Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

16 Nisan 2015 Perşembe

En iyi 20 komedi filmi

En iyi 20 komedi filmi
Taste of Cinema adlı site, Hollywood'un en iyi 20 komedi filmini sıraladı.

20. Arizona Junior (1987)
Yönetmen: Joel Coen
19. There’s Something About Mary (1998) - Ah Mary Vah Mary
Yönetmen: Peter and Bobby Farrelly
18. Wayne’s World (1992) - Wayne'in Dünyası
Yönetmen: Penelope Spheeris
17. What’s Up Doc? (1972) - Aşka Vakit Yok
Yönetmen: Peter Bogdanovich
16. The Man With Two Brains (1983) - İki Beyinli Adam
Yönetmen: Carl Reiner
15. National Lampoon’s Animal House (1978) - Çılgınlar Okulu
Yönetmen: John Landis
14. Groundhog Day (1993) - Bugün Aslında Dündü
Yönetmen: Harold Ramis
13. The Ladies Man (1961) - İdeal Erkek
Yönetmen: Jerry Lewis
12. This Is Spinal Tap (1984) - Karşınızda Spinal Tap
Yönetmen: Rob Reiner
10. It’s a Mad, Mad, Mad, Mad World (1963) - Çılgın Dünya
Yönetmen: Stanley Kramer
9. Bringing Up Baby (1938) - Tehlikeli Bebek
Yönetmen: Howard Hawks
8. Annie Hall (1977)
Yönetmen: Woody Allen
7. Airplane! (1980) - Uçak!
Yönetmen: David Zucker, Jim Abrahams ve Jerry Zucker
6. Blazing Saddles (1974) - Gümüş Eyerler
Yönetmen: Mel Brooks
5. Duck Soup (1933) - Ördek Çorbası
Yönetmen: Leo McCarey
4. Some Like It Hot (1959) - Bazıları Sıcak Sever
Yönetmen: Billy Wilder
3. Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964) - Dr. Garipaşk veya: Nasıl Kaygılanmayı Bırakıp Bombayı Sevmeyi Öğrendim
Yönetmen: Stanley Kubrick
2. The General (1926) - General
Yönetmen: Buster Keaton ve Clyde Bruckman
1. City Lights (1931) - Şehir Işıkları
Yönetmen: Charlie Chaplin

kaynak;
http://www.cnnturk.com/fotogaleri/kultur-sanat/sinema/en-iyi-20-komedi-filmi

14 Nisan 2015 Salı

Kadınların Beğenisini Daha Çok Kazanmış 50 İzlenesi Film

Kadınların Beğenisini Daha Çok Kazanmış 50 İzlenesi Film

Erkan Ceylan
Onedio Editörü

Bazı filmler vardır ki kadın izleyicilerdeki yeri ayrıdır.

IMDb puanlarına göre sıralandı(oy sayısı dikkate alınmadan), özet alıntıları beyazperde'dendir. İyi seyirler.


50. Bir Alışverişkoliğin İtirafları / Confessions of a Shopaholic (2009) | IMDb: 5.8

Bir Alışverişkoliğin İtirafları / Confessions of a Shopaholic (2009) | IMDb: 5.8
Hayatın anlamını alışveriş yapmakta bulan Rebecca Bloomwood, New York'un tiki tayfasındandır. Neşesini keyfini hiç kaybetmeyen Rebecca'nın şu hayattaki en büyük gayesi idol olarak gördüğü moda dergisine kapağı atmaktır. Ancak bu kolay olmayacaktır. Ama sonunda bu dileğine yaklaşır, aynı yayın grubundan olan bir finans dergisinde bir köşe kapmıştır. Bu köşenin konusuysa az parayla çok alışveriştir. Fakat bu konu onun için gerçekten zordur. Finans dergisinde okurlara hesaplı para harcama (az parayla çok alışveriş) öğütleri veren ama aslında uslanmaz bir alışverişkolik olan Rebecca Bloomwood bu işin altından düşündüğü kadar kolay kalkamayacaktır.
http://www.imdb.com/title/tt1093908/

49. Benimle Evlenir Misin? / 27 Dresses (2008) | IMDb: 6.1

Uzun soluklu bir gelin nedimeliği kariyerini sürdürmeye karar vermiş gibi duran Jane'in kendi mutlu sonu her ne kadar pek ufukta gözükmemekteyse de, gizliden gizliye aşık olduğu patronunun kalbi, kız kardeşi tarafından çalınınca, Jane de bu nedimelik kariyerinin bir yerlerinde hata yapmış olabileceğini düşünerek, her şeyi, tekrar gözden geçirir.
http://www.imdb.com/title/tt0988595/

48. Marie Antoinette (2006) | IMDb: 6.4


Marie Antoinette (2006) | IMDb: 6.4
Antonia Fraser’ın çok satan kitabından, Sophia Coppola tarafından beyazperdeye uyarlanan film, tarihin en ünlü kadın figürlerinden birine, Fransa kraliçesi Marie Antoinette’in dramına odaklanıyor. Dönemin politik ve siyasi şartları gereğince Fransa kralıyla evlendirilen genç Avusturya kraliçesi Marie Antoniette, yaşamını sürdüreceği bu yeni hayat düzeninde çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Kayıtsız ve ilgisiz bir kocaya sahip olan genç kraliçe, Versailles sarayının ihtişamlı gölgesi altında çeşitli siyasi oyunlara ve politik hesaplaşmalara tanık oluyor.
http://www.imdb.com/title/tt0422720/

47. Aşka Yolculuk / Leap Year (2010) | IMDb: 6.4


Aşka Yolculuk / Leap Year (2010) | IMDb: 6.4
Erkek arkadaşının dört yıldan beri ona evlilik teklif etmemesi üzerine Anna, kadınların erkeklere Şubat'ın 29'unda evlenme teklif edebildiği bir İrlanda geleneğinden esinlenip ipleri ele almaya karar verir. Evlilik teklifi için erkek arkadaşı Jeremy'nin arkasından Dublin'e takip edecektir.
http://www.imdb.com/title/tt1216492/

46. Kadın Aklı Erkek Aklı / The Ugly Truth (2009) | IMDb: 6.5


Kadın Aklı Erkek Aklı / The Ugly Truth (2009) | IMDb: 6.5
Bir sabah programının yapımcısı olarak yaşamını sürdüren Abby Richter, gerçek bir romans insanıdır. Programı sunmaya abartılı bir tip olan Mike başlayınca keyfi bozulur. Zira şovenist bir karakteri olan Mike'ın programına adapte olmasından hiç hoşnut olmamıştır ve bu durumda bu iki zıt karakterin ilişkilere dair bir anlaşma yaparak bir yol tutturmaları gerekmektedir. Ayrıntılar şöyledir: Abby yeni tanıştığı bir adamla ilişkisinin düzgün gitmesi için Mike’tan yardım alacaktır, eğer sonuç istenildiği gibi olmazsa Mike işi bırakacaktır. Bu süreçte Mike Abby’e ilişkilere dair ’çirkin gerçekleri’ ispatlayacaktır. Ama onun zekice taktikleri beklenilmeyen bir sonuç doğurur; Abby aşkını bulurken o da Abby’a aşık olmuştur.
http://www.imdb.com/title/tt1142988/

45. Kasımda Aşk Başkadır / Sweet November (2001) | IMDb: 6.6


Kasımda Aşk Başkadır / Sweet November (2001) | IMDb: 6.6
Nelson Moss, tüm hayatı işi olan, işkolik bir adamdır. Bir gün ehliyet almak üzere girdiği bir sınavda Sara isimli deli-dolu bir kızla tanışır. Sara, Nelson'dan en azından bir ay boyunca onunla yaşamasını ister. Nelson, teklifi kabul edecektir. Kısa sürede aynı eve taşınan iki insan, yine kısa sürede birbirlerine aşık olacaklardır. Sara, hayatında ilk kez birisine aşık olmuştur. Nelson'ın bilmediği ise aşık olduğu Sara'nın kanser olduğudur. İki insan, ölümle hayatın girdabına beraber tutulmuşlardır.
http://www.imdb.com/title/tt0230838/

44. Bridget Jones'un Günlüğü / Bridget Jones's Diary (2001) | IMDb: 6.7


Bridget Jones'un Günlüğü / Bridget Jones's Diary (2001) | IMDb: 6.7
Artık otuz iki yaşına gelmiş olan Bridget, halen hayatını rayına oturtamamış; aradığı kişiyi bulamamıştır. Bir şekilde kim olduğunu kendine hatırlatması ve tüm hareketlerini kontrolü altına alabilmesi için bir günlük yazmaya başlar. O noktadan itibaren kendisini aşık olduğu iki erkeğin arasında kararsız bir vaziyette bulur. Bunlardan birisi dürüstlüğüyle ve doğru seçimleriyle göz kamaştıran bir erkektir. Diğeri ise, güvenilmez ancak bu nedenle çekici olan bir adamdır. Bridget Jones, ne yapacağını şaşırmıştır.
http://www.imdb.com/title/tt0243155/

43. Şeytan Marka Giyer / The Devil Wears Prada (2006) | IMDb: 6.8


Şeytan Marka Giyer / The Devil Wears Prada (2006) | IMDb: 6.8
New York’ta yaşayan sade ve naif bir genç kız olan, henüz gazecilikten mezun Andrea Sachs bir işe girer. Runaway Magazin’in acımasız yöneticisi Miranda Priestly adlı güçlü ve sofistike bir kadının ikinci asistanı olarak görev almıştır. Andrea’nın hayali iyi bir gazeteci olmaktır. Söz konusu görev için aslında sıradan bir tarzı olsa da mücadeleci yapısı ile hızla başarı kazanacaktır. Ancak bu durumun da bedelleri vardır. Andy, kendisine uzak gibi görünen Miranda’nın o şatafatlı dünyasında bir yer kazanmıştır ancak önceki dostları ve tüm sevdikleri kendisinden kilometrelerce uzakta kalmış gibidir.
http://www.imdb.com/title/tt0458352/

42. Penelope (2006) | IMDb: 6.9


Penelope (2006) | IMDb: 6.9
Ailesinin üzerindeki bir lanet yüzünden Penelope kimsenin sahip olmak istemediği bir burna sahiptir. Aslında oldukça akıllı ve sosyal bir kız olan Penelope, dış özellikleri nedeniyle dışlanır. En büyük destekçisi ise platonik aşkı Max’'tir.
http://www.imdb.com/title/tt0472160/

41. Tesadüf / Serendipity (2001) | IMDb: 6.9


Tesadüf / Serendipity (2001) | IMDb: 6.9
Sara ve Jonathan bir dükkandaki son eldiveni aynı anda satın almak isteyince tanışırlar. Satın aldıkları eldiven halen kimsenin malı değildir ve kime ait olacağına karar vermek üzere bir kafeye girerler. Sıradan bir sohbet şeklinde başlayan tanışıklık tüm gece sürer. O gece ayrılmak zorundadırlar. Birkaç yıl sonra ikisi de başka insanlarla evlenmek üzeredirler. Ancak akıllarına yıllar önce beraber geçirdikleri güzel akşam gelir. Artık yapılacak tek şey vardır: Birbirlerini bulmak ve yeniden konuşmak...
http://www.imdb.com/title/tt0240890/

40. Tatil / The Holiday (2006) | IMDb: 6.9


Tatil / The Holiday (2006) | IMDb: 6.9
Iris Simpkins, Londra’da yaşayan bir gazete köşe yazarıdır. Aynı zamanda meslektaşı Jasper Bloom’a karşılıksız bir aşk beslemektedir. Yılbaşı yaklaşırken Jasper’ın nişanlandığını ve başka bir meslektaşları ile evlenmek üzere olduğunu haber aldığında Iris’in tüm dünyası tepetaklak olur. Diğer yanda Los Angeles’da yaşayan Amanda Woods, kendisine ihanet eden sevgilisinden henüz ayrılmıştır ve onu unutmaya çalışmaktadır. Kader bu iki kadının yollarını kesiştirir. Bir internet sitesi aracılığı ile yaşadıkları evi takas etmeye karar verirler. Amaçları hayatlarında tamamen bir farklılık yaratmaktır.
http://www.imdb.com/title/tt0457939/

39. Özel Bir Kadın / Pretty Woman (1990) | IMDb: 6.9


Özel Bir Kadın / Pretty Woman (1990) | IMDb: 6.9
Son derece varlıklı bir işadamı olan Edward gösterişli olmasına rağmen sahte şeylerle örülü hayatından oldukça sıkılmıştır. Kendisini sokaklara attığı bir sırada Vivian isimli oldukça çekici bir sosyetik hayat kadınına rastlar ve o geceyi birlikte geçirirler. Bu sırada ilginç bir karar alırlar. Bir hafta boyunca birlikte olup sevgili gibi yaşayacaklar, bir haftanın ardından da yollarını ayıracaklardır. Bu süreç boyunca ikisinin hayatlarında da büyük duygu değişimleri olur.
http://www.imdb.com/title/tt0100405/

38. Hep Seni Aradım / Wicker Park (2004) | IMDb: 7.0


Hep Seni Aradım / Wicker Park (2004) | IMDb: 7.0
Chicago'nun Wicker Park bölgesinde yaşayan Matthew bir gün çalıştığı işyerinin penceresinden karşı kaldırımda en yakın arkadaşı Luke'a ait ayakkabı dükkânının vitrinine bakan bir kız görür. Artık Matthew onunla tanışmak için her yolu deneyecektir ancak bu ilişkinin bütün yaşamını etkileyeceğinden haberi yoktur. Matthew ve Lisa birbirlerine aşık olurlar ve kader ağlarını örmeye başlar.
http://www.imdb.com/title/tt0324554/

37. Hayalet / Ghost (1990) | IMDb: 7.0


Hayalet / Ghost (1990) | IMDb: 7.0
Molly ve Sam, aşk yaşayan, New Yorklu bir çifttir. Sam cüzdanını taşıyan bir serseri tarafından bıçaklanarak öldürülür. Ruhu bedeni terkettiğinde ölümden sonraki yaşamı yavaş yavaş keşfetme fırsatı bulur. Ölülerin ruhlarının canlılarla aynı ortamda varolduğu ama yaşayanların ruhları göremediği bir ortamdır bu.
http://www.imdb.com/title/tt0099653/

36. Not: Seni Seviyorum / P.S. I Love You (2007) | IMDb: 7.0


Not: Seni Seviyorum / P.S. I Love You (2007) | IMDb: 7.0
Bir kadın için, sevdiği adama bütünüyle teslim olmuş ve bütün hayatının anlamını onun üzerine kurmuş hatta onunla nefes alırken, adamın bir hastalık nedeni ile çekip gidecek olması kolay kaldırabileceği bir şey değildir. Holly, kocasına aşıktır ve bir gün Gery ölümcül bir hastalığının olduğunu öğrenir. Tek istediği kendisinden sonra Holly için hayatı kolaylaştırmaktır artık. Bu vesile ile ölmeden önce bir sürü mektup yazar karısına. İşte bu mektuplar sayesinde Holly yeniden hayata tutunmayı öğrenecektir.
http://www.imdb.com/title/tt0431308/

35. Angel-A (2005) | IMDb: 7.1


Angel-A (2005) | IMDb: 7.1
Filmin esas kahramanı Andre, kendi alanında pek de yetenekli olduğu söylenemeyecek bir üç kağıtçı ve dolandırıcıdır. Şehirde yaşayan insanların neredeyse yarısına onbinlerce dolar borcu vardır. Bu durumda da alacaklı belalıları peşini bırakmazlar. Her an can güvenliği bir tehdit altındadır. Aklına kurtuluş yolu olarak konsolosluğa başvurmak gelir ancak her ne kadar o kendini teknik açıdan bir Amerikalı olarak algılasa da sistem farklı işler. Kabul edilmez yardım isteği. Hal böyleyken o hapse girmeyi de göz alır ancak tam da o anda hayatına Angela adında uzun bacaklı mucize bir kadın girer. O andan itibaren de sıradaki mucize Andre’yi beklemektedir.
http://www.imdb.com/title/tt0473753/

34. Küçük Kadınlar / Little Women (1994) | IMDb: 7.3


Küçük Kadınlar / Little Women (1994) | IMDb: 7.3
Evin en büyük kızı Meg, balo için hazırlıklarını yaparken kız kardeşi Jo tanınmış bir yazar olmanın hayallerini kurmaktadır. Betty'nin ise piyano takıntısı vardır ve zamanının önemli bir kısmında, zengin birini bulup evlenme hayali kuran kardeşi Amy ile kavga etmektir. Birbirlerine sıkı bağlarla bağlı bu ailenin kaderinde ise kaçınılmaz olaylar ve küçük trajediler bulunmaktadır.
http://www.imdb.com/title/tt0110367/

33. Tek Başına / North Country (2005) | IMDb: 7.3


Tek Başına / North Country (2005) | IMDb: 7.3
Bir grup kadın madenci, oldukça zor koşullar altında olmak üzere Minnesota’daki Eveleth Madeni’nde çalışan ilk kadınlar. Bu işi yaparlarken ciddi anlamda düşmanca tavırlarla karşılaştıkları bir iş yaşamı düzenini sürdürmeye çalışırlar. Akla gelmedik sayısız ve bitmek bilmeyen hakaretlere maruz kalırlar. Kadın olmalarından ötürü asla istemedikleri fiziksel temaslar ile baş etmeleri gerekir. Verdikleri mücadele gerçekten ağırdır ve bu işi sürdürmek için ellerinden geleni yaparlar. Tüm zorluklarına inat.
http://www.imdb.com/title/tt0395972/

32. Çikolata / Chocolat (2000) | IMDb: 7.3


Çikolata / Chocolat (2000) | IMDb: 7.3
Her şeyden uzak, minik bir Fransız kasabası... Genç bir kadın ve kızı kasabaya taşınırlar. Kasabanın tüm sıradanlığına şirk koşan bu iki kadın, oldukça farklı ve sevimli bir çikolata dükkanı açarlar. Bu tip zevklerin tatminkarlığından habersiz olan kasaba ahali, bu küçük dükkanın onlara sunduğu hazlar dünyasıyla bugüne kadar yaşamadığı, yeni bir hayatı keşfeder. Ancak öteki taraftan, kasabanın yaşadığı bu tatmin duygusunun tam karşısında duran kasaba sakinleri de vardır. Gizli bir soğuk savaş başlayacaktır.
http://www.imdb.com/title/tt0241303/

31. Frida (2002) | IMDb: 7.4


Frida (2002) | IMDb: 7.4
Sanat dünyasının 'ilk'lerinden ve en özel kişilerinden biri... Bir ressam: Frida Kahlo... Kocası Diego Rivera ile oldukça ilginç ve modern bir ilişkisi vardır. Bunun yanısıra politik ve cinsel özgürlüğün asla kısıtlanamayacak özgürlükler olduğuna inanmaktadır. Peki Frida, baskıcı dönemin 'önemli' ve 'tek' kadın ressamı olurken neler yaşanmış, neler düşünmüş ve neler konuşmuştur?
http://www.imdb.com/title/tt0120679/

30. Ölü Gelin / Corpse Bride (2005) | IMDb: 7.4


Ölü Gelin / Corpse Bride (2005) | IMDb: 7.4
1800’lerin sonlarına doğru bir Victorian kasabasında bir adam ve bir kadın Victor Van Dort ile Victoria Everglot nişanlanırlar. Everglotlar’ın paraya ihtiyacı vardır aksi takdirde sokaklarda uyumak üzeredirler. Van Dortlar ise sosyetede adlarının geçmesini seven insanlardır. Yalnız düğün provası esnasında bir şey yanlış gider. Victor, koruluğa girer ve orada bulduğu bir iskeletin parmağındaki yüzüğü kendi parmağına geçirir. O anda da kendisini ölü gelin Emily ile evlenmiş bulur. Öteki tarafta Victoria onu beklerken, Victoria’nın yerini alacak zengin bir başka kişi vardır. Bu durumda ortada iki gelin ve bir damat varken Victor’u hangisinin elde edeceği bir muammadır.
http://www.imdb.com/title/tt0121164/

29. Uzaktaki Anılar / A Walk to Remember (2002) | IMDb: 7.4


Uzaktaki Anılar / A Walk to Remember (2002) | IMDb: 7.4
Çevrenin en sevilen ve tanınan gençlerinden biri olan Carter, günün birinde içinde bulunduğu grubun başının belaya girmesi sonucunda bir ceza alacaktır. Ancak bu "ceza", okulda sahnelenecek olan tiyatro oyununda görev alması biçiminde uygulanacağı için, adeta bir ödüle dönüşecektir. Çünkü burada karşılaşacağı sessiz ve çekingen bir kız olan Jamie’ye (Mandy Moore) aşık olması, çiftin romantik bir süreç yaşamasına olanak sağlar.
http://www.imdb.com/title/tt0281358/

28. Thelma ve Louise / Thelma & Louise (1991) | IMDb: 7.4


Thelma ve Louise / Thelma & Louise (1991) | IMDb: 7.4
Erkek arkadaşından bıkan Arkansaslı garson kız Louise (Susan Sarandon), ihmalkar ve cinsiyet ayrımcısı kocasıyla birlikte sıkıcı bir hayatı olan arkadaşı Thelma’yı (Geena Davis) ayartır. Birlikte özgürlükle dolu bir haftasonu araba seyahatine çıkarlar. İlk uğrak yerleri olan barda gevşeyip dansederler ve yöre erkekleriyle eğlenip hoş bir akşam geçirirler. Ancak bir adam Thelma’yı park yerine kadar izleyip tecavüze yeltenince Louise yetişip onu öldürmek zorunda kalır. Polisin kendilerine hiç bir zaman inanmayacağı paranoyasına kapılan kadınlar kaçmaya karar verirler ve bir anda kanun kaçağı durumuna düşerler. Son olaylardan kötü etkilenen Thelma kafayı toparlamak için genç bir kovboy olan J.D (Brad Pitt) ile bir gecelik ilişki yaşar ve işler daha da sarpa sarar.
http://www.imdb.com/title/tt0103074/

27. Piyano / The Piano (1993) | IMDb: 7.6


Piyano / The Piano (1993) | IMDb: 7.6
The Piano, dilsiz bir pianist olan Ada ve kızının, 19. Yüzyılın ortalarında Yeni Zellanda’nın batı kıyısında geçen hikayesidir. Altı yaşından beri tek bir kelime bile konuşamayan Ada bu suskunluğunu çok sevdiği piyanosuna yansıtmış, iyi bir piyanist olmuştur. Babası Ada’yı, Yeni Zellanda’lı bir zenginle yaptığı anlaşmayla evlendirir ve genç kadın kızını da alarak daha önce hiç görmediği, bilmediği bu ülkeye taşınır. Yeni kocasıyla arasında problemler yaşanır ve genç kadın piyanosundan ayrılmak zorunda kalır. Ancak bu esnada kendisini bekleyen bir sürpriz hayatındaki tüm aksaklıkları çözecek, onu bambaşka biri haline getirecektir.
http://www.imdb.com/title/tt0107822/

26. Kızarmış Yeşil Domatesler / Fried Green Tomatoes (1991) | IMDb: 7.6


Kızarmış Yeşil Domatesler / Fried Green Tomatoes (1991) | IMDb: 7.6
Mütevazı konusuna rağmen "Kızarmış Yeşil Domatesler" 1991 yılının bir hayli ses getiren prodüksiyonlarından olmuştur. Halbuki basit ama etkileyici konusuyla, bir yaşlılar evinde dostlukları filizlenen iki kadını temel alır. Huzurevinde son derece sevimli, çıtı pıtı bir hanımla tanışan Evelyn, onun ilginç hikayelerini dinlemeye ve zaman içinde yepyeni bakış açıları kazanmaya başlar. Ninny Threadgood adındaki bu kadın, ona 1920'lerde yaşamış iki genç kadının benzersiz dosluklarını anlatmaktadır. Whistle Stop'da yaşayan Idgie ve Ruth birbirinden farklı karakterlerde olsalar da çok iyi anlaşan iki arkadaştır.
http://www.imdb.com/title/tt0101921/

25. Saatler / The Hours (2002) | IMDb: 7.6


Saatler / The Hours (2002) | IMDb: 7.6
Yıl 1923...Başarılı yazar Virginia Woolf, Londra'nın dışındaki gözlerden uzak evinde Mrs. Dalloway isimli kitabını yazmaya başlar. Sağlık problemleriyle boğuşan Woolf, ağır bir depresyonun pençesindedir...
Yıl 1951... Tutkuyla Mrs. Dalloway'i okuyan ev kadını Laura Brown sahip olduğu hayattan kaçmanın tek yolunu böyle bulur.
Yıl 2001... AIDS'e yakalanan eski kocasının onuruna bir parti düzenleyen Clarissa Vaughan ve eski kocası arasında Mrs. Dalloway üzerine kurulu özel bir bağ vardır.
Farklı zaman dilimlerinde yaşayan üç farklı kadının bir gününü, Virginia Woolf'un kült romanı Mrs. Dalloway ekseninde anlatan film 9 dalda Oscar'a aday gösterilmiş, bunlardan birini kazanmıştı.
http://www.imdb.com/title/tt0274558/

24. Dönüş / Volver (2006) | IMDb: 7.6


Hayatını en zor koşullarda bile kazanmak için elinde geleni hiç gocunmadan yapan Raimunda, ailesine bakabilmek için birden fazla işte çalışmaktadır. Ablası Sole, onun kadar savaşçı bir yapıya sahip değildir. Yine de kuaförlük yaparak para kazanır. Bu kendi hallerinde yaşayan insanlar bir gün halalarının vefat haberini alırlar. Halasının cenazesine ablası ile beraber gitmek isteyen Raimunda, gittiği yerde daha keskin bir acı ile karşı karşıya gelecektir. Öte yandan Sole da cenazede hayatının şokunu yaşayacaktır. Yıllar önce bir yangına kurban giden anneleri geri dönmüştür. Hem kızlarının hem de torununun ona ziyadesi ile ihtiyacı vardır.
http://www.imdb.com/title/tt0441909/

23. Aşk ve Yaşam / Sense and Sensibility (1995) | IMDb: 7.7


Mr. Dashwood öldüğünde geride kalan eşi ve Elinor, Marianne ve Margaret isimli üç kızı, kendilerine kalan mirasla yıkıma uğrar. Mr. Dashwood, dönemin yasaları gereğince, tüm mirasını eski evliliğinden olan oğlu John'a bırakmak zorunda kalmıştır. John, açgözlü ve kibirli karısı Fanny'i de yanına alıp babasından miras kalan ve üvey ailesinin yaşadığı bu eve taşınır. Maddi olarak büyük sıkıntılar yaşayan genç kızlar ve annesi, zamanla sınıfsal farklılıkların da zorluklarıyla karşılaşırken iki kız kardeşin aşk hayatı işleri iyice zora sokar.
http://www.imdb.com/title/tt0114388/

22. Aşk ve Gurur / Pride & Prejudice (2005) | IMDb: 7.7

Hikaye George dönemi İngilteresi’nde geçer. Ailenin yaşamı, genç ve zengin bir adam olan Bay Bingley’in ve onun en yakın arkadaşı Bay Darcy’nin komşu gelişleri ile tepetaklak olur. Kızların anneleri olan Bayan Bennet, onların evlenmelerini istemektedir. Bay Bingley’in iyi bir aday olduğuna kanaat getirir. Bu aday ise Jane’den etkilenecektir. Bu durumu fark eden anneleri, kızını yağmurlu bir günde Bingley’in malikanesine gönderir. Geri dönemeyen Jane, üstüne bir de hastalanır. Bu kez ona yardıma giden Elizabeth de Bay Darcy’nin takibine takılır. Elizabeth bu durumdan hoşlansa da esas Bay Wickham’dan ziyadesi ile etkilenecektir. Lydia işin içine hesapsızca dahil olduğunda cesaret kavramı gözler önüne serilir. Gururun, aşkın önüne geçtiği bir çizgide kız kardeşlerin yaşamları umulmadık bir biçimde karmaşıklacaktır.
http://www.imdb.com/title/tt0414387/

21. Titanik / Titanic (1997) | IMDb: 7.7

Teknolojinin son sürat ilerlediği bir dönemde, insanlar üstesinden gelemeyecekleri hiç bir sorun olamayacağına inanmaya başlamışlardır. 'Titanic' adlı dev transatlantik ise, insanlığın doğaya karşı gövde gösterisi gibidir. Bu 'Düşler Gemisi' nin yolcuları arasında Avrupa`da birkaç yıl geçirdikten sonra Amerika'ya dönmekte olan, Jack adlı genç bir ressam ile nişanlısı ve annesiyle Philadelphia`ya giden Rose adlı genç bir kız da vardır. İki genç, şans eseri tanışacak, aralarındaki sınıf farkına aldırmaksızın birbirlerine yakınlaşacaktır.
http://www.imdb.com/title/tt0120338/

20. Tiffany'de Kahvaltı / Breakfast at Tiffany's (1961) | IMDb: 7.8


New York Sosyetesinin renkli simalarından Holly, yan dairesine taşınan genç bir adama ilgi duymaya başlar. Holly aslında canı istediği ehr erkeği kendisine aşık edebilen bir kadındır. Gönlünce geçirdiği gecelerin sabahında mücevher dükkanı Tiffany vitrini önünde kahvaltısını yapar. Bu hep böyle yaşanır. Yalnız bir sabah işte bu genç adam Paul Varjak ortaya çıkar ve bu kez bir duygusallık oturuverir Holly’nin gündemine. Bu zamanla platonik bir aşka dönüşür.
http://www.imdb.com/title/tt0054698/

19. Cesaretin var mı Aşka? / Jeux d'enfants (2003) | IMDb: 7.8

Birbirlerinin en iyi arkadaşları olan Julien ve Sophie, çocukken başladıkları tuhaf oyunu, yetişkinlik dönemlerinde de sürdürürler. Korkusuzluk içeren bir tür yarışmadır bu oyun. Cüretkar hünerlerini ortaya koyarak birbirlerini yenmeye çalışırlar. Sophie’nin Polonya kökenli olduğu için ırk ayrımı yapan çocuklarca tacizi ve Julien’in hasta annesi ve sorunlu babası nedeni ile yaşadıkları, her ikisini birbirlerine daha da fazla yakınlaştırır. Bu oyun aracılığı ile sık sık birbirlerinin acılarını dindirmek için çaba sarf ederler. Ancak bir açıdan bu oyun, onların birbirleri için yaratılmış olma ihtimalleri gerçeğini savuşturuyor da olabilir.
http://www.imdb.com/title/tt0364517/

18. Kefaret / Atonement (2007) | IMDb: 7.8

1935 yazının en sıcak günlerinden birinde, On üç yaşındaki Briony Tallis, yanlış zamanda yanlış yerde bulunarak görmemesi gereken bir şeyi aklına kazır: Ablası Cecilia ve hizmetçilerinin oğlu Robbie’nin gizli bir şekilde cilveleşmelerine tanık olmuştur. Çocuk aklı ile gördüklerini yanlış yorumlaması yıllarca sürecek büyük bir trajedinin yaşanmasına neden olacaktır. Bir daha hiç düzelmeyecek kadar trajik bir şekilde kaderleri birbirlerine bağlanan bu üç insan da, hak etmedikleri bir kefaretin farklı şekillerde kurbanı olacaklardır.
http://www.imdb.com/title/tt0783233/

17. Daima Lilya / Lilja 4-ever (2002) | IMDb: 7.9


16 yaşındaki Lilya, eski Sovyetler Birliği’nde varoşlarda yaşamaktadır. Annesi tarafından terkedilen genç kız, kendisine baskı uygulayan teyzesinin yanında kalmaktadır. Çıkış yolunu ise arkadaşlarıyla vakit geçirmekte bulur. Andrei'ye aşık olup onun peşinden İsveç’e gitmeye karar verir. Eski iğrenç yaşamından kurtulup cennet ülkede yeni bir sayfa açmayı planlamaktadır. Fakat, yaşam onu bir seks köleliğine doğru itecek ve hayatın her yerde aynı olduğunu kavramasını sağlayacaktır.
http://www.imdb.com/title/tt0300140/

16. Karmakarışık / Tangled (2010) | IMDb: 7.9

Alternatif göndermelerle bezeli bu çizgi filmde, hanedanlığın en çok aranan –ve en etkileyici- eşkıyası Flynn Rider (seslendiren Zachary Levi) bilinmeyen bir zamanda, bilinmeyen bir krallıkta, bilinmeyen bir mekanda ancak gizemli bir kulede saklanırken, o kulede yaşayan güzel ve cesur, 20 metre uzunluğunda altın sarısı saçları olan Rapunzel (seslendiren Mandy Moore) tarafından esir alınır.
http://www.imdb.com/title/tt0398286/

15. Üç Renk üçlemesi (1993) (1994) (1994) | IMDb: 8.0 - 7.7 - 8.1

Bir müzisyen olan kocasını ve çocuğunu kaybeden bir kadının bu gerçekle ne şekilde baş ettiğini inceler. Julie, bir kazada kocasını da kızını da ölüme teslim eder. Julie’nin iki seçeneği kalır geriye. Ya geçmişin gölgeleri ile yaşamak ya da geleceği şekillendirmek üzere şimdide yeni bir hayat kurmak. O yaşama tutunmayı ve yeni hayatı yaratmayı seçer. Ancak özgürlük kolay elde edilen bir kavram değildir. Yolu hiç şüphesiz zorlu ve çetin olacaktır. Çok şeyle yüzleşmek zorunda kalacaktır.
http://www.imdb.com/title/tt0108394/

14. Neşeli Günler / The Sound of Music (1965) | IMDb: 8.0

Maria öylesine hayat dolu ve çoşkulu bir genç kadındır ki manastır hayatı aslında hiç de onun ruhuna hitap etmemektedir. En sevdiği şey dağlara çıkıp şarkı söylemektir. Bu yüzden de genelde birçok dersi kaçırır. Bu duruma bir çare arayan Baş Rahibe Peggy, sorumluluk alması için Maria'yı bakıcı olarak karısını yeni kaybetmiş, 7 çocuklu Kaptan Von Trapp'ın yanına gönderir. Kaptan Trapp'ın çocuklarının haylazlığı yüzünden bütün bakıcılar bir süre sonra işi bırakmaktadırlar. Maria ise iyimserliği ve sevecenliğiyle hem kaptanın güvenini hem de çocukların sevgisini kazanacaktır.
http://www.imdb.com/title/tt0059742/

13. Roma Tatili / Roman Holiday (1953) | IMDb: 8.0

Bir ülkenin güzeller güzeli prensesi Ann, bir Avrupa seyahatine çıkar. Roma'ya vardığında ise sahip olduğu hayattan iyice sıkıldığını fark eder. Doktor tarafından verilen bir sakinleştiriciyle durumu atlatmaya çalışır. İlacı aldıktan sonra şehre iner ve sokaktaki hayatı keşfetmeye başlar. Tam da bu anda etkisini gösteren ilacın belirtileri yüzünden bir bankta sızan prenses, Joe Bradley tarafından bulunur. Onu evine götüren Joe, onun bir prenses olduğundan habersizdir.
http://www.imdb.com/title/tt0046250/

12. Dogville (2003) | IMDb: 8.0

Amerika'da 1930'ların karanlık dinginliği yaşanmaktadır. Peşinde olan mafyadan kaçan güzel bir kadın olan Grace, barınmak amacıyla küçük bir köye sığınır. Kasaba halkı geçmişinden kaçan bu güzel kadını kısa zamanda bağrına basar ve onun için üzülür. Köyde geçirdiği güzel günlerin ardından her şey değişmeye başlar. Kadının varlığı, köy halkı için büyük bir tehdit oluşturmaktadır ve köy halkı bu tehlike karşısında temkinli davranmak zorundadır. Grace günden güne bu köyün karanlık yüzünü keşfedecektir.
http://www.imdb.com/title/tt0276919/

11. Persepolis (2007) | IMDb: 8.0

Filmde Marjane'nın gözünden büyüme çağının kendine has sorunlarını Şah döneminin son günleri, İslam Devrimi, Irak-İran Savaşı gibi önemli bir tarihsel süreçle harika bir şekilde işlenerek, İran'daki o dönemin bireylerde yarattığı sorunları gösteriyor. Bu karanlık süreci, Marjane’nin gözünden kimi zaman esprili bir dille de anlatan trajikomik ve politik bir film tanımlaması tam oturacaktır.
http://www.imdb.com/title/tt0808417/

10. Büyük Balık / Big Fish (2003) | IMDb: 8.0

William Bloom, babası kanser nedeniyle ölüm döşeğinde olduğu için, aile evine geri döner. Gezgin bir satıcı olan babasını yakından tanımak için, efsanevi bir kişiliği olan adamın gençliğinde yaşadıklarına dair öyküler toplamaya başlar. Babasının yaşadıklarına dair efsaneler ve mitler, bir puzzle’ın parçaları gibi yerine oturacak ve anlaşılması güç olan adamın yaşamını zaferleriyle ve zaaflarıyla ortaya dökecektir.
http://www.imdb.com/title/tt0319061/

9. Not Defteri / The Notebook (2004) | IMDb: 8.0

Yaşlılar için yapılmış bir bakımevinde yaşayan ve çevresindekiler tarafından 'Duke' diye çağırılan ihtiyar adam sararmış defterinde yazılı olan bir aşk hikayesini okumaya başlar. Hikaye 1940 yılında başlar. Güney Carolina'da yer alan Seabrook Adası'na Allie Hamilton isimli 17 yaşında bir genç kız gelir. Ailesiyle birlikte tatile gelen Allie, burada yaşayan Noah isimli bir gençle yakınlaşmaya başlar. Aralarındaki sınıfsal ve ekonomik farklılıklara rağmen birbirlerine duydukları hissi engellemez, doyasıya yaşamaya başlarlar. Ancak onları bekleyen ayrılık 2. Dünya Savaşı'nın kızışmasıyla birlikte gelmek üzeredir.
http://www.imdb.com/title/tt0332280/

8. Aşk Zamanı / Fa yeung nin wa (2000) | IMDb: 8.1


Hong Kong, 1960'lı yılların başlarını yaşamaktadır. Chau lokal bir gazetenin yazı işleri müdürüdür. Karısıyla birlikte büyük oranda Şangaylıların hayatlarını sürdürdükleri bir apartmana taşınırlar. Chau bir gün kapı komşusu Li-Chun ile karşılaşır. İkisi de eşlerinden bağımsız bir şekilde eşya taşımaktadırlar. Günden güne birbirleriyle yakınlaşmaya başlayan ikili bir süre sonra tuhaf bir gerçekle karşı karşıya kalacaktır. Bu da eşlerinin de birlikte oldukları gerçeğidir. Artık onların da kendilerini ve ilişkilerini yeniden gözden geçirebilecekleri bir ortam oluşmuştur.
http://www.imdb.com/title/tt0118694/

7. Gün Doğmadan / Before Sunrise (1995) | IMDb: 8.1

Sıradan bir Avrupa yolculuğu sırasında trende karşılaşıp tanışan iki farklı insan, Jesse ve Celine bu yolculuğa sıradışı bir şekilde sürdürürler. Viyana şehrindeyken trenden inmeye ve birlikte bir günlüğüne bu şehirde kalmaya karar veren ikili, Viyana sokaklarının sonsuzluğunda ilginç bir gün yaratma fırsatını yakalarlar. Bu süreçte birbirlerine karşı bir şeyler hissetseler de asla sözlere dökemezler. Çok emin oldukları tek şey ise bu gecenin birlikte geçirecekleri ilk ve son gece olacağıdır.
http://www.imdb.com/title/tt0112471/

6. Persona (1966) | IMDb: 8.2

Dönemin en gözde tiyatro oyuncusu, güzeller güzeli Elisabeth Vogler, önemli bir piyes sırasında aniden susar. Şaşkına dönen insanlar ne olup bittiğini anlayabilmek için ellerinden geleni yapsalar da Vogler konuşmamaya devam eder. Son çare olarak bir kliniğe yatırılan kadın burada da dilsizliğine devam eder. Bedeninde tıbbi olarak hiçbir problem bulunamayan kadın, doktorun tavsiyesiyle gözden uzak bir yazlığa gönderilir. Bu esnada yanında gönderilen kişi genç hemşire Alma'dır. Yazlıkta da Vogler'in ağzını bıçak açmaz. Vogler sustukça Alma konuşur. Alma saatlerce, günlerce kendi hikayesini anlatır. Sonunda meydana gelen şey ise psikoloji biliminin en ilginç vakalarından birini oluşturur.
http://www.imdb.com/title/tt0060827/

5. Hırçın Sevgilim / My Sassy Girl (2001) | IMDb: 8.2

Kolej öğrencisi Kyun-woo(Tae-hyun Cha) bir akşam eve dönüşünde metroda çok güzel ama bir o kadar da sarhoş bir kıza(Ji-hyun Jun) rastlar. Kız metro hattının kenarında ayakta zor durmaktadır ve Kyun-woo onu trenin önüne düşmekten kurtarır. Yolcuların suçlayıcı bakışları üzerine Kyun-woo kızın sorumluluğunu almak ve onu bir motele kadar taşımak zorunda kalır.
http://www.imdb.com/title/tt0293715/

4. Black (2005) | IMDb: 8.3

Paul ve eşi Catherine evlenmişler ve mutlu bir yuva kurmuşlardır. Kısa bir süre sonra Michelle adını verdikleri bir kız çocukları olur. Ama ailenin mutluluğu uzun sürmez zira Michellle ne görebilir ne de duyabilir. Anne baba Michelle’i dış dünyanın etkilerinden ne kadar korumaya çalışırlarsa çalışsınlar küçük kız büyüdükçe hırçınlaşmaktadır. Catherine bir kez daha hamile kalır ve Sara’yı doğurur. Bu sefer baba Paul Michelle’i bir kliniğe kapatmak ister. Tam da bu günlerde ailenin hayatına Debraj Sahai adında özel bir eğitmen girer. Hem sağır hem kör hem de dilsiz olan Michelle’i eğitmeye gönüllü olur. Küçük kız onun ellerinde hırçınlığını yavaş yavaş bir kenara bırakarak, eğitim almaya hatta normal çocuklar gibi okula gitmeye bile başlar.
http://www.imdb.com/title/tt0375611/

3. Sil Baştan / Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004) | IMDb: 8.4


İki yıl boyunca beraber olduğu sevgilisinden oldukça şaşırtıcı bir haber alan Joel Barish, bir teknolojik deneye katılan sevgilisine ilişkilerini tamamen hafızasından silinmeden hatırlatmaya çalışmaktadır. Yani Barish’in kim olduğunu bile hatırlamamaktadır. Bu gelişme üzerine küplere binen adam, aynı prosedürü kendi üzerinde de gerçekleştirmek ister.
Film, adamın hafızaları silinirken, yaşanılan ilişkiyi gözler önüne serer. Adam da bir kez daha oldukça iyi başlayan ve sonradan tadı kaçan ilişkiyi izler. Fakat zaman geçtikçe ve sıra yaşanılan güzel şeylere gelince, üzerindeki müdaheleyi durdurmak ister. Pişman olmuştur!
http://www.imdb.com/title/tt0338013/

2. Amelie / Le fabuleux destin d'Amélie Poulain (2001) | IMDb: 8.5


Bu Fransız komedisi bizi genç ve özel bir kadınla tanışmaya davet ediyor; her daim hayat dolu, yaşama sevgi dolu gözlerle tanıklık eden ve sahip olduğu özel ışıltıyı her anında yanında taşıyan Amelie’nin hikayesine... Anne ve babasını kaybetmiş olan Amelie, kendini başkalarının hayatlarını tamir etmeye, onları mutlu kılmaya adamıştır; bu adanmışlığı fark ettirmeden, bu durumdan bihaber olan insanların hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik yapmaktadır. Peki başkalarının mutluluğu için çabalayan Amelie, yalnızlığının farkına vardığı an kendi mutluluğu için de çabalamaya başlayacak mıdır?
http://www.imdb.com/title/tt0211915/

1. Selvi Boylum Al Yazmalım (1978) | IMDb: 8.7


Birbirlerine körkütük aşık olan İlyas ve Asya'nın arasındaki muhteşem aşkın sonu felaketle sonuçlanır. İlyas Asya'yı aldatmıştır. Destansı aşk beklenmedik şekilde sona ermiştir. Hayattaki en büyük tutkusu kamyonu 'Arkadaş' olan İlyas'ın geçimsiz tavırlarının üzerine bu ihanet de eklendiğinde Asya evini terk eder.
http://www.imdb.com/title/tt0263975/


yazı alıntıdır. kaynak; http://onedio.com/haber/kadinlarin-en-sevdigi-filmler-402203

Kendi halinde bir adam: John Cusack

Kendi halinde bir adam: John Cusack
06 Nisan 2015 Pazartesi, 09:54:19Güncelleme: 15:25:47
Arzu Çevikalp, ününü göstermeyi sevmeyen oyuncu John Cusack hakkında yazdı…



ARZU ÇEVİKALP/ acevikalp@haberturk.com

Stephen King’in çok tutulan romanlarından biri olan “Cell” ile seyircileri korkutmaya hazırlanan John Cusack, Stephen King ile başladığı oyunculuk macerasına yine King ile devam ediyor. King ile güzel bir performans yakalayan Cusack, aslında korku filmlerinde kendini daha iyi bir şekilde ifade ediyor. Bunun örneğini zaten “1408” filminde görmüştük. Sıradan hikâyeleri bile lezzetli bir yemekmiş gibi servis yapan Cusack, çok hareketli ve aktif bir oyuncu olduğu için, oynadığı hikâyeler de buna uygun şekildedir. Durağan hikâyeleri sevmeyen oyuncu, teatral karakterlerle bütünleştiği gibi, sıradışı karakterleri de kendine göre yorumlar ve beyazperdeyi sanki tiyatro sahnesi gibi kullanır.
Popüler ve kült filmlere imza atan John Cusack, genelde Hollywood ünlüsü olmaktan uzak durması ile bilinen, kendi halinde bir aktördür. Projelerde seçici davranan Cusack, kariyerine romantik komediler ile başlayıp, daha sonra gerilim, aksiyon ve korku filmlerine geçiş yapmıştır. Johnny lakaplı 1.91 boyundaki oyuncu, ünlü olmanın veya herkesin gözü önünde olmanın, aktörün başına gelebilecek en kötü şey olduğunu dile getirerek, özel, hayatıyla ilgili şu sözleri sarf etmiştir: "Henüz hiçbir seks skandalı olmadı, ama tüm tekliflere açığım.” Gizemli olmayı seven oyuncu, özel hayatıyla gündeme gelmek istemediğini belirterek, tamamıyla kendini oynadığı rollere adadığını ve onlarla bütünleştiğini samimi bir şekilde itiraf etmiştir. İrlanda kökenli aktör Hollywood’un en enteresan isimlerinden biridir, sebebi de ilginç zevklere sahip oluşu olsa gerek. Yazmayı çok seven ve boş zamanlarında bir şeyler karalayan Cusack, stresini bu şekilde atıyor demek ki…

SANATSAL FİLMLERİN VE ROMAN ADAPTASYONLARININ HAS OYUNCUSU…

Genelde sanatsal filmlerde yer almayı seçen Cusack, önemli yönetmenlerle ve oyuncularla çalışmayı kendine ilke edinmiştir. Bunun yanı sıra; kitap adaptasyonları ve buna benzer özellikler taşıyan filmlerde kendini daha rahat hissettiğini bize her şekilde gösteren Cusack, bazen canlandırdığı karakterlerin esrarına kapıldığını da gizlememiştir. Cusack oyunculuğa nasıl başladı biraz da bundan bahsedelim.
BAFTA, Altın Küre ve Screen Actors Guild adaylıkları olan Cusack,  belgesel film yapımcısı bir baba ile matematik öğretmeni bir annenin çocuğudur. Cusack aslında doğuştan şanslıdır, çünkü babasının film şirketi vardır, bu da Cusack için gerçekten büyük bir olaydır! Babasının film şirketinin oluşu, Cusack’ın bu piyasaya daha kolay atılmasına neden olmuştur belki, ama yeteneği olmasaydı herhalde bu kadar öne çıkamazdı.
1986 yılında Stephen King’in “Stand By Me” (Benimle Kal) filminde yer alan Cusack, daha çok genç yaşta King havası solur ve daha sonra devamı gelir. King’in dram ve macera türüne hizmet eden “Stand By Me” filmi, sorunlu dört çocuğun birbirlerine tutunarak, kayıp cesedin peşine düşmelerini konu alır. Kayıp bedeni bulmak için, maceradan maceraya sürüklenen çocuklara gizemli dünyanın kapıları açılır ve çocuklar o kapıdan içeri girerek, kendilerini büyük bir açmazın içinde bulurlar. Stephen King’in en hafif ve lezzetli hikâyelerinden biri olan “Stand By Me”, hayatlarında yenilik arayan çocukların değişimlerini bize yansıtır.
Yalnız şunu hiç unutmayalım: biz John Cusack’ı tam anlamıyla "Being John Malkovich" (John Malkovich Olmak) filminde sevdik ve film herkesin konuştuğu bir film haline dönüşünce Cusack da filmden payını aldı tabi. Spike Jonze tarafından yönetilen film, Cusack’ın, John Malkovich’in bedeninde uyanıyor oluşunu anlatıyor. Çok uçuk ve garip bir film olan "Being John Malkovich" fantastik unsurları yerli yerinde kullanarak farklılığın kitabını yazıyor sanki… Başrolün hakkını veren Cusack zaten tuhaf rollerin adamı olduğu için, hikâyeye uymakta kesinlikle zorlanmıyor. Derin derin uzaklara bakıp, gözleriyle konuşan Cusack, düşüncelere dalmayı, hayal kurmayı, bakışlarına yeni anlamlar yüklemeyi iyi bildiğinden, bazen sözlü cümlelere gerek duymaz.

ETKİLEYİCİ BAKIŞLAR…

Kısık gözlü Cusack karşısındakini etkileme ve onu ikna etme konusunda sıkıntı çekmediğinden dolayı, her türlü rolün adamı olabiliyor ve hiçbir şekilde de zorlanmıyor. Her filminde bambaşka bir imaj sergileyen oyuncu, gayet cana yakın ve dost canlısıdır, ama filmlerdeki karakterleri için aynısı söylemek pek mümkün değil, çünkü filmlerdeki karakterler her nedense fazlasıyla çılgınlar. Demek ki Cusack gerçek hayattaki sıradanlıktan kurtulmak için değişik bir profil çiziyor. Kimbilir belki de Cusack’ın içinde başka bir Cusack yatıyordur. Bazen aklımıza şöyle bir soru geliyor: Acaba canlandırdığı karakterlerden biri Cusack’ın çift gezeri olabilir mi?
Gelelim Cusack’ın diğer önemli filmlerinden biri olan “Maps To The Stars” (Yıldız Haritası)’a… Bu film aktörün şu ana kadar oynadığı karakterlerin en hafifidir. Biz onu çok daha sert karakterlerin içinde gördük, ama yine de hikâyedeki karaktere tam olarak oturduğunu söyleyebiliriz. Bugüne kadar canlandırdığı karakterlerin en başarılılarından biri olan yazar Edgar Allen Poe’ya “The Raven” (Kuzgun) filminde can veren Cusack, bizi Allen Poe olduğuna öylesine inandırmıştır ki, halen oynadığı sahneler gözümüzün önündedir. Karakter ve hikâye ile iyi örtüşen film, Cusack’ın eşsiz oyunculuğuyla daha da akılda kalmıştır ve Cusack bir kez daha büyük bir oyuncu olduğunu sevenlerine göstermiştir.
Yönetmenliğini “V for Vendetta” filmi ile tanıdığımız James McTeigue'nin üstlendiği film, psikanalitik edebiyata damgasını vurmuş hikâye yazarı Edgar Allan Poe'nun yaşamının son dönemlerini konu alır.
Cusack’ın iki çok önemli filmi daha vardır, biri “İdentitiy” (Kimlik), diğeri de “Runaway Jury” (Jüri) dir. “İdentitiy”, Amerikan Bağımsız sinemasına katkıda bulunan James Mangold’un korku gerilim türünü hareketlendiren sıkı bir projesidir. Ed karakterine renk veren Cusack, şaşkın bakışlarıyla ve elindeki tabancasıyla mistik olayları çözmeye çalışarak, hikâyedeki macerayı sonuna kadar ayakta tutar ve karakterinin tam manasıyla içine girer. Cusack suratını şekilden şekle dönüştürebildiği için, tüm rollere uyum sağlar, ama şu bir gerçektir ki, Cusack kendine özgü tavırlarıyla bağımsızlığın tadını çıkartır.


SİYAH DERİ ELDİVEN ON NUMARA…

Bunlar bir yana, Cusack ile özdeşleşen siyah deri eldiven kendisinin asi karakterlerle olan ilişkisini ortaya koyar ve böylece eldiven önemli metafor görevi görür. Siyah deri eldiveni Cusack’a çok yakıştırdığımızı da belirtmeliyiz. ‘Eldivensiz çıkmam abi’ diyen Cusack, o deri eldivenleri son oynadığı “Cell” filminde yine giyiyor, haydi bakalım hayırlısı diyor ve filmlerini incelemeye devam ediyoruz.
Peki, aktörün “Runaway Jury” filmi için neler düşünüyoruz? Gene Hackman, Dustin Hoffman, Rachel Weisz gibi oyuncuların arasında başrolü kapan Cusack, devler ringinde ustalığını konuşturarak John Grisham gibi çok okunan bir yazarın adaptasyonuna hayat vermiştir ve film romanın yerini aratmamıştır. Böyle bir filmin içinde bulunmak hiç şüphesiz Cusack için güzel bir fırsat olmuştur.
Şimdi de sırada “1408” filmi... Gerçek ile hayali birbirine karıştıran bir yazarı canlandıran Cusack, kafası karıştıkça çok değişik bir kimliğe bürünmeye başlar ve olacaklara karşı koyamaz. İçinde bulunduğu ortamdaki olayları çözmeye çalışan dedektif-vari bir yazarın dünyasını olduğu gibi resmeden yönetmen, filmi tamamıyla Cusack’ın eline teslim eder, çünkü buradaki karakter filmin yönünü çizen bir pergel gibidir. Cusack’ın daha çok filmi vardır, ancak burada hepsinden bahsedemeyeceğiz. Her filmi ayrı bir güzel olan Cusack bakalım “Cell” filminde nasıl bir performans gösterecek?
Sonuç olarak; John Cusack medyatik olma konusunda tereddüte düşen, hayalet gibi takılan, yardımsever, güler yüzlü, biraz havalı, akıllı, karmaşık, yetenekli, olgun, karizmatik, dış görünüşüne aldırmayan, azimli, doğal ve çözülmesi zor biridir. Bazen dalgın oluşu da cabası! Romantik komedilerde ve aksiyon filmlerinde bizi hiç şaşırtmayan Cusack, kendi dünyasında yaşayan cool bir adamdır, bunun yanı sıra iyi niyeti konusunda hiç bir zaman şüphe etmediğimiz bir aktör oluşu da, kendisine bağlanmamız adına bir örnektir. Oyuncu olarak değerinin yeteri kadar bilinmediğini de belirtmek gerek.


yazı alıntıdır. kaynak; 
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/1062432-kendi-halinde-bir-adam-john-cusack

9 Nisan 2015 Perşembe

Silsile (2014) : Künye, eleştiri ve incelemeler

SİLSİLE
Özet & detaylar


Sıcak bir yaz gecesi Ece (Nehir Erdoğan) Amerika’dan yeni dönmüş olan Cenk (İlker Kaleli) ile birlikte Cenk'in kaldığı eve giderler. Bu sırada aralarındaki küllenmiş aşk alevlenir gibi olur. Cenk'in yakın dostu aldatılmak üzeredir. İkili birden evde yalnız olmadıklarını fark eder. Bir hırsızlık girişimi olur. Hırsızlığı ardından işlenen bir suç takip eder. Ece gider, Faruk gelir. Üç insan hem birbirlerinden sakladıklarıyla hem de bir suçla baş etmeye çalışır. Ancak bu düşündükleri kadar kolay olmayacaktır. Büyük şehirlerde yaşanan hayatların arasındaki karmaşık ilişkilerin, derin yaraların ve hayatın kırgınlığının sorgulandığı filmde, bu üç karakterin hayatlarını sonsuza kadar değiştirecek bir olaylar silsilesi yaşanır.
kaynak;
http://www.beyazperde.com/filmler/film-225900/

SİLSİLE FRAGMAN

SİLSİLE TEASER


SİLSİLE TEASER "AŞK"


SİLSİLE KLİP: İLKER KALELİ (SIRA SENDE)


Silsile (2014)
106 min  |  Crime, Drama, Thriller  |Ratings: 6,2/10 from 487 users   


Cenk has just arrived back to Istanbul from the United States. Suppressed love slowly begins to resurface after he encounters Ece, a woman whom he had a romantic relationship with in the past. Suddenly, there is a robbery attempt in a quiet and gloomy house, which results in a crime being committed. Ece flees the scene of the crime and in comes Faruk, Cenk's best friend and Ece's fiancé. The two best friends struggle to keep their secrets hidden from one another. Intertwining chain of events follow as these three urban lives are put to the ultimate test; their sufferings and disappointments being exposed to the surface for all to see.
- Written by BKM

Directed by
Ozan Aciktan

Writing Credits (in alphabetical order)
Ozan Aciktan ... (writer)
Cem Akas ... (story)
Cem Akas ... (writer)
Faruk Ozerten


CAST:
Esra Bezen Bilgin ... Merve
Nehir Erdogan ... Ece
Tardu Flordun ... Faruk
Ilker Kaleli ... Cenk
Serkan Keskin ... Cihan

kaynak;
http://www.imdb.com/title/tt3176134/?ref_=fn_al_tt_1


Eleştiri ve incelemeler;
....


8 Nisan 2015 Çarşamba

Televizyonun En İyi Dedektifleri

Televizyonun En İyi Dedektifleri
06 Nisan 2015 Pazartesi - 00:00
Sherlock Holmes, Komiser Columbo, Veronica Mars ve daha fazlası... Suçluların korkulu rüyaları, karşınızda televizyonun en iyi dedektifleri!



CSI Cyber
Özel Ajan Avery Ryan (Patricia Arquette)
CSI: Cyber

Sherlock
Sherlock Holmes (Benedict Cumberbatch)
Dizi: Sherlock


True Detective
Rust Cohle (Matthew McConaughey) ve Marty Hart (Woody Harrelson)
Dizi: True Detective

Columbo
Columbo (Peter Falk)
Dizi: Columbo

The Mentalist
Patrick Jane (Simon Baker)
Dizi: The Mentalist

The X-Files
Fox Mulder (David Duchovny) ve Dana Scully (Gillian Anderson)
Dizi: The X-Files

Veronica Mars
Veronica Mars (Kristen Bell)
Dizi: Veronica Mars

Monk
Adrian Monk (Tony Shalhoub)
Dizi: Monk

Hannibal
Will Graham (Hugh Dancy)
Dizi: Hannibal

Castle
Richard Castle (Nathan Fillion) ve Kate Beckett (Stana Katic)
Dizi: Castle

Magnum, P.I.
Magnum (Tom Selleck)
Dizi: Magnum, P.I.

The Killing
Sarah Linden (Mireille Enos)
Dizi: The Killing

Murder, She Wrote
Jessica Fletcher (Angela Lansbury)
Dizi: Murder, She Wrote

Miami Vice
James Crockett (Don Johnson) ve Ricardo Tubbs (Philip Michael Thomas)
Dizi: Miami Vice

Agatha Christie's Poirot
Hercule Poirot (David Suchet)
Dizi: Agatha Christie's Poirot

The Shield
Vic Mackey (Michael Chiklis)
Dizi: The Shield

Luther
John Luther (Idris Elba)
Dizi: Luther

The Wire
Jimmy McNulty (Dominic West) ve Bunk Moreland (Wendell Pierce)
Dizi: The Wire

Law & Order
Lennie Briscoe (Jerry Orbach)
Dizi: Law & Order

Starsky and Hutch
Ken Hutchinson (David Soul) ve Dave Starsky (Paul Michael Glaser)
Dizi: Starsky and Hutch

CSI
Gil Grissom (William Petersen)
Dizi: CSI


kaynak:
http://www.beyazperde.com/haberler/diziler/haberler-61740/

4 Nisan 2015 Cumartesi

"Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır."

"Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır." - Andrei Tarkovsky #AndreiTarkovsky

Hannah ve Kızkardeşleri (1986) "Hannah and Her Sisters" _ Woody Allen'ın yüreğine sağlık ^^

Hannah ve Kızkardeşleri (1986)
"Hannah and Her Sisters" (original title)

103 min  |  Comedy, Drama  |

Between two Thanksgivings, Hannah's husband falls in love with her sister Lee, while her hypochondriac ex-husband rekindles his relationship with her sister Holly.

Director: Woody Allen
Writer: Woody Allen

Cast

Cast overview, first billed only:
Barbara Hershey ... Lee
Carrie Fisher ... April
Michael Caine ... Elliot
Mia Farrow ... Hannah
Dianne Wiest ... Holly
Maureen O'Sullivan ... Norma
Lloyd Nolan ... Evan
Max von Sydow ... Frederick (as Max Von Sydow)
Woody Allen ... Mickey
Lewis Black ... Paul
Julia Louis-Dreyfus ... Mary
John Turturro ... Writer
Richard Jenkins ... Dr. Wilkes


kaynak;
http://www.imdb.com/title/tt0091167/?ref_=nv_sr_1


Özet & detaylar

Allen Interiors?dan sonra yine birbirinden farklı üç kızkardeşin hikayesini anlatıyor. Merkezde Hannah olmak üzere kızkardeşleri Holly ve Lee'nin birbirleriyle ve erkeklerle olan ilişkileri üzerinden giden filmde Allen komediyle dramayı harmanlıyor.

Ailenin en mükemmeli ve kızkardeşlerinin kıskandığı Hannah; iyi bir eş, iyi bir kardeş, iyi bir anne ve başarılı bir aktristtir. Lee kendisinden yaşça büyük bir adamla bir ilişki yaşamaktadır. Holly ise hiçbir işinde ve ilişkisinde dikiş tutturamayan en küçük kardeştir. Ancak Hannah'nın hayatı aslında o kadar da mükemmel değildir çünkü kocası uzun zamandır kızkardeşi Lee'ye aşıktır. Bir yandan da Hannah'nın eski kocası Mickey hayatın anlamını aramaktadır.

Film; aile, ilişkiler, fedakarlıklar ve en önemlisi de hayatın anlamı üzerine mizahla kavrulmuş derin felsefeler barındırıyor. Ayrıca Woody Allen?a en iyi senaryo dalında oscar kazandırmıştır.

kaynak;
http://www.beyazperde.com/filmler/film-1810/

genel bilgi.

Woody Allen, Hannah and Her Sister’ta, dokuz özgün, deneysel yılın ardından, filmografisinde yeni bir döneme giriyor. Kendinden emin, malzemesine hakim olduğu bu trajik komedinin onu ilk kez “usta” düzeyine yükselttiği söylenebilir. Sekiz yıl önce, Bergman tarzındaki Interiors’ta yine üç kızkardeşin hikayesini anlatmıştı. 1977 ve 1978 yapımı Annie Hall ile Manhattan ise, tıpkı bu filmdeki gibi Allen’ın yıllar boyu gözdesi olmuş New York’tan sahnelerle doluydu. Hannah and Her Sisters’taki en büyük başarısı ise, ilginç karakterlerin çokluğuna, çeşitliliğine paralel giden birçok küçük hikayeye rağmen, senaryosu ve yönetimiyle ipleri elinde tutması. Hannah, adını taşıyan filmin merkezinde yer alan iyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir kızkardeş. Çevresindekilere anlayışla ve sevgiyle yaklaşıyor ve tepki alıyor. Kocası, Hannah’nın kızkardeşi Lee’ye aşık oluyor, evhamlı eski kocası ise diğer kardeş Holly’yi kendine yakın buluyor. Filmin her bölümü, siyah üzerine beyazla yazılmış bir başlık ya da alıntı ile başlıyor. Hannah’nın (Mia Farrow) çevresindekiler; Lee’ye aşık olan muhasebeci kocası Elliot (Michael Caine), öleceğini sanan televizyoncu sabık kocası Mickey (Woody Allen), ona kötü muamele eden yaşlı bir ressamla (Max von Sydow) birlikte yaşayan Lee (Barbara Hershey), kaybetmeye mahkum görünen Holly (Dianne Wiest), kardeşlerin eğlence dünyası mensubu annesi (Farrow’un annesi Maureen O’Sullivan) ve babası (Lloyd Nolan).
kaynak; http://www.cnbce.tv/film/1506-hannah-and-her-sisters


.....



31 Mart 2015 Salı

Hadi İnşallah (2014): fazlasıyla yüzeysel, aşırı bilindik,skeç mantığında, nadiren komik, Güldür Güldür bile daha komik aslında

Hadi İnşallah (2014)
Tür Komedi , Romantik

Yönetmen
 Ali Taner Baltacı

Oyuncular

Büşra Pekin Rol: Pucca
Murat Boz Rol: Pekmez
Şinasi Yurtsever Rol: Kameraman Hasan
Müjde Uzman Rol: Bayan Kaltak
Aydan Taş Rol: Kizil
Hülya Gülşen Irmak Rol: Pucca Hala
Cezmi Baskın Rol: Pucca Baba
İdil Dizdar Rol: Zodi

Senaryo
Senarist Murat Emre Kaman
Senarist Emrah Kaman


Özet & detaylar
PuCCa, hayatının 4 senesini Ankara'da geçirir ama o koca sene boyunca beraber olduğu sevgilisinden de ayrılırak, İzmir'e ailesinin yanına döner. Zor bir ayrılık süreciyle karşı karşıyadır, mutsuzluktan eve kapanır; çalmayan telefonları bekler ve bunalımdai pek çok kadın gibi kendisini yemeye verir! Bu arada ailesi de kendisine yeni bir iş bulup, toparlanması için baskı yapar. Hiç istemeden İzmir'deki bir yerel televizyon kanalıyla iş görüşmesine gider; ve yaşamını değiştirecek yakışıklı ile o gün karşılaşır! "Pekmez" lakabını taktığı ve genç kadını yeniden yaşama döndüren bu yakışıklı ile ne yapıp edip beraber olmayı kafaya koyar... Ama karşısında da zorlu bir rakibesi vardır... Ali Taner Baltacı yönetmenliğinde hayata geçen komedi filminin yapımcılığını 25 Film üstleniyor. Film, yazdığı blog ile sosyal medya fenomeni olan Pucca lakaplı bir kadının, dizüstü edebiyatı kapsamında yayınladığı kitaplardan senaryolaştırıldı.
Başroller de ise Murat Boz ve Büşra Pekin yer alıyor.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-230875/

_____________

Bence;
Büşra Pekin var diye bir şans verdim, o anda da böyle kafayı fazla yormayacak, oyalanmak için bir şey izlemek istiyordum. Ama hayal kırıklığının da altında kaldı film.
Aslında fragmanı izleyince ümitlenmiştim, meğerse en komik anları fragmanda kullanıp bitirmişler neredeyse! Ne Büşra Pekin'in yeteneği ve tatlılığı ne Murat Boz'un sempatik karizması yeterli değil.
Fazlasıyla yüzeysel, aşırı bilindik, skeç mantığında, nadiren komik, Güldür Güldür bile daha komik oluyor çoğu zaman. Detaylı eleştirilebilecek bir özelliği bile yok :((


28 Mart 2015 Cumartesi

25 Efsanevi Yönetmen-Oyuncu İşbirliği

25 Efsanevi Yönetmen-Oyuncu İşbirliği

Gün gelir bazı yönetmenler, vazgeçemedikleri bazı oyuncuları alıp kariyerlerinin en iyi filmlerine imza atmak için onlarla uzun süreli işbirliği içine girerler. Bazen üç film, bu ikiliyi unutulmaz kılmaya yeter; bazen de film sayısı elli ikiye kadar yükselir. Efsane yönetmenlerin efsane oyuncuları yanlarına alarak efsane sinema filmleri ortaya koyması, yalnızca yakın çağda değil sinemanın her döneminde görülmüştür. Bazıları evlenmiş, bazıları ise kadim dost olarak yedinci sanata hizmet vermeye devam etmiştir. Aşağıdaki liste ise Taste of Cinema’nın hazırladığı bu en unutulmaz, en efsanevi 25 yönetmen-oyuncu işbirliği temasının altını eşeliyor ve ortaya dünya sinema tarihinin en ölümsüz isimlerinden oluşan harikulade bir külliyat çıkıyor. Zaman kapsülünde iyi yolculuklar!

25. Jeff Nichols & Michael Shannon (4 film)
Seyredilmeli: Shotgun Stories, Take Shelter & Mud

Listenin ilk ikilisi diğerlerine kıyasla pek yeni sayılabilecek Jeff Nichols ve Michael Shannon. Usta bir aktör olduğunu defalarca kanıtlamış olan Shannon’ın yanında Nichols’ın çıkış yaptığı üç film de kendisinin son dönemlerde Hollywood’dan türemiş en muhteşem yönetmenlerden biri olduğunu gösteriyor. Shannon, Nichols’ın bugüne kadar çektiği üç filmde de yer aldı ve post prodüksiyon aşamasındaki dördüncü filmi olan bilim kurgu denemesi Midnight Special’da da rol alacak. Yukarıda yer alan üç film de hem eleştirmenlerden hem de seyirciden oldukça iyi eleştiriler almış; Mud ise Cannes’da Altın Palmiye için yarışmıştı. Umarız bu ikili daha uzun yıllar boyunca birlikte çalışmaya devam eder zira aksini ummak için herhangi bir sebep yok.

24. Mel Brooks & Gene Wilder (3 film)
Seyredilmeli: The Producers, Blazing Saddles & Young Frankenstein

Listedeki işbirliği içeren ortaklıklardan en azına sahip olan Mel Brooks ve Gene Wilder’ın bu haliyle bile listeye girmemesi ayıp olurdu. Brooks’un kariyerine baktığımızda Wilder’ın başrollere hayat verdiği 1967 ila 1973 tarihleri arasındaki eserleri, onun yönetmenlik macerasının zirve noktalarıydı diyebiliriz. Bu üç filmin üçü de komedi klasikleri arasına girmiştir. Fakat aynı başarı Wilder’ın o dönemlerde yaptığı Willy Wonka & the Chocolate Factory için söylenemez. Oyuncu, daha sonra Brooks’un senarist arkadaşı Richard Pryor ile birlikte çeşitli filmler çekmişti. Wilder, Brooks’la olan ilişkisi için “eğer onunla tanışmamış olsaydım şimdilerde bir akıl hastanesinde yatıyor olurdum” demiştir.

23. Pedro Almodóvar & Penélope Cruz (5 film)
Seyredilmeli: All About My Mother, Volver & Broken Embraces

Penélope Cruz’un Almodóvar ile olan işbirliği, yönetmenin Live Flesh filminin açılış sekansında bir otobüste doğuran orospu kadın rolüyle başlamış ve bir sonraki filmi All About My Mother’da çok daha büyük bir hale bürünmüştü. Aradan yedi yıl geçti, Almodóvar iki film daha yaptı ve Cannes dahil bir çok yerden en iyi kadın oyuncu ödülüyle onurlandırılan Volver geldi. O günden sonra iki film daha yapan ikilinin ileride de birlikte çalışacağını düşünmek hayal olmaz zira Almodóvar’ın güçlü kadın başrol tutkusunu herkes biliyor ve bu açıdan bakınca Cruz’dan daha iyisini bulması biraz zor.

22. Mike Leigh & Lesley Manville (6 film)
Seyredilmeli: Topsy-Turvy, All or Nothing & Another Year

Mike Leigh için oyuncuların yönetmeni demek doğru olacaktır zira kendisinin, çalıştığı tüm oyunculara inanılmaz derecede doğal performanslar aşılama gibi bir yeteneği var. Leigh ayrıca daha önce çalıştığı isimlerle yeniden çalışmayı da seven bir sinemacı ve bu oyuncuların hepsi bu listede yer almayı hak ediyor fakat aralarından biri öne çıkıyor: Lesley Manville. İlk olarak yönetmenin 1988 tarihli High Hopes’unda gördüğümüz usta aktris daha sonra Altın Palmiye kazanan Secrets & Lies’da oynadı. Sonraki iki işbirliği sayesinde Manville Londra Film Eleştirmenleri Birliği Ödülleri’ne biri yardımcı, diğeri başrol kategorisinden aday gösterildi. 2010 tarihli Another Year’da yılın en iyi performanslarından birine imza atan Manville, harika bir filmde harika biçimde yaratılmış bir karaktere hayat verdi, pek çok adaylık elde etse de Oscar’larda ne yazık ki haksız bir biçimde adı bile geçmedi.

21. Luis Buñuel & Fernando Rey (4 film)
Seyredilmeli: Viridiana, The Discreet Charm of the Bourgeoisie & That Obscure Object of Desire

Luis Buñuel, Fernando Rey ile ilk filmini yaptığında halihazırda 30 senedir yönetmenlik yapan bir sinemacıydı. O sebeple ikilinin işbirliği için biraz geç kalındı desek yanlış olmaz. Buñuel’in altın çağı olarak nitelendirebileceğimiz ve Un Chien Andalou, L’Age D’or gibi filmleri yaptığı ilk döneminin ardından Rey’in oyunculuğuyla katkıda bulunduğu ikinci Fransız dönemi de önemli eserlere yataklık etmişti. İkili ilk olarak 1961 tarihli Viridiana’da bir araya geldi -ki bu film Luis Buñuel’in en iyi eseri olarak kabul görmektedir ve Altın Palmiye’nin de sahibi olmuştur. Aradan dokuz yıl geçtikten sonra 1970’te leziz Tristana’da tekrar bir araya gelmişlerdir, ki bu film de o sene yabancı dilde en iyi film kategorisinde Oscar adaylığı elde etmiştir. İki sene sonra birlikte çalıştıkları The Discreet Charm of the Bourgeoisie ise bu laneti kırıp Oscar’ı kucaklamıştır. 1974’te Rey olmadan bir film daha çeken Luis Buñuel, son filmi That Obscure Object of Desire için tekrar dostuyla bir araya gelmiş, bir kez daha Oscar’a aday olmuştur. Film, eleştirmenlerce yere göğe sığdırılamamış ve çok çeşitli ödüllere layık görülmüştür. Son filmiyle emekliye ayrılan Luis Buñuel, altı sene sonra Meksika’da hayata gözlerini yummuş, Rey ise 1994 senesindeki vefatına kadar film çekmeye devam etmiştir.

20. Martin Scorsese & Leonardo DiCaprio (5 film)
Seyredilmeli: The Departed, Shutter Island & The Wolf of Wall Street

Scorsese ve DiCaprio arasındaki işbirliği, yönetmenin bu listede iki kez yer almasının esas sebebi fakat diğeri için biraz daha beklemeniz gerekiyor. İkilinin ilk iki filmi Gangs of New York ve The Aviator çok başarılı gözükse de Scorsese’nin son yirmi yıldaki performansına kıyasla benzer formda olmadığını gösteriyordu. Ne zaman ki DiCaprio ile birlikte 2006 tarihli The Departed’ı yaptı, işte o zaman Scorsese tekrar oyuna girdi ve çok uzun yıllardır özlem çektiği Oscar heykelciğine kavuştu. 2010 yılında yaptıkları The Shutter Island, Scorsese’nin bugüne kadar en çok hasılat getiren filmi olarak tarihe geçti. Son çalışmaları The Wolf of Wall Street ise DiCaprio’ya Oscar adaylığı getirmesinin yanı sıra bugüne kadar hiç olmadığı kadar altın heykelciğe yaklaşmasını sağladı.

19. Wes Anderson & Bill Murray (7 film)
Seyredilmeli: Rushmore, The Life Aquatic with Steve Zissou & Fantastic Mr. Fox

Her ne kadar Bill Murray’nin standart komedi filmleri yapmaktan çok daha öte bir yeteneği olsa da bunun ortaya çıkışı, Wes Anderson’ın 1998 tarihli Rushmore’u ile olmuştu. O günden beri Anderson’ın yönettiği her filmde yer alan Murray için Rushmore bir dönüm noktasıydı ve kariyerinin en iyi performansını sergiliyordu. Biraz cesurca gelecek belki ama eğer kendisi Anderson ile birlikte çalışmıyor olsaydı onu Lost In Translation ve Jim Jarmusch’unkiler gibi ciddi filmlerde görüyor olmazdık. İkilinin daha pek çok projede bir araya gelmesini ummak hata olmaz.

18. John Woo & Chow Yun-Fat (5 film)
Seyredilmeli: A Better Tomorrow, The Killer & Hard Boiled

John Woo ve Chow Yun-Fat’in birbirlerine büyük birer şükran borcu var. Woo’nun 18 yıllık bir yönetmenlik kariyeri var fakat başlarda çok da parlak bir kariyer değildi bu. Hong Kong’dan Tayvan’a giden Woo, 1986 tarihli projesi A Better Tomorrow’da zorunlu oyuncu değişikliğine gidip Chow’la bir araya gelmeselerdi muhtemelen sinema eksik kalacaktı. Film çok büyük bir başarı sağladı ve Hong Kong sinemasının çehresini baştan aşağı değiştirdi. Woo, o bölgeden çıkan en büyük yönetmenlerden biri olurken Chow ise Hong Kong sinemasının ikonu haline geldi. Bir sene sonra devam filmi için bir araya gelen ikili, ondan iki sene sonra The Killer’ı yaptı ve bu film, kendi janrı içinde zirve noktasına ulaşan bir eser oldu.  1992’de Hard Boiled’da aralarına Tony Leung ve Anthony Wong’u aldılar. Ondan sonra Woo Hollywood’un yolunu tuttu, Chow ise Hong Kong’un en büyük film yıldızı olarak gününü gün etti. Her ikisi de kariyerlerinde bir daha böylesi büyük başarılara imza atamadı.

17. Federico Fellini & Giulietta Masina (7 film)
Seyredilmeli: La Strada, Nights of Cabiria & Ginger and Fred

Listenin ilk karı-koca/oyuncu-yönetmen ilişkisi Federico Fellini ve Giulietta Masina sayesinde önümüze geliyor. 50 sene boyunca evli kalan çift bu dönemde birlikte 7 filme imza atmıştı. İlk olarak Fellini’nin ilk yönetmenlik denemesi Variety Lights’ta çalışmış, daha sonra iki yılın ardından, 1952 tarihli The White Sheik’te bir araya gelmişlerdi. Bu filmde Masina, Cabiria isimli bir fahişeyi canlandırıyordu.

İki yıl daha geçti aradan ve Fellini’nin ilk uluslararası başarısı olan La Strada ile yıldızları parladı. Film, yabancı dilde en iyi film Oscar’ını kazandı ve daha pek çok ödülü evine götürdü. Sonraki sene Venedik’te Altın Aslan kazanan Il Bidone’yi yaptılar. 1957’de ise Masina’nın daha önce canlandırdığı fahişenin hayatını anlatan The Nights of Cabiria geldi. Eğer Fellini’nin kariyerinde La Strada, La Dolce Vita ve 8 ½’ı gölgede bırakabilecek bir film varsa, o da bu filmdir derler. Sonraki 11 yıl boyunca birlikte çalışmayan çift, 1968’de Juliet of the Spirits’i yapıp 18 yıllık bir başka mola evresinde girdi. Sıradaki film Ginger and Fred’de Fellini’nin iki işbirlikçisi; Masina ve Marcello Mastroinanni birlikte rol aldı. Bu film ikilinin birlikte yaptığı son filmdi ve 1993 yılında beş ay arayla Fellini ve Masina gözlerini hayata yumdu.

16. Billy Wilder & Jack Lemmon (7 film)
Seyredilmeli: Some Like It Hot, The Apartment & The Fortune Cookie

Listedeki bir diğer komedi ikilisi Wilder ve Lemmon’ın işbirliği aslında patlama yaratan bir kıvılcımla başladı: 1959 tarihli Some Like It Hot, hala pek çokları tarafından tarihin en iyi komedi filmi listelerinin zirvesine kondurulur. Filmin son repliği olan “well, nobody’s perfect (eh, kimse mükemmel değildir)”, popüler kültür hiti olmuş, Lemmon ise bu performansıyla sayısız ödüle layık görülmüştür. Sonraki sene yaptıkları The Apartment, Oscar ödüllerinde en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo ödülleriyle onurlandırılmıştır. Bu filmdeki işiyle Oscar kazanamayan Lemmon, pek çok başka ödülü kucaklamıştır. Sonra sırasıyla Irma La Douce, The Fortune Cookie (ki bu filmle beraber Lemmon, oyuncu ruh eşi olan Walter Matthau’yu bulmuştur), The Front Page ve Wilder’ın 1981 tarihli son filmi Buddy Buddy’yi yapmışlardır fakat hiçbiri ilk film kadar muhteşem olmamıştır.

15. John Cassavetes & Gena Rowlands (7 film)
Seyredilmeli: Faces, A Woman Under the Influence & Opening Night

Listenin ikinci karı-koca/oyuncu-yönetmen çifti Cassavetes ve Rowlands oluyor. 1954 yılında, her ikisi de oyuncu iken tanışıp evlenen çift ilk olarak 1963 yılında, Cassavetes’in anaakıma en yakın eseri A Child is Waiting’de birlikte çalışmıştı. Bu filmde Rowlands yardımcı roldeydi, başrolde ise Judy Garland yer alıyordu. Esas patlama noktaları ise beş sene sonra Faces ile gerçekleşti. Filmin yapımı üç sene sürmüştü ve büyük bir bölümü de Cassavetes’in evinde çekilmişti. Üç Oscar adaylığı elde eden Faces, Venedik Film Festivali’nde toplamda 5 ödüle layık görülmüştü. Sonrasında yaptıkları komedi örneği Minnie and Moskovitz’i bir kenara koyarsak, 1974 tarihli A Woman Under The Influence, her ikisi için de bir dönüm noktası oldu ve Oscar’a aday gösterildiler. Rowlands, bu filmde aklını oynatan bir kadına hayat veriyordu -ki sinema tarihinin en görkemli aktris performanslarından birine imza atmıştı. Bu filmden sonra üç çalışmada daha bir arada olan ikilinin birlikteliği, Cassavetes’in 1989’da ölümüyle sona erdi.

14. Paul Thomas Anderson & Philip Seymour Hoffman (5 film)
Seyredilmeli: Boogie Nights, Magnolia & The Master

Ölümüyle herkesi şok eden Hoffman ve yaşayan yönetmenler arasında en yenilikçi ve eleştirel dili en güçlü isimlerden Anderson’ın bir araya geldiklerinde ortaya koyduğu filmlere hayranlık beslememek mümkün değil (gerçi Hoffman’ın oynamadığı Anderson filmi sayısı yalnızca bir). Hard Eight’le başlayan işbirlikleri sayesinde Hoffman kendi gücünü tüm sinema camiasına göstermiş fakat esas patlamayı Boogie Nights ile yapmıştı. Punch-Drunk Love’da daha küçük bir rolle karşımıza çıkan Hoffman, Magnolia’da ise bir öncekine kıyasla daha sempatik bir karaktere hayat veriyordu. There Will Be Blood’da yanına bir diğer güçlü aktör Daniel Day-Lewis’i almayı seçen Anderson, sonraki filmi The Master’da Hoffman’a hayatının performanslarından birini sunma imkanı veriyordu.

13. Ingmar Bergman & Liv Ullmann (9 film)
Seyredilmeli: Persona , Cries and Whispers & Autumn Sonata

Tarihin en efsanevi çiftlerinden Ingmar Bergman ve Liv Ullmann’ın beyazperde işbirliği, ortaya kendileri kadar efsanevi filmlerin çıkmasına yardımcı olmuştu. Bergman, aynı oyuncularla çalışmayı sevdiği için bu listede iki kez yer alan yönetmenlerden biri. Hayat arkadaşı Ullmann’la biri televizyon dizisi olmak üzere 9 çalışmada bir araya geldiler. 1966-1977 yılları arasında yaptıkları filmler klasik sinemanın mihenk taşları arasında yerini aldı. Aynı Max von Sydow gibi Ullmann da Bergman’ın kasvetli sineması için en uygun tercihlerden biriydi. Ünlü aktris, Bergman’la yaptığı filmler sayesinde pek çok ödüle layık görülse de ikilinin en çok sevilen ve bilinen filmi, Ullmann’ın konuşmayı kesen ünlü bir aktrise hayat verdiği Persona oldu.

12. Federico Fellini & Marcello Mastroianni (5 film)
Seyredilmeli: La Dolce Vita, 8 ½ & Ginger and Fred

Fellini ve Mastroianni’nin kaderiydi birlikte çalışmak. Ünlü aktörün oyunculuk stilindeki hafif absürtlük ile Fellini’nin sürreal dokunuşları birbirini harika bir şekilde tamamlıyordu. Yönetmen, Rossellini’nin yeni gerçekçi başyapıtlarının senaristi olarak ve La Strada, The Nights of Cabiria gibi kendi filmleriyle uluslararası arenada kendini tanıtmayı başarmıştı, Mastroianni’nin şöhreti ise daha çok İtalya ile sınırlıydı. Ne zaman ki 1960 tarihli La Dolce Vita’da bir araya geldiler, o zaman her ikisinin de kariyerinde bir sıçrama yaşandı. Altın Palmiye’den tutun, pek çok ödüle kavuşan bu film tüm dünyada bir hit haline geldi. Üç yıl sonra lotoyu bir kez daha 8 ½ ile tutturdular. Bu filmler Fellini’yi bugün bilinen auteur kimliğine kavuşturdu, Mastroianni’yi ise Avrupa’nın en büyük yönetmenleriyle birlikte çalışacak üne sürükledi. 8 ½’ın ardından 17 yıl boyunca birlikteliklerine ara verseler de daha sonraki çalışmalarıyla, öncekilerin tadını yakalamayı hiçbir zaman başaramadılar. Yalnızca 1986 tarihli Ginger and Fred eski atmosferi yakalayabildiler.

11. Yasujirô Ozu & Setsuko Hara (6 film)
Seyredilmeli: Late Spring, Early Summer & Tokyo Story

12 yıl boyunca Ozu ve Hara toplamda altı film yaptılar ve bunların her biri, sinemanın en önemli eserleri arasında yerini aldı. Öyle ki Tokyo Monogatari, şimdilerde tüm dünyadan yüzlerce yönetmen arasında yapılan ankette tarihin en iyi filmi olarak kabul görmüş bulunuyor. Söz konusu altı filmin altısı da Hara’nın kariyerindeki en iyi işler olarak gösteriliyor; tesadüfe bakın ki Ozu’nun kariyeri için de Hara’yla yaptığı filmler konusunda aynı şeyi söylemek mümkün. Hara, henüz 43 yaşındayken, 1963 yılında oyunculuğu bıraktı -ki o sene Ozu da hayata gözlerini yummuştu-, bir anda halkın ve sinemaseverlerin gözünün önünden de kayboldu. Sebebi bilinmese de bu kayboluşun ardında Ozu’nun ölümüyle gelen romantik boşluk olabileceği dedikoduları dönmeye başladı. Hiçbir zaman evlenmeyen Hara, Japonya’da “ebedi bakire” olarak anılmaya başladı ve Ozu’yla beraber filmlerini çektikleri Kamakura’ya taşındı. Hala da orada yaşıyor.

10. Wong Kar-Wai & Tony Chiu Wai Leung (7 film)
Seyredilmeli: Chungking Express, Happy Together & In The Mood For Love

Aynı oyuncularla defalarca çalışmayı seven bir diğer yönetmen Wong Kar-Wai ve onun filmlerinin pek çoğunda rol almış Tony Leung’un işbirliği 1990’da başladı ve hala sürüyor. Wong’un Hong Kong’da çektiği dokuz filmden yedisinde Leung rol almış durumda, o derece! Days of Being Wild ile başlayan ilişkileri, bir sonraki çalışmaları Chungking Express ile patlama yarattı ve Hong Kong Film Ödülleri’nde en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazandılar. Böylece uluslararası camiada tanınmaya başladılar ve aynı yıl Ashes of Time isimli bir film daha yaptılar. Wong’un sonraki filmi Fallen Angels’ta bir araya gelmeseler de ondan sonra yönetmenin Hong Kong’da çektiği tüm filmlerde rol alan Leung, Altın Palmiye kazanan efsanevi In The Mood for Love’da da başrolde yer aldı. İkilinin son çalışması ise geçen sene görücüye çıkan ve Leung’un, Bruce Lee’nin akıl hocası Ip Man’ı canlandırdığı 2 dalda Oscar adayı The Grandmaster oldu.


9. David Lean & Alec Guinness (6 film)
Seyredilmeli: Great Expectations, Bridge on the River Kwai & Lawrence of Arabia

38 yıllık oldukça büyük bir süreçte David Lean ve Alec Guinnes, toplamda 6 filmde birlikte çalışma fırsatı buldu. Bunlardan çoğu başyapıt olarak nitelendirildi ve Lean, Guinnes’i “şans meleği” olarak lanse etti. 1946 ve 1948 tarihli iki Charles Dickens uyarlaması olan Great Expectations ve Oliver Twist ile başlayan işbirlikleri 19 yıllık bir moladan sonra efsanevi Bridge on the River Kwai ile yeni bir başlangıca sürüklendi. Film, Oscar, BAFTA ve Altın Küre ödüllerinde en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi erkek oyuncu ödüllerine layık görüldü. Eğer size Kwai yeterince büyük gelmediyse, ikilinin sonraki çalışması Lawrence of Arabia’yı verelim! 1962’de vizyona giren eser, epik filmlerin en epiği olarak tarihe adını altın harflerle yazdı ve güneş sistemindeki neredeyse her ödülü kucakladı.

8. Kenji Mizoguchi & Kinuyo Tanaka (15 film)
Seyredilmeli: The Life of Oharu, Ugetsu & Sansho the Bailiff

Kenji Mizoguchi ve Kinuyo Tanaka, on yıllık bir süreçte birlikte toplamda 15 film yapmayı başardı. 1944 senesinde Danjuro Sandai ile başladı ve 1954’te The Woman in the Rumor ile son erdi işbirlikleri. Mizoguchi, filmlerindeki kadın karakterler konusundaki özeniyle biliniyordu; onların Japon toplumundaki yeri üzerine duruyordu ve Tanaka’nın bu roller için biçilmiş kaftan olduğu gerçeği vardı. Mizoguchi, bu duruşuyla ilk majör feminist yönetmen unvanına sahip oldu. İkilinin işbirliği, Japon Yönetmenler Birliği’nin Tanaka’yı Nikkatsu Stüdyoları’nda yönetmen olarak çalıştırma teklifine Mizoguchi’nin karşı çıkmasıyla sona erdi. Tanaka, yönetmen dostunu bir daha asla affetmedi ve onunla çalışmadı. Ayrıca belirtmek gerekir ki Tanaka, Ozu’nun da pek çok filminde boy göstererek, efsane isimlerle çalışıp Japon sinemasının en ünlü simalarından biri olmuştur.

7. John Ford & John Wayne (21 film)
Seyredilmeli: Stagecoach, The Quiet Man & The Searchers

Yönetmen ve oyuncuların birlikte çalıştığı film sayısında listenin ilk sıçramasını John Ford ve John Wayne yapıyor. Hollywood’un en ikonik Western filmlerine imza atan ikili toplamda 21 filmde işbirliği yapmıştı. Wayne, ilk kez 1928 yılında Mother Machree ile bir Ford filminde boy göstermişti. 20’li yıllarda başka işler yapsalar da Wayne için esas sıçrama Stagecoach ile oldu ve her ikisi de böylelikle Western janrı için bir on yıllarca kullanılacak bir arketip yarattı, bu türü baştan aşağı değiştirdi. Sonraki yıllarda çeşitli filmler yapsalar da piyangoyu ikinci kez 1952 tarihli The Quiet Man ile vurdular. Bu film ile John Ford, dördüncü ve son Oscar heykelciğini kucakladı. Birkaç yıl sonra Western janrında yine önemli bir noktada yer alan The Searchers’ı yaptılar -ki bu film, Ford’un 50’li yıllarda yaptığı tek Western filmiydi. John’lardan gelen son Western ise 1962’de The Man Who Shot Liberty Valance oldu. Sonuç olarak her iki John da Hollywood sineması için Western türünün birer simgesi haline geldi.

6. Alfred Hitchcock & James Stewart (4 film)
Seyredilmeli: Rope, Rear Window & Vertigo

Amerikan sinemasının dünyaya kattığı belki de en büyük isim Alfred Hitchcock ve onun en önemli filmlerinde rol alan James Stewart da bu başarının önemli elemanlarından yalnızca biri. İlk olarak 1948 tarihli Rope’da bir araya gelen ikili için önemli bir filmdi bu zira Hitchcock’un ilk renkli filmiydi. Aynı zamanda uzun planlar halinde çekilip montajlanmış, tek bir kesintisiz plan efekti yaratmak için de çeşitli tekniklere maruz kalmıştı. Vizyona girdiği dönemde pek başarılı görülmese de zamanla kıymete binen Rope, yönetmenin filmografisinde en tuhaf eşsiz filmlerden biri olarak kabul ediliyor. Altı yıl sonra tekrar bir araya gelen ikili, Rear Window ile harikalar yaratmıştı, film ise hem Hitchcock’un hem de Hollywood sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak tarihe geçmişti. The Man Who Knew Too Much’ın ardından 1958’de tarih baştan yazıldı ve Vertigo ortaya çıktı. Kendisinin şimdilerde tüm zamanların en iyi filmi sıfatına nail olduğunu belirtmeye gerek bile yok, değil mi?

5. John Huston & Humphrey Bogart (6 film)
Seyredilmeli: The Maltese Falcon, Treasure of the Sierra Madre & The African Queen

Humphrey Bogart, 30’lu yıllarda pek çok film yapmış ve Hollywood’un ünlü yönetmenleriyle çalışmıştı fakat kariyerindeki esas patlamayı yaratıp onu kültürel bir ikon haline getiren, muhteşem John Huston’ın 1941 tarihli çıkış filmi The Maltese Falcon olmuştu. En iyi film ve en iyi senaryo dahil üç Oscar ödülüne layık görülen bu filmin ardından gelen 12 yıl boyunca ikili, altı filme imza atmış ve bunlardan dördü Hollywood’un Altın Çağı diye tabir edilen dönemin klasikleri arasına girmişti. The Maltese Falcon ve Key Largo, Film Noir’nın en iyi örnekleri arasında gösterilirken The Treasure of the Sierra Madre ve The African Queen, o dönemin en büyük macera filmlerinden olmuştur. Bu son iki film ile Huston iki kez en iyi yönetmen Oscar’ı kazanmış, Bogart ise The African Queen ile en iyi erkek oyuncu kategorisinde altın heykelciğe kavuşmuştur.

4. Ingmar Bergman & Max Von Sydow (13 film)
Seyredilmeli: The Seventh Seal, The Virgin Spring & Through a Glass Darkly

Listede iki kez yer alan yönetmenlerden ikincisi Ingmar Bergman ve bu seferki yoldaşı muhteşem Max von Sydow. Her ne kadar bu ikilinin yaptığı filmlerin, Bergman’ın Ullmann’la yaptığı filmlerden daha iyi olduğunu söylemek kolay olmasa da film sayısını göz önünde bulundurup Von Sydow’u daha üst sıralara koymak mantıklı geliyor. Hem ayrıca ikilinin yaptığı üç film The Seventh Seal , Wild Strawberries ve The Virgin Spring’in, Bergman’ın en çok bilinen ve övülen filmlerinden olduğu gerçeği var. Bu filmler, her ikisi için de kariyerlerinin önemli noktalarını oluşturuyor. Yaklaşık 25 yıl birlikte çalıştıktan sonra 1971 tarihli The Touch ile işbirliklerine son veren ikili, tek başlarına da harikulade işlere imza atmışlardı. Özellikle Bergman’ınkiler tüm zamanların en çok ilham veren filmlerinden bazılarını oluşturuyordu.

3. Martin Scorsese & Robert De Niro (8 film)
Seyredilmeli: Taxi Driver, Raging Bull & Goodfellas

Scorsese’nin listede adının ikinci kez anılması elbette Robert De Niro ile birlikte olacaktı, bu konuda şüphe duyanın sinemayla ilişiği kesilse yeridir. 1973’te Mean Streets ile başlayan dostlukları sayesinde her ikisi de kariyerlerinde yükselişe geçti ve yirmi yıllık bir süreyle işbirliği yapmaya fırsatları oldu. İkinci çalışmaları Taxi Driver ise bu işbirliğinin en unutulmaz eseri olarak tarihe geçti. 1976’da Altın Palmiye’yi kazanan Taxi Driver, aynı zamanda dört kategoride Oscar’a aday gösterildi. Sıradaki film New York New York’un gişede çakılmasıyla Scorsese depresyona girdi ve kokain bağımlısı oldu. 1980’de muhteşem bir geri dönüş yaptılar ve Raging Bull ile Hollywood’un en başarılı filmlerinden birine imza attılar. De Niro, bu filmdeki performansı ile Oscar heykelciğini kucakladı. Sekiz yıllık bir ara vermeden önce kara komedi türündeki The King of Comedy’yi yaptılar ve 1990’da Goodfellas ile tekrar rüzgar estirdiler. Cape Fear ve Casino’nun ardından Scorsese’nin De Niro ile çalıştığı bir film olmasa da yönetmenin gelecek projelerinde yine bir araya gelecekleri söylentileri var.

2. Akira Kurosawa & Toshirô Mifune (16 film)
Seyredilmeli: Rashomon, Seven Samurai & Yojimbo


Kurosawa ile Mifune’nin işbirliği 17 yıldan uzun bir süreye yayılan efsanevi bir dostluktan köken alıyor. Bu süreye 16 film sığdıran ikili, böylelikle Kurosawa’nın tüm filmografisinin yarısını birlikte geçirmiş oluyor. İlk çalışmaları olan 1948 tarihli Drunken Angel’da Mifune başrolde olmamasına karşın yönetmeni o kadar etkiliyor ki Kurosawa, filmde pek çok kez odağına bu yan karakteri alıyor. Japonya’da büyük bir gişe başarısı yakalayan filmin ardından 1949’da Stray Dog ile tekrar bir araya geliyorlar; bu sefer Mifune başrolde yer alıyor. İki yıl sonra uluslararası arenada her ikisini de tanınan bir yüz haline getiren Rashomon, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü kucaklıyor. Sinema dünyasında çok önemli bir ilham kaynağı olan film, ikili için sinemada samuray dönemini de başlatmış oluyor. Dört yıl sonra gelen The Seven Samurai ise Kurosawa ve Mifune’nin en büyük şöhrete sahip filmi olarak parlıyor. Throne of Blood, The Hidden Fortress, Yojimbo, Sanjuro ile devam eden filmografileri, Red Beard ile sona eriyor. Eleştirmenlere göre Kurosawa’nın kariyerindeki en iyi dönem, Rashomon ile Red Beard arasındaki 15 sene, -yani Mifune ile çalıştığı dönem. Ve şunu da eklemek gerekir ki Mifune’nin oyunculuk kariyeri boyunca yaptığı 170 kadar film arasında Kurosawa ile yaptıkları, ona en büyük başarıyı ve şöhreti getirenler oldu. Tarihin en büyük sinema birlikteliklerinden biri.

1. Yasujirô Ozu & Chishû Ryû (52 film)
Seyredilmeli: Late Spring, Early Summer & Tokyo Story

Evet, yanlış görmüyorsunuz. Ozu ile Ryû’nun birlikte çalıştığı film sayısı tamı tamına elli iki. Ozu’nun sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden biri olduğunu düşünürsek, üstüne Ryû ile yaptığı film sayısını eklersek bu işbirliğinin listenin zirvesinde yer alması kadar doğal bir şey yok.
Ozu’nun yönetmenliğini yaptığı 54 filmden 52’sinde boy gösteren Ryû için efsanelerin efsanesi bir Japon aktör demek yalan olmaz. 64 yıllık bir oyunculuk kariyerine sahip olan Ryû, 34 yılını Ozu gibi büyük bir yönetmenle geçirdi: Kendi kariyerinin başladığı 1928’den Ozu’nun yaşamının sonlandığı 1962’ye kadar. Bu iki sinemacının isimlerinin birbirleriyle anılması kadar doğal bir şey yok aslında. Her ne kadar Ozu’nun vefatının artından ünlü oyuncu 30 sene daha bu sektörde yer alsa da kariyerinin en unutulmaz ve başarılı işlerini usta yönetmenle birlikte yapmıştı. Sinema tarihinin en görkemli birlikteliğini Ozu ve Ryû’nun yaşadığını söylemek kadar doğal bir şey yok.

yazı alıntıdır; kaynak;
http://www.sinematopya.com/2014/08/25-unutulmaz-yonetmen-oyuncu-isbirligi.html

CİNAYETİ KONU ALAN EN ETKİLİ 10 FİLM

CİNAYETİ KONU ALAN EN ETKİLİ 10 FİLM
24 Mart 2015 Salı, 15:33:01Güncelleme: 26 Mart 2015 Perşembe, 10:27:36
Arzu Çevikalp, cinayet filmlerinin listesini yaptı…

ARZU ÇEVİKALP/ acevikalp@haberturk.com
Hepimizin kendine göre bir sanal dünyası var ve o sanal dünyada bazılarımız gerçek yaşantısında işleyemediği suçları işliyor. Sözün özü; gerçekte işleyemedikleri suçları bilinçaltı dünyalarında işlemeleri tatmin olmalarına ve rahatlamalarına vesile oluyor. Çünkü sanal dünyada kurallar yok, kurallar olmadığı için de, özgürlüklerinin tadını çıkarıyorlar. Cinayeti konu alan filmler de bu sebeple ilgi görüyor. Öldürme içgüdüsü ile yanıp tutuşan insanlar, gerçek yaşamdaki acılardan ve kötü insanlardan arınarak, kendilerini filmlerdeki katillerin yerine koyuyorlar. Katiller onların bir yansıması haline dönüşerek onların yapamadıklarını gerçekleştiriyorlar. Kendinize göre bir katil belirlediniz mi sorusunu sorduğumuzda, eminiz ki cevabınız hazırdır. Nasılsa ceza yok, öldürün öldürebildiğiniz kadar, kimse sizi yargılamayacak. Kuralsız yaşam işte karşınızda!
Bazen bir şeylere kızıp, ya da öfkelenip cinayet işlemeyi düşünenler olmuştur elbet… Ama iş uygulamaya geldiğinde çoğu geri adım atar. Her ne kadar eylemi gerçekleştirmeye cesaret etseler de, bu sanıldığı kadar kolay değildir. Eğer kendinize göre, bir ikinci dünya inşa ederseniz, hayali karakterler aracılığıyla onlara istediğinizi yaptırabilirsiniz. Hepimizin içinde bir yerlerde kış uykusunda uyuyan intikam duygusu yer alıyor ve o duygu tetiklendiği zaman cinayete yeltenenlerin sayısı artıyor. Artık kadınlar bile acımasız ve şiddete eğilimli olmaya başladılar, tabi bunların altında yatan tek bir neden var: yaşanan acı olaylar, yenilen kazıklar, art niyet, menfaat ve şeytani düşünceler... İnsanın sistemini çökerten umutsuzluklar, insanı şiddet mekanizmasına dönüştürerek kızgınlıklarını ortaya koymaları adına kötü bir yol çiziyor. ‘Yap hadi, şimdi tam sırası!’ diye şeytana uyan insanlar, hiç düşünmeden kötülüğün sınırlarını oluşturuyorlar.
Şeytana uymak çok kolay, sadece tek bir hamleyle onun isteğini yerine getirmiş oluyorsunuz ve geriye dönüşü mümkün olmayan bir, çemberin içine doğru giriyorsunuz. Lanetli çembere hoş geldiniz! Peki, bu çemberden çıkmanın hiç mi çaresi yok? Yaşanılanı tersine çeviremediğinize göre, yaptığınız hatanın bedelini ödüyorsunuz. Bazen de cinnet geçirdiğiniz için şeytana uyuyorsunuz, çünkü şuurunuz artık şeytanın eline geçiyor. İyi ki filmler var, onlar olmasa biz ne yapardık, nasıl tatmin olurduk bilemiyoruz. Filmler aracılığıyla istediğimiz duyguyu yaşıyoruz, zaten amaç da bu değil mi? Gerçekleşmesini istediğiniz her ne varsa filmlerde mevcut. Mesela: cinayet, pembe dünya, aşk, romantizm, zenginlik vs… Sizin için hazırladığımız listede cinayeti ele aldık.
İlginizi çekeceğinizi düşündüğümüz filmler şu şekilde yer alıyor:

1- Zodiac (2007)


Şifreli oyunları seven David Fincher, “A’dan Z”ye seri katiller romanında yer alan kriminal bir suçlu olan Zodiac’ın maceralarını hikâyelendiriyor.  Aslında Zodiac hayali bir kahraman değil, çünkü tarihsel verilerde Zodiac’ın hiçbir şekilde yakalanamadığından bahsediliyor. Zodiac karakterinin, zekâsını nakış gibi işleyen Fincher, bizi yine düşünmeye itiyor. Ser verip sır vermeden çizgisini koruyan Fincher, ‘bilinmeyen olgusunu’ filmlerinin merkezine yerleştirerek, merak etmemizi sağlıyor ve şunu soruyoruz :“Bu katil neden bir türlü ortaya çıkmıyor”. Ortaya çıkamıyor, çünkü Zodiac, etrafındaki herkesle dalgasını geçmeyi iyi biliyor. Sanırız şu ana kadar yakalanamayan katillerden biri olarak literatüre girdi. Fincher’ın seri-katillere ait tüm bilgileri yiyip yutmasının yanında, gömülü doneleri ortaya çıkarmak için, sürekli kazı yapıyor oluşu, yönetmenin araştırmacı ruhunu yansıtıyor.

2- American Psycho (Amerikan Sapığı) (2000)


Bret Easton Ellis'in "Amerikan Sapığı" romanından uyarlanan "American Psycho" Christian Bale’in popülerliğe kavuşmasındaki en etkili filmlerden biridir. Rahatsız edici sahneleriyle “Dexter” dizisini anımsatan film, her yerden kanların fışkırdığı bir fıskiye gibidir. Kanlar fışkırdıkça fışkırır, eğer midemiz kaldırmaz diyorsanız, bu filmi izlerken dikkatli olmanızı öneririz. Ama Christian Bale’in performansını da görmeden geçmek olmaz. Film; Wall Street zengininin işlediği cinayetleri, tüketim kültürünü ve bireyde yarattığı yabancılaşma hissini perdeye aktararak, bazı ciddi mesajlar veriyor. İşlenen cinayetlerin altında yatan çok önemli nedenler var, o nedenleri bulmak size kalmış.

3- Saw (Testere) (2004)


Şu ana kadar gelmiş geçmiş en etkileyici ölüm biçimlerini ortaya koyan “Saw”, zekice yaptığı hamlelerle izleyiciyi adeta kapana kıstırıyor. Cinayetin en kanlı bölümlerini ortaya koyan film, bulmaca çözdürterek cinayetleri kimin işlediğine dair fikir sahibi olmamızı istiyor. Ama bu cinayetleri çözmek için, katilden daha zeki olmanız gerekiyor, aksi takdirde katilin avı haline dönüşebilirsiniz. Sıradan cinayet filmlerine benzemeyen “Saw”, kurduğu tuzaklarla hayatlarına değer vermeyen insanlara, ölümcül bir cinayet oyunu hazırlayarak, onların acı çekmelerine neden oluyor. İşkence mekanizmalı bir hikâyeye sahip olan “Saw”, hayatın her şeye rağmen doğru bir şekilde yaşanması gerektiğini vurgulayıp okkalı bir şamar atıyor suratımızın ortasına doğru…

4- From Hell (Cehennemden Gelen) (2001)


Viktoryen dönemine dönerek, Jack The Ripper isimli yırtıcı katili araştıran, bir detektifin hikâyesini anlatan film, günümüzde bile halen derin araştırmalara konu olan Jack The Ripper’ın belirli bir alanını ele alıyor. Böyle bir katili tamamıyla hikâyeye yansıtmak pek kolay değil, çünkü şüpheli bazı olaylar var ve o olaylar halen askıda… Johnny Depp’in cehennemin derinliklerine girerek zeki bir katili aramasının ardındaki esrar farklı bir şekilde perdeye yansıyor. Fazlasıyla İngiliz kokan film, karanlık ve stilize edilmiş mekânlarıyla seyircinin tüylerini diken diken ediyor. Gerçeklikten biraz uzak olduğunu da belirtelim.

5- Murder on the Orient Express (Şark Ekspresinde Cinayet) (1974)


Agatha Christie’nin romanından uyarlanan film, trende yaşanan gizemli olaylara yer vererek cinayetleri kim işledi sorusunu sormamıza yardımcı oluyor. Sonuna kadar sürprizlerle dolu olan film, katilin kim olduğunu sonuna kadar açık etmiyor. Biraz yavaş ilerleyen film, detaylara yönelmeniz adına zemin hazırlıyor. Agatha Christie okuyanlar zaten bu yazılanlara vakıftırlar. Christie’nin tarzı her olayın kökünü kazarak, sonunda aklınıza gelmeyecek bir sonla kapatmasıdır. Yazdığı romanlar karmaşık değildir, ancak çok fazla olay iç içe geçtiği için, karmaşık gözükür ve bu yüzden okurken zorlanırsınız. Aynısı filmler için de geçerli!

6- Henry: Portrait of a Serial Killer (Henry: Bir Seri Katilin Portresi) (1990)


“Henry: Portrait of a Serial Killer” ın bugüne kadar yapılmış, rahatsız edici ve insanın kalbine bir hançer gibi saplanan, en hunharca filmlerden biridir. “A’dan Z’ye Seri Katiller” kitabından edindiğimiz bir bilgiye göre; çok eski bir seri katil olan Henry Lee Lucas ve onun sapık yardımcısı Otis Toole’nin ürkütücü cinayetlerini konu alan film, Henry’nin kurbanının kafasına televizyon geçirdiği sahne ile bir hayli konuşulmuştur. O sahne gerçekten de insanın aklından kolay kolay çıkmaz.

7- Psycho (Sapık) (1960)


Gerilim ve korku mitolojisinin öncülerinden biri olan Alfred Hitchcock, görsel efektlere ağırlık vermeden, seyirciler nasıl korkutulmalıdır sorusunun yanıtını arayan önemli yönetmenlerden biridir. Diğer bir deyişle, insanların korku eşiğini yükselterek onu gerilimle harmanlayan bir ustadır. Janrın bilindik kurallarına zehirli okunu fırlatan Hitchcock 1960 yılında çektiği “Psycho” filminde, gerçek dünya ile bilinçaltında yaşananlar arasında meydana gelen karışıklıklara neden olan Norman Bates (Anthony Perkins) adlı seri katilin hikâyesini beyazperdeye mıhlar. Hele ki, birçok filmin ikonografisine uzaktan mesaj yollayan banyo sahnesi; yıllarca konuşulmuş ve birçok yönetmene de ilham kaynağı olmuştur.

8- Silence of the Lambs (Kuzuların Sessizliği) (1991)


Jonathan Demme’in Thomas Harris’in çok satan romanından uyarlanarak Oscar kazanan film, “Yamyam” Hannibal Lector’la film, popüler bir statüye yerleşmiştir. “Sapık” ve “The Texas Chainsaw Massacre” gibi, bu film de iblis Ed Gein’in gerçek hayattaki suçlarına çok şey borçludur. Hannibal Lector’a hayat vererek onu gerçek bir yamyama dönüştüren Anthony Hopkins, ona şiddet kisvesini ustalıkla giydirir ve gizemli tarafını öne çıkararak mistik oyunlara başvurur.

9- Mamá (2013)


Meksika kökenli bir şehir efsanesi olan “Ağlayan Kadın” (La Llorona) hikâyesini anlatan film, Maria adında güzel bir kadının, iki çocuğunu boğarak öldürmesinin ardından kendini nehre atarak intihar etmesi ve bu yüzden arafta kalmasını kadraja alıyor. Maria'nın ruhu sonsuza kadar dünyada dolaşıp çocuklarına ağıt yakmaya mahkûm edildiği için öteki dünyaya geçebilmesinin şartı çocuklarını bulup yanında getirmesi olarak belirlenmiştir. Peki, bu kadının adı neden Ağlayan Kadın? Rivayete göre; geceleri nehrin yakınında ağıt yakıyor oluşundan ötürü ona "Ağlayan Kadın" lakabı takılmış. Her ne kadar efsane de olsa oldukça korkutucudur. Azap çeken ruhun ızdırap çektirmesinin altındaki şiddet duygusuna yer veren ve azılı kötülüğe kapı açan film, ağlayan kadının intikam için, yeniden geri dönüşünü göz önüne seriyor. Gittikçe yükselen Jessica Chastein’in başarılı oyunculuğu ile güçlenen film, korku motiflerini doğru kullanarak, korku temasını güldürme mantığı üzerine kurmuyor. Nadir işlenen bir konuyu farklı yöntemlerle ele alarak, izleyicinin daha önce belki de hiç görmediği tekniklerle haşır neşir olmasına olanak sağlıyor. Sonuna kadar heyecanlanarak seyrediyorsunuz, bir korku filminden beklediğiniz her şey var!

10- Monster (Cani) (2004)


Amerikan’nın ilk kadın seri katili olan Aileen Wuornos’un gerçek hayat hikâyesini anlatan karanlık ve kirli bir filmdir “Monster”… Kötü bir çocukluk geçiren Aileen Wuornos tacize uğrayıp, sonra da uyuşturucu bağımlısı olmuştur. Para kazanabilmek için, kötü yola düşen Wuornos fahişelik yapmaya başlayarak, tam bir bataklığa saplanır ve o bataklıktan çıkamaz, çünkü daha da çok para kazanmak adına müşterilerini öldürmeye başlar. Böylece İçindeki canavar da bu şekilde dışarı çıkmış olur. Tamamıyla soğukkanlı bir katile dönüşen Wuornos, bir kadının ne kadar cani olduğunu akıl almaz bir şekilde gösteriyor. Charlize Theron’ın başarılı oyunculuğuyla ve üstün performansıyla akıllara kazınmakta gecikmiyor. Bir kadın şeytana nasıl dönüşmüş diyorsanız filmin sonunda…


yazının kaynağı;
http://www.haberturk.com/kultur-sanat/haber/1057570-cinayeti-konu-alan-en-etkili-10-film

Popüler Yayınlar - most viewed

DİNLEDİĞİM MÜZİKLER

DİNLEDİĞİM MÜZİKLER _ BANA İLHAM VEREN MÜZİKLER _ THE MUSIC INSPRIRES ME _ RESİM YAPARKEN DİNLEDİKLERİM


KISACA SOLİST YA DA GRUPLAR;

DİNLEMEK İÇİN TIKLAYABİLİRSİNİZ, TTNET ve TURKCELL MÜZİK LINKLERİNİ EKLEDİM.


A-B


AEROSMITH (90lardan beri, nine lives ve get a grip albümleri var bende. sonra pek takip etmedim ama.)



AYÇA ŞEN (DELİDİR NE YAPSA YERİDİR)










BON JOVİ (ESKİ 90LARDAN ŞARKILARINI HALA SEVERİM)



BROOKLYN FUNK ESSENTIALS






C-D


D-E

G-H

I-İ-J

K-L

M-N

O-Ö

P-R

S-Ş

T-U-Ü


V-W-Y-Z



-------------------------------------------------

PİNTEREST'TEKİ VİDEO ALBÜMLERİ;

MUSIC I LOVE; http://www.pinterest.com/ebruduvenci/music-i-love/

TURKISH ROCK MUSIC;