelik iyi kalpli ve kariyeri de iyi adam geldi kurtardı kariyer kadınını!!
Allah bilir bu kariyer kadını kahramanımız filmin sonunda saçını topuz yapmaktan da vazgeçip açmıştır!! hatırlayamadım o kadar. izleyeli epey oldu filmi, televizyonda yeniden görünce hatırlayıp yazdım bunları.

elbette oyuncuları cezbedici, özellikle aaron eckhart. aşağıdaki eleştiride yazdığı gibi romantik dramedi-komedilerden beklentiniz keyifli 2 saat geçirmekten çok daha fazlası değilse güzel zaman geçirtecek bir film. ben de ilk izlediğimde böyle hissetmiştim ama işte 2. defa çıkınca karşıma yukarıdakileri düşündüm. :D


Ask tarifi (2007)
"No Reservations" (original title)
 104 min  -  Comedy | Drama | Romance  - 




The life of a top chef changes when she becomes the guardian of her young niece.

Director: Scott Hicks
Writers: Carol Fuchs (screenplay), Sandra Nettelbeck (screenplay)

Cast
Cast overview, first billed only:
Catherine Zeta-Jones ... Kate
Aaron Eckhart ... Nick
Abigail Breslin ... Zoe
Patricia Clarkson ... Paula


Özet & detaylar


İyi bir baş aşçı olan Kate, hayatını tıpkı çalıştığı restoranın mutfağını yönetir gibi yaşamaktadır. Disiplin ve mükemmeliyetçilik başta olmak üzere kuralcı, tatlı sert bir kadındır. Bir gün yaşamı, hayatına giren iki kişi ile değişime uğrar. Yeğeni Zoe’nun gelmesi ile dengeleri alt üst olan Kate bir taraftan da aşka doğru yol almaktadır. Nick’e hissettikleri alıştığı disiplini aşan bir duruma sevk eder onu. Şimdi bu yeni hayatla mücadele söz konusudur. Hiçbir şeyin kurallar içinde kalması pek olası görünmemektedir.



Beyazperde eleştirisi Aşk Tarifi


3,5
Beklentileriniz?
Ayşegül Kesirli

Aaron Eckhart kısa bir süre öncesine kadar siması tanıdık gelen ancak bir muhabbet anında adı bir türlü hatırlanamayan yan aktörler kategorisinin vazgeçilmez yüzlerinden biriydi. Peki, nasıl oldu da Aaron Eckhart'ı son bir sene içerisinde vizyona giren veya festivallerde yer alan birçok önemli filmde başrolde görmek mümkün oldu?

Mel Gibson ve George Clooney gibi Hollywood'un seksi simalarının giderek yaşlandığı veya kariyer değişikliğine gittiği bugünlerde sanırım artık kabul etmemizin vakti geldi; Aaron Eckhart Hollywood camiasının yeni yakışıklısı olmaya aday. Bu yüzden de onu Aşk Tarifi'nden sonra da daha birçok filmde başrolde göreceğiz sanırım.



Eckhart'ın hemen hemen bütün kadınların kalbini kazanabilecek yakışıklı, hınzır, sevecen ve şefkatli bir karakteri canlandırdığı Aşk Tarifi'ne sıradan bir romantik komedi gözüyle bakabiliriz. 2001 tarihli Alman-İtalyan ortak yapımı Bella Martha isimli başka bir filmin tıpatıp aynısı olduğu da aşikar. Bununla beraber, romantik komedi filmlerinin şablonlaşmış senaryo yapısını birebir takip eden Aşk Tarifi, bu özelliğiyle de eleştiri yağmuruna tutulabilecek bir film. Ancak bana kalırsa artık bugünün popüler romantik komedi filmlerini sıradan ve kolayca tahmin edilebilir bir gidişata sahip oldukları için yerden yere vurmak yersiz. Çünkü bu filmleri izlemeden önce her birinin şablon bir senaryo yapısına sahip olduğunu zaten biliyoruz ve ne göreceğimizi önceden bilsek bile bu filmleri izlemek için sinemaya gitmekten vazgeçmiyoruz.

Burada esas tartışılması gereken, her ay bir yenisi gösterime giren bu tür filmlerin bize sunacaklarından haberdar olmamıza rağmen yine de sinema salonlarını doldurmaya devam etmemiz. Bana kalırsa bu filmlerin içerisinde bizi üzecek, korkutacak, geçmişimizde yaşadığımız travmatik bir anı bize tekrar yaşatacak hemen hemen hiçbir malzemenin bulunmadığını en başından bilmek bizi rahatlatıyor. Böylelikle filmin içinde gördüğümüz özene bezene tasarlanmış mekanların şıklığını, ferahlığını, filmde yer alan insanların güzelliğini, pürüzsüzlüğünü, şehir hayatının hareketliliğini filmin keyfini çıkara çıkara izleyebiliyoruz. 

Romantik komedi filmleri bize bugün, burada yaşadığımız sıradan hayata alternatif oluşturacak çok daha keyifli, hayallerimizdekine benzer bir hayat sunuyorlar. Bize vaad ettikleri güzel sürpriz dolu, kötü haberlerin ve para sıkıntısının olmadığı, hayatı kontrol etmenin çok daha kolay olduğu, kadınla erkeğin her zaman birbirlerine kavuştuğu bu alternatif dünyaya iki saatlik bir gezi düzenlemek hoşumuza gidiyor işte. Bu noktadan sonra filmin ister sonunu ister ortasını bilelim, ister o filmi bin kez izlemiş olalım kimin umurunda? Bu tür filmlerden esas beklentimiz bizi gündelik yaşamımızdan olabildiğince uzağa taşıyıp, bir hayal aleminin içine hapsetmeleri değil mi? 

Eğer romantik komedi filmlerinden beklentileriniz yukarıda saydıklarımla sınırlıysa Aşk Tarifi'nin size göre bir film olduğunu söyleyebilirim. İçerisinde küçük bir kızın annesini kaybetmesini konu alan oldukça dramatik bir yan öykü barındırmasına rağmen film, bize negatif bir duygu aşılamayacak kadar iyimser. Aşk Tarifi, Kate'in kişisel gelişim hikayesini merkezine yerleştirdiği aşk öyküsü ve teyze-yeğen ilişkisi ile harmanlamayı oldukça iyi başarıyor. Kontrollü bir dünya içinde kontrollerini kaybettiklerini sanan sevecen karakterlerle donatılmış olan filmin içerisinde kaybolmak, gündelik rutininizi unutmak oldukça kolay. Filmin en güzel tarafı ise gerek sakinlik veren pastel renkleri, gerek aydınlık atmosferiyle sizi birkaç saatliğine de olsa negatif düşüncelerinizden uzaklaştırıp, hayatınızda ters giden her şeyin yoluna gireceğine inandırabilmesi.

Aşk Tarifi, yazının başında da bahsettiğim gibi özellikle yıldız oyuncularıyla dikkat çeken bir film. Yaklaşık iki yıldır beyazperde göremediğimiz Catherine Zeta-Jones'un dönüşünü müjdelemesi filmi daha da popülerleştirirken, Aaron Eckhart'ın varlığı da bambaşka bir koldan Aşk Tarifi'ni merak uyandıran bir film haline getiriyor. Fakat benim fikrime göre Catherine Zeta-Jones'un kontrollü bir karakter yaratmak uğruna soğukkanlılığın dozajını kaçırdığı, Aaron Eckhart'ınsa sadece ve sadece yakışıklı, güzel bakışlı, kurtarıcı erkek kimliğine büründüğü filmin yıldızı Abigail Breslin.



Son olarak Küçük Günışığım'daki çarpıcı performansı ile dikkat çeken Breslin, bu filmde de karakterinin bütün özelliklerini içselleştirerek beyazperdeye yansıtmayı başarmış. Breslin, kendine ait bir hikayesi olduğu ayrı bir yan öyküyle vurgulanan Zoe'nin filmin içindeki herhangi bir karakterden öte, gerçek bir karakter olmasını sağlamış. Daha da önemlisi tıpkı Küçük Günışığım'da olduğu gibi Aşk Tarifi'nde de karakterini sahte bir yetişkin kimliğine bürünerek değil, gerçekte olduğu gibi 11 yaşında bir çocuğun düşünce yapısını terk etmeyerek canlandırmış. Böylece karakterinin çocuksuluğunu yok etmemiş. Onu sahicileştirmiş.

Aşk Tarifi, bilindik bir romantik komedi filmi. İyi oyuncularla donatılmış, tutarlı ama bilindik bir senaryonun peşine takılıp, giden alışıldık bir romantik komediden ne eksiği ne de fazlası var. Eğer sizin de bir romantik komediden beklentiniz olmadık olaylarla sizi şaşırtması ve heyecana sürüklemesi yerine sadece size "güzel" ve "hayali" bir dünya sunarak eğlenceli anlar yaşatması ise Aşk Tarifi'ni izlemeyi tercih edebilirsiniz.




11 Eylül 2014 Perşembe

Kalbim Sende (2013) "Don Jon" (original title) 90 min - Comedy | Drama | Romance -

Joseph gordon-levitt'in 'ben çok sempatiğim yaa, hele bir de gözlerimi kısarak, gamzelerimi çıkararak gülümsersem...' gösterisi. imdb'den 6.7  patingi var ama.
biraz derinliksiz ama buna rağmen mesaj vermek isteyen filmlerden. hem de bağımlılığı işliyor ve eleştiriyor. (ahh ah bir rüya için ağıt filmi aklıma geldi böyle düşününce) yüzeysel olmayın demeye çalışırken karton karakterler yaratmış ve kendi yüzeysel olmuş bu filmin... ne romantik, ne komik, dramatik trajikomik arasında eften püften bir yerde.
romantik ya da romantik-komedi filmlerini gerçek olmadığını-olamayacağını bile bile izlemekten keyif aldığımızsa doğru, kabul. napalım bir süre için sıkıcı ve acı gerçeklerden uzaklaşmamızı, iyimser olmamızı sağlıyor. yani duygularla ilgili. hani film erkeklerin porno izleme alışkanlığı-bağımlılığına karşın bir ara kadınların da romantik film izleme alışkanlığını eleştirmeye, karşılaştırmaya çalışıyor ya. 
scarlet johansson ve julianne moore'u da kadroya katsa bile; bu film bence en iyimser şekilde düşününce bile anca 4 eder!!! :))) 


Kalbim Sende (2013)
"Don Jon" (original title)
 90 min  -  Comedy | Drama | Romance  -


Ratings: 6,7/10 from 138.136 users  

A New Jersey guy dedicated to his family, friends, and church, develops unrealistic expectations from watching porn and works to find happiness and intimacy with his potential true love.

Director: Joseph Gordon-Levitt
Writer: Joseph Gordon-Levitt

Cast
Cast overview, first billed only:
Joseph Gordon-Levitt ... Jon
Scarlett Johansson ... Barbara
Julianne Moore ... Esther
Tony Danza ... Jon Sr.
Glenne Headly ... Angela
Brie Larson ... Monica
Rob Brown ... Bobby


http://www.imdb.com/title/tt2229499/?ref_=nm_flmg_act_12



Özet & detaylar

Jon Martello, porno bağımlılığı olan ve kadınlar konusunda türlü takıntılara sahip olan bir adamdır. Arkadaşları arasında Don Juan olarak mimlenen Jon, kadınları elde etme konusunda da bir hayli başarılıdır. Bir gece kulübünde tanıştığı Barbara ise daha önce karşılaştığı hiçkimseye benzememektedir. Bir hayli çekici bir görünüme sahip olan Barbara, doğru erkeğin peşinde olan son derece idealist bir kadındır. Ve sırf bu nedenle bile Jon için önemli bir cazibe merkezi haline gelmesi kaçınılmaz olur. Jon bir yanda her daim yanında olan Esther'le ilişkisinin karmaşasını yaşarken diğer yanda Barbara'yı elde etmeye çalışacaktır. 
Ünlü aktör Joseph Gordon-Levitt'in yazıp yönettiği ve başrolünde yer aldığı filmin diğer başrollerinde Scarlett Johansson ve Julianne Moore yer alıyor.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-203316/




Beyazperde eleştirisi Kalbim Sende

3,0
Porno izlemeyi sorgulayan bir romantik komedi!
Hilal Çetinder

Joseph Gordon-Levitt’in ilk yönetmenlik denemesi olarak vizyona giren Kalbim Sende (Don Jon), içeriği farklı bir etki uyandırsa da, romantik komedi türünde bir film; en azından kağıt üzerinde gördüğümüz öyle. Özellikle son yıllarda büyük bütçeli stüdyo filmlerinde (Başlangıç, Kara Şövalye Yükseliyor, Tetikçiler) sıkça gördüğümüz Gordon-Levitt, ilk sinema filminin başrolünü de üstleniyor.

Öncelikle; ‘Don Jon’un, önemli bir iki noktası var. Gordon-Levitt, ilk yönetmenlik işine, oyunculuk kariyerinde olduğu gibi bağımsız filmlerle başlıyor. Sundance ile başlayıp Toronto’ya kadar uzanan önemli festivallerde boy gösteren bir ilk film karşımızdaki. Aslında büyümek ya da ne istediğini keşfedip değişmek gibi örneklerini bolca gördüğümüz sıradan denebilecek konusuna rağmen, cinsiyetçilik üzerinden giderek birbirinden bağımsız ama ilişki, kadın, erkek, aile ve hatta din gibi ilk beşe oynayacak temaları, ‘cinsellik’ ortak diliyle anlatması bir diğer noktası. Böylesine hassas bir meseleyi, açık sözlülükle ele alışıyla da benzerlerinden ayrılıyor...

Kalbim Sende, ‘Porno izlemek mi, yoksa sevişmek mi daha doyurucu?’ sorusunu eşelerken, ilk anda ‘ergen’ dünyasına hapsediyor sanki bizi. Vaktini bilgisayar başında porno film izleyerek geçiren, kadını sadece fiziksel özellikleriyle sınırlayan genç bir erkek var karşımızda... Ancak şöyle bir geriye yaslanıp genele baktığımızda, erkeklerin dünyasını, kadın ile erkeğin birbirini algılama şeklini ve ilişkilerdeki yazılı olmayan kuralları görmek de mümkün. Hayatını kendince düzen içinde yaşayan ‘Don Juan’ Jon, evi, ailesi ve vücudu konusunda takıntılı. Evini titizlikle temizliyor, düzenli olarak spora, kiliseye ve aile yemeğine gidiyor. Hayatındaki en özel şeyse pornografi! Her akşam evine getirdiği kadınlarla, iki mastürbasyon arası, porno filmlerin yerini tutmayan gecelik (yarım gecelik) ilişkiler yaşıyor. Ta ki Barbara’yla tanışıncaya kadar...

Cinsiyetçi bakış açısını eleştiren bir filmi romantik komedi kalıbına sokmaya çalışan Don Jon, aslında ne tam olarak aşk filmi ne de romantik komedi. Her şeyden önce, romantik komedilerin aksine, sözünü sakınmıyor. Ama içinde eli yüzü düzgün bir aşk olduğunu söylemek de zor. Malzeme yaptığı içeriği fazlasıyla ‘sığ’ buluyor. 

O kadar sığ buluyor ki, dalga geçmeyi ve eleştirisini karikatürize karakterlerle (Jon ile Barbara’nın ebeveynleri ve arkadaşları gibi) desteklemeyi tercih ediyor. Ancak günün sonunda, ‘Hollywood’ tarzı normalleşmeye ve kaçınılmaz olarak romantizme dönüşüyor. ‘Elimizde büyüdü’ der gibi gözümüzün önünde  değişen Jon’u görünce de, o ilk andan, hapsolduğumuzu düşündüğümüz ergen zihniyetinden emin oluyoruz böylece. Yine de, ‘Neyse ki ergen aklıymış’ diyemiyoruz nedense...

Gordon-Levitt, ‘Aşkın (500) Günü’ gibi son derece özgün bir romantik komediyle çıkmıştı karşımıza. Kendi yazıp yönettiği Kalbim Sende’de yine farklı bir içeriğin tartışmaya açık başkarakterini canlandırıyor. Kadınların başını döndüren erkek figürü olarak ne kadar doğru bir seçim olduğu tartışılır ama farklı ve başarılı bir performans sergilediği kesin. Jon’u baştan çıkarıp, bir kalıba sokmaya çalışan seksi Barbara rolünde seksi Scarlett Johansson’ı izlemek ise ayrı bir keyif. Gönülleri kazanansa, genç adamın hiç de tarzı olmayan olgun yaşıyla, tedavi edici rolünü üstlenen Julianne Moore oluyor.

Erkeğin (cinsel) dünyası üzerinden kadın-erkek ilişkilerini mizahi bir dille anlatan Kalbim Sende, sevimli bir film. Hınzır,  hayli ‘ahlaksız’ ve yer yer gerçekçi! Jon ve Barbara’nın ‘Porno film mi yoksa romantik komedi izlemek mi daha hastalıklı?’ eleştirilerindeki farklılık gibi, izleyicisini de net bir biçimde taraflara ayıracağı muhakkak!

http://www.beyazperde.com/filmler/film-203316/elestiriler-beyazperde/

10 Eylül 2014 Çarşamba

Sürgün (2012)_ The Expatriate ya da Erased (2012) 100 min - Action | Thriller -

benden;
1-eski cia ajanlarına bulaşmayın
2-olga kurylenko catherine zeta-jones'un daha genç hallerine ne kadar da benziyor bazen.
3-Liana Liberato yeni jennifer lawrence mi?
4-taken serisinden mi esinlendiniz?
5-babalar kaçırılan-kaybolan kızları peşinde heder olmasın artık yazık!
6-çok bir mesaj olmasa da keyifli bir seyirlik. 

bir çeşit intikam öyküsü. ya da öyle mii? al bakalım!!
 tamam iyi bir baba olamamış olabilir ama esas onlara bulaşmayın siz ayy hele bir de eski siyayeyci vay yandınız siz... :)


Erased (2012) The Expatriate
 100 min  -  Action | Thriller  -


An ex-CIA agent and his estranged daughter are forced on the run when his employers erase all records of his existence, and mark them both for termination as part of a wide-reaching international conspiracy.

Director: Philipp Stölzl
Writer: Arash Amel

Cast
Cast overview, first billed only:
Aaron Eckhart ... Ben Logan
Liana Liberato ... Amy Logan
Olga Kurylenko ... Anna Brandt
Garrick Hagon ... James Halgate
Eric Godon ... Maitland
Yassine Fadel ... Nabil
Neil Napier ... Derek Kohler

http://www.imdb.com/title/tt1645155/?ref_=nm_flmg_act_7



Özet & detaylar

Eski bir CIA ajanı olan Ben Logan ,kızının ve kendisinin öldürülmesine karar verildiğini öğrenir . Çok önemli bir uluslararası casusluk olayı söz konusudur. Yıllardır CIA ajanlığı yapmış olan Ben bu savaşta eskisinden daha yalnızdır ve düşmanları oldukça güçlüdür. Bir kedi fare oyununa sönüşen bu kaçış Ben için hayatının en zor görevidir ve bu sefer bir de sahip çıkması ve koruması gereken kızı vardır. Logan avcılarından daha zekice davranarak onları alt etmeye çalışırken aynı zamanda gerçeği de ortaya çıkarmanın peşindedir. Filmin yönetmenliğini Philipp Stölzl yaparken , başrollerde Olga Kurylenko, Aaron Eckhart ve Liana Liberato'yu izliyoruz.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-187942/



8 Eylül 2014 Pazartesi

Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (2013) "Only Lovers Left Alive" (original title) 123 min - Drama | Horror | Romance -

Neil Jordan'dan sonra Jim Jarmush da vampir modası furyasına uydu, tabi kendi tarzlarında. film her ne kadar ağır ilerlese de hem görüntülerin sanatsallığı, atmosfer, hem oyuncuların egzantrikliği hem de muhteşem müzikler sayesinde keyifle izleniyor. bu vampir modasına ben de mi uysam ne? bildiğim kadarıyla filmlerden, vampirler çok hızlı koşarmış, tam bana göre? :)

Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (2013)
"Only Lovers Left Alive" (original title)
 123 min  -  Drama | Horror | Romance  -


A depressed musician reunites with his lover, though their romance - which has already endured several centuries - is disrupted by the arrival of uncontrollable younger sister.

Director: Jim Jarmusch
Writer: Jim Jarmusch (screenplay)

Cast
Cast overview, first billed only:
Tilda Swinton ... Eve
Tom Hiddleston ... Adam
Anton Yelchin ... Ian
Mia Wasikowska ... Ava
John Hurt ... Marlowe
Jeffrey Wright ... Dr. Watson

http://www.imdb.com/title/tt1714915/?ref_=nv_sr_1





Özet & detaylar

Eve ve Adam, insanlık tarihine çok uzun zamandır tanıklık eden ve bunun etkisiyle çoğu şeye karşı inancını yitiren iki ölümsüz aşık, iki depresif vampirdir. Adam, iflas etmiş ve büyük ölçüde terk edilmiş hayalet bir şehir görünümünde olan Detroit'te yaşayan; tüm zamanını müziğe ve kimseye dinletmediği şarkılarına ayıran başarılı bir müzisyen, karamsar ve depresif bir vampirdir. Tek aşkı Eve ise uzun bir süredir Fas'ın Tanca şehrinde, bambaşka bir kültürün içerisinde nefes almaktadır. Eve'ın, Adam'ı ziyarete geldiği zamanlardan birinde kız kardeşi Ava'nın da beklenmedik ziyaretiyle karşılaşırlar. O ana dek beladan başka bir getirisi olmayan Ava, bir kez daha işleri daha içerisinden çıkılması zor bir noktaya sürükler. İnsanlığın bilinçli olarak, kendi elleriyle belirlediği yazgısı Eve ve Adam'ın penceresinden her ne kadar karamsar bir tablo gibi görünse de her daim tutunabilecekleri bir umut ışığı bulurlar.
Baş vampir rollerinde Tom Hiddleston ve Tilda Swinton'ın bulunduğu filmin yönetmenliği ve senaryosu Amerikan bağımsız sinemasının başarılı ismi Jim Jarmusch'a ait. Filmin oyuncu kadrosunda Mia Wasikowska, John Hurt ve Anton Yelchin gibi önemli isimler de yer alıyor.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-193927/



Beyazperde eleştirisi Sadece Aşıklar Hayatta Kalır

3,5
Aşkın bir an olsun etkisini kaybetmediği bir hikâye...
Murat Özer

Jim Jarmusch’un ne yapacağı, nereye bakacağı, nasıl bir ruh haliyle işine sarılacağı belli olmuyor! ‘Amerikan bağımsızlarının gururu’ diye de adlandırılabilecek sinemacı, yeni filmi “Sadece Aşıklar Hayatta Kalır”da (Only Lovers Left Alive), özellikle 2000’li yıllarla birlikte ‘sulandırılan’ vampir fenomenine kendi penceresinden bakıyor ve kendi vampirlerini yaratıyor.
Yüzyıllardır sevdalarını ayakta tutmayı başaran iki ‘vampir âşık’ var hikâyenin merkezinde. Bu süreçte defalarca sınanan aşklarını sınırsızca yaşamak için savundukları ‘alan’sa giderek daralıyor, insanoğlunun ‘kirli’ kanının etkisiyle. Dejenerasyonu hızlanan, çöküşü kaçınılmaz olan insanlık, vampir âşıklarımızı da tehdit eden bir noktaya kadar taşıyor işin vahametini. Adam (Adem) ve Eve (Havva) isimlerini taşıyan kahramanlarımız, onların dünyasına sızan Eve’in kardeşi Ava’nın (bu isim de Havva’yı çağrıştırıyor) varlığıyla da yeni bir ‘sınav dönemi’ne giriyorlar. ‘Kusursuz aşk’ın tarafları olan Adam ve Eve, ‘yasak elma’nın tadına bakmanın onları götüreceği çıkmaz sokaklara doğru yol alıyor ve ‘sadece âşıkların hayatta kalacağı’ bir dibe vuruşu yaşamanın eşiğine geliyorlar...
Jim Jarmusch’un filmi, kaçınılmaz biçimde Tony Scott imzalı “Açlık”ı (The Hunger) hatırlatıyor. Ve hikâyeyi biraz daha kazıdığımızda, Nicolas Roeg imzalı “Dünyaya Düşen Adam” (The Man Who Fell To Earth) geliyor aklımıza. Her iki filmin başrolünde de David Bowie’nin olmasıysa bir tesadüf değil bizce. Biraz daha genç olsaydı, burada da David Bowie’yi görebilirdik başroldeki Tom Hiddleston’ın yerine. Tilda Swinton’la birbirlerini nasıl da güzel tamamlarlardı kim bilir!
“Sadece Aşıklar Hayatta Kalır”ın bu iki filmi hatırlatması, yalnızca Bowie faktörüyle açıklanabilecek bir şey değil tabii. “Açlık”taki vampir âşıklarınkine benzer motivasyonlara sahip buradaki karakterler, ki bu durumun filmi de sırtlayıp götürdüğü söylenebilir. “Dünyaya Düşen Adam”da da ‘aşkın ölümsüzlüğü’ kavramının ‘maddenin ölümsüzlüğü’yle aynı çizgiye oturması söz konusu, ki Jarmusch’un filminde de net biçimde karşımıza çıkan bir olgu bu. Her iki filmin bir kazana atılıp eşleştirilmesiyle ortaya çıkmış gibi “Sadece Aşıklar Hayatta Kalır”. Temel motivasyonu ‘aşk’ olan, ama bunu ‘ölümsüzlük’le daha da anlamlı kılan bir çizgiye sahip film ve bu çizgide yürürken sergilediği tutarlılık da gözden kaçacak gibi değil.
Hikâyenin Detroit’i mekan edinmesi de bir rastlantı değil kuşkusuz. Ekonomik çöküşün ‘görünür’ olduğu merkezlerden biri bu kent ve ‘insanî çöküş’ün de profilini çıkarmak için ideal bir seçim.

 Giderek çürüyüp kokuşan insanlığın resmine dönüşüyor giderek Detroit bu filmde. Karakterlerin içine fırlatıldıkları bu resim, çözümsüzlüğün daha da ‘hissedilir’ olmasını sağlıyor, âşıkların hayatta kalıp kalamayacağına dair de ipuçları veriyor, arkasındaki milyonlarca soru işaretiyle birlikte. Adam ve Eve’in neredeyse tümden ümitlerini kestikleri insanoğlu, ‘ışıksızlık’la mücadele etmeyi bırakmış durumda ve ‘yok etme’ (ve yok olma) güdüsüyle yaşamayı sürdürüyor. Kahramanlarımızı da giderek köşeye sıkıştıran bu durum, çıkış kapısının görünmediği bir resimle baş başa bırakıyor bizi. İç geçirerek süzdüğümüz bu resmin akan boyaları eşliğinde terk ediyoruz insanın bütün çağlarını; ‘vahşet’le sürdürülebilen bir ‘gelenek’ çıkageliyor ve silip süpürüyor ‘temiz kan’ı, kir pas içinde bir geleceğin ipuçlarını veriyor bize.
Olanca karamsarlığına (karanlık diyelim) karşın, aşkın bir an olsun etkisini kaybetmediği bir hikâye anlatıyor “Sadece Aşıklar Hayatta Kalır”. ‘Yüzeysel’ vampirlerin yerlerde sürünen aşklarına ne kadar ikna olmuyorsak, buradaki ‘elit’ aşka da o kadar ikna oluyoruz, Tom Hiddleston ve Tilda Swinton’ın bedenlerine hapsedilen Adam ve Eve’in özelinde. Mükemmele yakın görsel doku da bu aşkın içinde yuvalanan ‘güzellik’i iyice fark edilir hale getiriyor, Jim Jarmusch’un Türkiye’de gösterime giren ilk filminde...
http://www.beyazperde.com/filmler/film-193927/elestiriler-beyazperde/

Popüler Yayınlar - most viewed

özgeçmişim

EBRU E. DÜVENCİ

1980 Tarsus/Mersin.

1998-2002 Mersin Üniversitesi, GSF Resim Bölümü, Yrd. Doç. Cebrail Ötgün Atölyesi’nde Lisans.

2002-2005 Mersin Üniversitesi, SBE Resim Anasanat Dalında, 'Yeni Dışavurumcu Resimde Dramatik Etkiler ve Uygulamalar’ adlı teziyle Yüksek Lisans.

2008 ‘den beri UPSD üyesidir.

Çocukluğundan beri sanata büyük ilgi duyan, annesinin çizimlerinden ve resimlerinden etkilenerek çizimler yapmaya başlayan, her zaman sanatçı olmayı hayal eden Ebru E. Düvenci 1995’te, daha lise yıllarındayken yaz aylarında üniversiteye hazırlık için karakalem çizim dersleri almaya başladı. 1998'de ise Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde lisans eğitimine başlayarak hayallerini gerçekleştirmenin ilk adımını attı. 2002 yılında lisans eğitimini başarıyla tamamladı.

Yüksek Lisans eğitimine başladığı 2002-2003 yıllarından beridir resimlerinde ana tema, günümüz
yaşamının koşuşturması içindeki hız ve harekettir.

Özellikle sokakta hep bir yerlere yetişmeye çalışan, koşan, koşuşturan insanları, yaşamın karmaşasını, hızını ve bu anlık görüntülerdeki izlenimlerini; hareket halindeki figürler ve atmosfer aracılığıyla kendi bulduğu bir tarzla resmetmektedir.


Resimlerini günlük yaşamda karşısına çıkan, gözüne çarpan anlık görüntülerden, kaçırılan anlardan, kimi zaman kendi çektiği fotoğraflardan, dinlediği müziklerden ve izlediği filmlerden ama daha çok kendi gözlemlerinden ve hayal gücünden beslenmektedir.

Sanatı bir yaşam biçimi, içsel bir yolculuk, ruhsal bir gereksinim, kendini ifade etmenin, düşünmenin, dünyayı ve kendini anlamanın, sorgulamanın bir yolu olarak gören Ebru E. Düvenci Mersin’de İçel Sanat Kulübü Teoman Ünüsan Sanat Galerisi’nde 2, Ankara Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde 1 olmak üzere 3 kişisel resim sergisi açmış olup, üniversite yıllarından beri pek çok etkinliğe ve karma sergiye katılmıştır.

2012 Halen çalışmalarını Mersin’deki Atölyesinde, annesi ressam H. Çağla Ertürk

ile birlikte sürdürmektedir.

ÖDÜLLER

2002 Mersin Üni. GSF 2. Geleneksel Resim Yarışması, Başarı ödülü.

2001 Mersin Üni. GSF 1. Geleneksel Resim Yarışması, Mansiyon ödülü.

YER ALDIĞI KATALOGLAR

2008 ARTVİSİT 3 Uluslararası Tasarımcı ve Sanatçı Çalışmaları Kataloğu; sf.204-5.

2007 27 haziran 2007 çarşamba Artella Daily Muse (www.artelladailymuse.com) ropörtaj.

2002 Hacettepe Üni. GSF 1. Ulusal Mezuniyet Sergisi ve Sempozyumu, Sergi Kataloğu;

sf.188.

KİŞİSEL SERGİLER

2010-2011 3. Kişisel Sergi, T.C. Ziraat Bankası Kuğulu Sanat

Galerisi, Ankara.

2010 2. Kişisel Sergi, İçel Sanat Kulübü, Teoman Ünüsan Sanat Galerisi, Mersin.

2007 Kişisel Sergi, İçel Sanat Kulübü, Teoman Ünüsan Sanat Galerisi, Mersin.

ÇEŞİTLİ KARMA SERGİLER / ETKİNLİKLER

2012 Karma Resim Sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2012 'Hayat Büyük Bir Resimdir' karma resim ve heykel sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 Genç Sanatçılar Müzayedesi – 3, Alif Art Antikacılık A.Ş. , Esma Sultan Yalısı, İstanbul

2011 "Renklerin Dansı" Karma Resim & Heykel Sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 “Sanatla Dans” karma resim sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 "Klasik ve Modern sanatın buluşması" karma resim sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 Genç Sanatçılar Müzayedesi – 2, Alif Art Antikacılık A.Ş. , The Sofa Hotel,

Nişantaşı-İstanbul

2011 Mersin Üniversitesi Mezunlar Sergisi 2, Prof. Dr. Uğur Oral

Kültür Merkezi, Çiftlikköy Kampüsü, Mersin.

2010 “The International Women’s Festival 2010, Turkish Exhibition”, Gama

Gallery, Skala Eressos, Midilli, Yunanistan.

2010 “Genç Plastik Sanatçılar” Sergisi, Yasemin Art Gallery, İstanbul.

2009 “Balık” , İstanbul Deniz Müzesi Sanat Galerisi, İstanbul.

2009 “Küçük İşler”, Ressamlar Derneği Sanatevi, İstanbul.

2009 “96 SANATÇI 96 YAPIT”, Çekirdek Sanat Atölyesi, İstanbul.

2009 “1. Çağdaş Soluklar Sergisi”, Galeri 5, İstanbul.

2008 Karma Yaz Sergisi, MTSO Sanat Galerisi, Mersin.

2008 Karma Resim Sergisi, MTSO Sanat Galerisi, Mersin.

2008 'ARTIK GÜN' Karma Resim Sergisi, Mezitli Belediyesi Sanat Evi, Mezitli/ Mersin.

2007 Karma Resim Sergisi, MTSO Sanat Galerisi, Mersin.

2006 8. Tarsus Gençlik, Kültür ve Sanat Festivali, Karma Fotoğraf Sergisi, Tarsus / Mersin.

2003 Karma Fotoğraf Sergisi, Mersin Üni. Kampüsü Rektörlük Sergi Salonu, Mersin.

2002 Hacettepe Üni. GSF 1. Ulusal Mezuniyet Sergisi ve Sempozyumu,

Çağdaş Sanatlar Merkezi, Ankara.

2002 Mersin Üni. GSF Mezuniyet Sergisi, İçel Sanat Kulübü Galerileri, Mersin .

2002 Mersin Üni. GSF Resim Bölümü Yrd. Doç.Cebrail ÖTGÜN Atölyesi Sergisi,

İçel Sanat Kulübü Galerileri, Mersin .

2002 Çukurova Üni. 10. Bahar Şenliği, Çukurova Üni., Adana.

1999 Mersin Üni. GSF Temel Sanat Eğitimi Çalışmaları Sergisi, İçel Sanat

Kulübü Galerileri, Mersin.

http://ebruduvenci.blogspot.com/

my biography

Ebru E. Duvenci

1980 She was born in Tarsus / Mersin/TURKEY.

1998-2002, She studied in Mersin University, Faculty of Fine Arts, Painting Department,

Assistant Professor. Cebrail Otgun Studio.

2002-2005, She completed Master degree from the Mersin University, School of Social

Sciences, Picture of the Department with thesis by ‘Dramatic Effects in New Expressionist

Painting and Practices’

2008 since a member of the International Association of Plastic Artists

The artist had a great interest in art since childhood, because her mother H. Cagla Erturk was a painter too. She began to make drawings influenced by her mother's drawings and paintings in 80s and early 90s, had always dreamed of being an artist and yet until she reached high school in 1995 summer, began to take drawing lessons for the ability of university exams.

Following, 1998 was the first step in realizing their dreams, began studies in Mersin University Faculty of Fine Arts, Department of Painting. Successfully completed her education in 2002.

Since Master's degree in 2002-2003, the main theme of paintings of modern life in the rush of speed and movement.

Particularly, on her paintings are focusing always running to catch up on the street somewhere, people running, the complexity of life, the speed ; and she depicts her impressions of these snapshots, with her own style figures in motion and the atmosphere .

Her paintings are affected; who stood in daily life, attracted the attention of the snapshots, overlooked moments, movies, music, sometimes photographs taken by herself, but more observations and imaginations.

According to the artist; Art is a lifestyle, an inner journey, a spiritual requirement, self-expression, thinking, a way of understanding herself or life, a self-interrogation path, a way of interrogation of life…

The artist has three solo exhibitions, participated in several group shows since their university years,

her works are in many collections.

2012 continues to live and work in her studio in Mersin/Turkey with her artist mother H. Cagla Erturk.

AWARDS

2002 Mersin University Faculty of Fine Arts, the second Traditional Art Competition, Achievement Award.

2001 Mersin University Faculty of Fine Arts, the first Traditional Art Competition, Honorable Mention.

CATALOGS

2008 ARTVİSİT 3, International Designer and Artist Works Catalogue; page; 204-5.

2002 Hacettepe University, Faculty of Fine Arts 1 National Graduation Exhibition and Symposium, Exhibition Catalogue, page: 188.

SOLO EXHIBITIONS

2010-2011 20 December 2010-07 January 2011, 3rd Solo Exhibition, Ziraat Bank of the Republic of Turkey, Kuğulu Art Gallery, Ankara (capital)/Turkey.

2010 May 14 to 27, 2nd Solo Exhibition, Icel Art Club, Teoman Ünüsan Art Gallery, Mersin/Turkey.

2007 November 2 to 20, 1st Solo Exhibition, Icel Art Club, Teoman Ünüsan Art Gallery, Mersin/Turkey.

VARIOUS GROUP EXHIBITIONS / EVENTS

2012 Group Exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2012 'Life's Big One Picture' group painting and sculpture exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 Young Artists Auction - 3, Alif Art Antiques Inc., Esma Sultan Mansion, Istanbul

2011 "Dance of Colors" Exhibition of Painting & Sculpture, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 "Dance with Art" Group Exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 "Classical and Modern Art Meeting" group art exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 Young Artists Auction - 2, Alif Art Antiques Inc The Sofa Hotel, Nişantaşı-Istanbul

2011 Mersin University Alumni Exhibit 2, Prof. Dr. Ugur Oral Culture Center, Ciftlikkoy Campus, Mersin.

2010 "The International Women's Festival 2010, Turkish Exhibition", Gama Gallery, Skala Eressos, Lesvos, Greece.

2010 "Young Plastic Artists" Exhibition, Jasmine Art Gallery, Istanbul.

2009 "Fish", Istanbul Naval Museum Art Gallery, Istanbul.

2009 "Small Works", Art House Painters Association, Istanbul.

2009 "96 Artists 96 Works", Art Studio, Istanbul.

2009 "1st Exhibition of Contemporary breathes", Gallery 5, Istanbul.

2008 Summer Group Exhibition, Art Gallery of MTSO, Mersin.

2008 Group Exhibition, Art Gallery of MTSO, Mersin.

2008 'now days' Art Exhibition, City Art House Mezitli Mezitli / Mersin.

2007 Group Exhibition, Art Gallery of MTSO, Mersin.

2006 8. Tarsus Youth, Culture and Art Festival, Photography Exhibition, Tarsus / Mersin.

2003 Photography Exhibition, Mersin University. Campus President's Exhibition Hall, Mersin.

2002 Hacettepe University Faculty of Fine Arts Graduation Exhibition and the 1st National Symposium, Contemporary Arts Center, Ankara, Turkey.

2002 Mersin University, Faculty of Fine Arts Graduation Exhibition, Icel Arts Club Galleries, Mersin

Mersin University

2002. Faculty of Fine Art Department Asst. Prof. .Cebrail OTGUN Workshop Exhibition, Icel Arts Club Galleries, Mersin.

2002 Cukurova University in The 10th Spring Festival, Cukurova Univ., Adana, Turkey.

1999 Mersin University, Faculty of Fine Arts, Basic Art Education Studies Exhibition, Icel Art Club Galleries, Mersin.


click for see my art;

http://ebruduvenci.blogspot.com/