20 Ekim 2014 Pazartesi

Evrim (I) (2014) "Transcendence" (original title)

Evrim (I) (2014)
"Transcendence" (original title)

 119 min  -  Drama | Mystery | Sci-Fi  - Ratings: 6,3/10

A scientist's drive for artificial intelligence, takes on dangerous implications when his consciousness is uploaded into one such program.

Director: Wally Pfister
Writer: Jack Paglen

Cast
Cast overview, first billed only:
Johnny Depp ... Will Caster
Rebecca Hall ... Evelyn Caster
Paul Bettany ... Max Waters
Cillian Murphy ... Agent Buchanan
Kate Mara ... Bree
Cole Hauser ... Colonel Stevens
Morgan Freeman ... Joseph Tagger
Clifton Collins Jr. ... Martin
http://www.imdb.com/title/tt2209764/?ref_=nv_sr_2

Özet & detaylar



Dr. Will Caster, büyük buluşlar yapmış, şimdilerde ise bir önemli yapay zeka projesini yürüten bir bilimadamıdır ve bu nedenle teknoloji karşıtı birtakım radikal grupların tepkisini çekmektedir. Nihayetinde bu kişilerin istedikleri teknolojik yardımı yapmadığı için bir terörist grubun saldırısına uğrar ve cinayete kurban gider. Kendisi gibi bilim adamı olan eşi Evelyn, Will'in beynini gelişmiş bir süperbilgisayara entegre eder. Will'in bedeni ölmüştür ama beyni eşiyle yeniden iletişime geçer. Dahası Will, bağlı olduğu bilgisayardan internet aracılığı ile tüm dünyayı yaklaşan terörist tehlikeye karşı uyarmaya başlar. Fakat terörist grup Will'in hala hayatta olduğunu fark edince, super-bilgisayarı yok etmek için harekete geçerler...
Yönetmenliğini Wally Pfister'ın üstlendiği filmin senaryosu Jack Paglen'e ait. Başrol ise bu türde görmeye alışık olmadığımız bir isim olarak Johnny Depp.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-214763/


Beyazperde eleştirisi Evrim

2,5
Odaksız ve karmaşık bir Hollywood eğlenceliği...
Oktay Ege Kozak

Evrim vizyona girmeden önce bilim-kurgu hayranları arasında bir heyecan oluşmaya başlamıştı. Kara Şövalye üçlemesi ile Hollywood’un en değerli yönetmenlerinden birine dönüşmüş olan Christopher Nolan, yeni yetme yazar Jack Paglen’in bir sürü ilginç fikirler ile dolu olduğu söylenen senaryosunu yönetmek istiyordu ilk başta.

Başka projelerin peşinden gitmeye karar veren Nolan, Evrim’i has görüntü yönetmeni Wally Pfister’in ilk yönetmenlik denemesine dönüştürdü ve filmde yapımcı olarak kalmaya karar verdi. Projeye bağlı olan bu kadar yetenekli isim varken bir de Nolan’ın kendi bilim-kurgu şaheseri Inception’un siber-teknoloji bazlı bir versiyonunu andıran konu, film hakkında heyecan yaratıyordu.

Fakat Evrim, ABD’de vizyona girdikten sonra hem gişede battı, hem de eleştirmenlerden beklenmedik derecede negatif bir tepki aldı. Açıkçası filmin ilk yarısını izlerken bu kötü eleştirilerin nereden geldiğini anlayamadım. Yapay zeka ve nano-teknolojinin dünyayı değiştirecebileceğine inanan bilim adamı Will Caster (Johnny Depp), aralarında eski bir bilgisayar programcısının da (Kate Mara) bulunduğu anti-teknolojik bir terörist grup tarafından öldürülür. Will’in eşi Evelyn (Rebecca Hall), Will’in bilincini internete aktararak ölümsüz olmasını sağlar.

Hikayenin bu noktasına kadar yönetmen Pfister, gayet yetişkin ve içgözlemsel bir sert bilim-kurgu havası yakalıyor. Filmin ilk yarısı gayet ağır bir ritm ile ilerliyor ve boş gerilim numaralarına dayanmak yerine prosedürel bir biçimde yapay zeka ve insan ruhu arasındaki değişiklikleri ve paralelleri inceliyor.

Bu noktada filmin asıl baş kahramanı ve senaryonun duygusal kökünü temsil eden Evelyn’in bilinci bilgisayarda bulunan eşine nasıl içten bir bağ kurabilip kuramayacağını inceliyoruz. Benim gibi aksiyon veya gerilim katılmamış ‘sert’ bilim-kurgu hayranları için çok orijinal olmasa da en azından başarılı bir Alacakaranlık Kuşağı veya Outer Limits bölümüne benzeyen bir his yakalıyor Pfister.

Evrim’in ilk yarısını izlerken aldığı kötü eleştirilerin belki gerçekleşmeyen beklentilerden kaynaklandığını düşündüm. Daha hızlı bir gerilim olarak pazarlanmış olan filmi izleyenler, bu kadar ağır bir tempoya sahip, egzistansiyalist bir bilim-kurgu bulunca belki sıkıldılar. Eğer bu yapım daha düşük bütçeli, A-sınıfı yıldızlardan yoksun bir proje olsaydı belki daha iyi bir tepki alırdı diye düşündüm.

Fakat filmin ikinci yarısına yaklaşırken bu eleştirilerin sebebini biraz daha anlamaya başladım. Will, bilinci internete aktarıldıktan sonra çölün ortasında bir kasabada nanoteknoloji üzerine çalışan bir bilim şehri yaratıyor adeta. Bu noktadan sonra senaryo, dört-beş filmlik fikri 45-50 dakikaya sıkıştırmaya çalışarak odaksız bir bilim-kurgu bulamacı sunuyor.

Sanki birden aksiyon-gerilim kırması olması gerektiğinin farkına varan Evrim, ilk yarısında yarattığı ciddi atmosferi birden rastgele özel efekt dolu karmaşık bir aksiyon/bilim-kurgu ile yerle bir ediyor. Will, yarattığı nanoteknoloji ile kasabanın hasta sakinlerini iyileştirebilip bilincini onlara aktarıyor. Bu teknoloji sayesinde hemen kendi vücudunu yenileyebilen, süper güçlere sahip olan bu insanlar ayrıca Will’in kölesi oluyorlar. Daha sakin bir bilim-kurgu izlerken kendimizi birden X-Men ve Terminator kırması bir gişe filminin içinde buluyoruz.

ABD devleti ve gerçek yaşamda bin yıl geçse beraber çalışmayacağı siber-teröristler Will’i alaşağı etmeye kalkışırken Will’in karmaşık motivasyonları filmin ortaya attığı insan/yapay zeka evrimi temalarını havada bırakıyor. Filmin yavan finali ise Independence Day’in virüs numarasını hatırlatarak iyice dibe batıyor.

Belli bir profesyonelliğe sahip, fakat hemen hiç bir seyirciyi tam olarak tatmin etmeyecek bir yapım Evrim. Fragmanların vaad ettiği CGI efektlerle dolu bir aksiyon/gerilim bekleyen seyirci ilk yarıda bayağı sıkılacak, yapay zeka üzerine daha felsefi bir bilim-kurgu bekleyen seyirci ise ikinci yarıda odaksız ve karmaşık bir Hollywood eğlenceliği ile karşılaşacak. Fakat asıl trajedi bu denli yaratıcı bir konseptten bu kadar orta karar bir yapım çıkmasında.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-214763/elestiriler-beyazperde/

18 Ekim 2014 Cumartesi

Uzun Boylu Esmer Adam (2010) "You Will Meet a Tall Dark Stranger"

bir sanat şaheseri, unutulmaz bir başyapıt değil ama hoşça vakit geçirten bir film. maç sayısı'ndan sonra çok çarpıcı işlere imza atamadı, ama üretken bir yönetmen, her film de kült olacak, olmak zorunda değil. scoop, cassandra'nın rüyası, paris'te gece yarısı, roma'dan sevgilerle, barcelona barcelona iyiydi. mavi yasemin'i de yakında izleyeceğim.
kim kiminle nerede, melinda melinda gibi aklımdan çabuk uçacağa benziyor. ben epey filmini izledin woody allen!ın, eskilerden de yenilerden de; izleyeceğim de... (altı çizililer izlediklerim)



2014 Sihirli Ay Işığı Yönetmen 3,0
2013 Blue Jasmine Yönetmen 3,6
2012 Roma'ya Sevgilerle Yönetmen 3,0
2011 Paris'te Gece Yarısı Yönetmen 3,9
2010 Uzun Boylu Esmer Adam Yönetmen 2,6
2009 Kim Kiminle Nerede? Yönetmen 2,9
2008 Barselona, Barselona Yönetmen 3,5
2007 Cassandra’nın Rüyası Yönetmen 3,2
2006 Scoop Yönetmen 3,9
2005 Maç Sayısı Yönetmen 3,9
2004 Melinda ve Melinda Yönetmen 3,3

2003 Anything Else Yönetmen 3,2
2001 Akrebin Laneti Yönetmen 3,4
2001 Hollywood Ending Yönetmen 3,5
2000 Ufak Sahtekarlıklar Yönetmen 3,7
1999 Sweet and Lowdown Yönetmen 3,6

1998 Celebrity Yönetmen 3,4
1997 Yaramaz Harry Yönetmen 3,7
1996 Herkes Seni Seviyorum Der Yönetmen 3,8
1995 Sevimli Fahişe Yönetmen 3,1

1994 Broadway Üzerinde Kurşunlar Yönetmen 3,4
1993 Manhattan Murder Mystery Yönetmen 3,4
1992 Husbands and Wives Yönetmen 3,5
1991 Gölgeler ve Sis Yönetmen 3,5
1990 Alice Yönetmen 3,6
1989 New York Stories Yönetmen 3,6
1989 Suçlar ve Kabahatler Yönetmen 3,6
1988 Bir Başka Kadın Yönetmen 3,2
1987 Eylül Yönetmen 3,5
1987 Radyo Günleri Yönetmen 3,3
1986 Hannah ve Kız Kardeşleri Yönetmen 3,7
1985 Kahire’nin Mor Gülü Yönetmen 3,7
1984 Broadway Danny Rose Yönetmen 3,5
1983 Zelig Yönetmen 3,7
1982 A Midsummer Night’s Sex Comedy Yönetmen 3,4
1980 Stardust Memories Yönetmen 3,3
1979 Manhattan Yönetmen 3,5
1978 İç Dünyalar Yönetmen 3,5
1977 Annie Hall Yönetmen 4,0

1975 Love and Death Yönetmen 3,7
1973 Sleeper Yönetmen 3,6
1972 Everything You Always Wanted to Know about Sex... but Were Afraid to Ask Yönetmen 3,0
1971 Bananas Yönetmen 3,6
1969 Parayı Al ve Kaç Yönetmen 3,5



_______________-

Uzun Boylu Esmer Adam (2010)
"You Will Meet a Tall Dark Stranger" (original title)

 98 min  -  Comedy | Drama | Romance  - Ratings: 6,3/10

Sally's parents' marriage breaks up when her father undergoes a mid-life crisis and impulsively weds a prostitute as Sally's own marriage also begins to disintegrate.

Director: Woody Allen
Writer: Woody Allen


ast
Cast overview, first billed only:
Gemma Jones ... Helena
Pauline Collins ... Cristal
Anthony Hopkins ... Alfie
Naomi Watts ... Sally
Josh Brolin ... Roy
Freida Pinto ... Dia
Antonio Banderas ... Greg
Fenella Woolgar ... Jane
Ewen Bremner ... Henry Strangler
Lucy Punch ... Charmaine
Anna Friel ... Iris

http://www.imdb.com/title/tt1182350/?ref_=nv_sr_1



Özet & detaylar

Yaşadığı hayattan ve karısı Helena'dan bunalan Alfie, onca yıllık hayat arkadaşını özgür ruhlu bir telekız olan Charmine için terk eder. Tüm hayatını mantık silsilesi içerisinde kurmuş olan Helena ise bu dakikadan sonra her şeyi boş verip, dolandırıcı bir falcının söylediklerini uygulamaya başlar. Bu çiftin kızı Sally ve onun kocası Roy'un ise çatırdayan evlilikleri onlarınkinden çok farklı değildir. İkisi de mutsuz olan bu ikiliden Sally sanat galerisi sahibi olan çekici patronu Greg'e aşık olurken, yazar kocası Roy ise umudu gizemli bakışlara sahip Dia adındaki bir kadında bulacaktır...
Woody Allen kamerasını yine çok sevdiği bir konuya çatlayan ailevi ilişkilere ve neresinden tutsanız elinizde kalacak ikili birlikteliklere çeviriyor. Senaryosu da yönetmene ait olan filmin başrollerini Anthony Hopkins, Gemma Jones, Freida Pinto, Antonio Banderas, Naomi Watts ve Josh Brolin paylaşıyor.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-143664/


Beyazperde eleştirisi Uzun Boylu Esmer Adam

2,0
Ustalıkla tasarlanmış Woody Allen filmlerinin tadını vermiyor...
Ayşegül Kesirli

Woody Allen imzalı 2010 yapımı "Uzun Boylu Esmer Adam (You Will Meet a Tall Dark Stranger)"ın niçin aradan üç yıl geçtikten sonra vizyona girdiği şu an için bir bilmece gibi görünüyor. Ünlü yönetmene "Hannah ve Kız Kardeşleri (Hannah And Her Sisters)" (1986) filminden sonra En İyi Orijinal Senaryo dalındaki ilk Oscar'ını kazandıran "Paris'te Gece Yarısı (Midnight in Paris)" (2011) ve ardından gelen "Roma'ya Sevgilerle (To Rome with Love)" (2012), Allen filmlerine olan talebi iyice artırmış olsa gerek.

Woody Allen, 1980'li yılların başından beri her sene en az bir filme imza atma rekorunu koruyor. Ancak bu süreç içerisinde özellikle son birkaç yıldır kendine has formülünü adım adım uyguladığı bazı sıradan yapımlar da çıkarıyor ortaya. Allen'ın bu tavrı, nedense bana hep Hollandalı ressam Rembrandt'ın hikayesini hatırlatıyor. 1627 yılında atölyesine öğrenci kabul etmeye başladığı söylenen Rembrandt'ın ölümünden yüzyıllar sonra kendisine atfedilen birçok sanat eserinin, aslında öğrencilerinin yaptığı çalışmalar olduğunun anlaşılması gibi bir durum sanki Allen'ınki de. Woody Allen'ın araya sıkıştırdığı bu filmler, Allen'ın tekniğini ve formülü iyi kullanan, ancak yönetmenin esaslı çalışmalarındaki o özgün auradan yoksun kalan yapımlar. Âdeta Woody Allen'ın değil de, Allen'ın öğrencilerinin ellerinden çıkmış gibi bir enerji yayıyorlar etrafa.

İşte "Uzun Boylu Esmer Adam" da, bu yapımlardan biri. Allen'ın altı farklı karakterin birbirine bağlanan karmaşık öykülerini gözler önüne serdiği film, karakterlerin iç karmaşaları, gündelik panikleri ve absürt davranışlarıyla çevrili bir diyaloglar bütününü andırıyor. Kendisini sahte falcı Cristal'ın kehanetlerine kaptırmış, intihara meyilli Helena, Helena'nın orta yaş bunalımındaki eski kocası Alfie ve Alfie'nin zengin avcısı sözde oyuncu kız arkadaşı Charmaine'in maceraları filmin bir bölümünü meşgul ediyor. Diğer yandan, Alfie ve Helena'nın kızları, sanat galerisi sahibi patronu Greg'e tutkun Sally ile Sally'nin, yazdığı tek bir kitapla meşhur olmuş ancak bu başarısını bir adım öteye taşıyamamış kocası Roy'un sakarlıkları da filmin diğer bölümünü oluşturuyor.

Her biri olgunluk çağına ulaşmış, hatta bir kısmı olgunluk çağlarını bile geride bırakmış olan bu karakterlerin, attıkları adımlarda ne kadar fevri, verdikleri hayati kararlarda ne kadar çocukça davrandıklarının her daim altını çizen "Uzun Boylu Esmer Adam," ilk yarısında izleyenlerin yüzlerini gülümsetmeyi başaran eğlenceli bir anlatıma sahip oluyor.Bununla beraber, karakterleri çevreleyen olaylar yavaş yavaş kontrolden çıkmaya başladığı noktada, gözler önüne serilen hikayeler tam anlamıyla trajikomik bir hal alarak izleyenlerde neredeyse bir acıma duygusu uyandırıyorlar. Gidişat süresince giderek büyüyen bu duygu bir süre sonra yerini karakterlerin düştüklere hatalara ‘dur' diyememekten kaynaklanan bir sıkıntıya, devamında ise bir umursamazlığa bırakıyor. Böylelikle, "Uzun Boylu Esmer Adam" ister istemez izleyenlerin dikkatini ayakta tutmayı başaramayan ve öykü ritmi giderek yavaşlayan bir film halini alıyor.

Oyuncu kadrosunda Anthony Hopkins, Naomi Watts, Antonio Banderas, Gemma Jones, Josh Brolin ve Pauline Collins gibi yıldız isimler barındıran filmin oyuncu performansları açısından da parlak olduğu söylenemez. Birçok farklı filmde ayrı ayrı harikalar yaratırken izlediğimiz oyuncu kadrosundaki isimlerin "Uzun Boylu Esmer Adam"da canlandırdıkları karakterlere kendilerini tümüyle verdiklerini söylememiz oldukça zor. Bununla beraber, Gemma Jones'u "Bridget Jones'un Günlüğü (Bridget Jones's Diary)" serisinde canlandırdığı eksantrik anne karakterine benzer bir rolde görmenin eğlenceli bir tarafı olduğunu da belirtmekte yarar var. Gemma Jones'un canlandırdığı Helena belki de filmin gidişatındaki takip edilmeye değer tek karakter.Sonuç olarak, "Uzun Boylu Esmer Adam," ustalıkla tasarlanmış Woody Allen filmlerinin tadını vermeyen bir çalışma. Eğer siz de Woody Allen'ın her yıl en az bir yeni film çekme rekoruna benzer bir biçimde, karşınıza çıkan tüm Woody Allen filmlerini izlemek gibi bir azme sahipseniz "Uzun Boylu Esmer Adam" gösterimdeyken vizyon salonlarına kısa bir ziyaret düzenlemelisiniz. Ancak böyle bir çabanız ya da yeterince boş vaktiniz yoksa 2010 imzalı bu Woody Allen çalışmasını izlemezseniz fazla da bir şey kaçırmış sayılmazsınız.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-143664/elestiriler-beyazperde/

Twixt (2011) _ ben ettim siz etmeyin :(

bir yerde okuduğum kadarıyla Copplola bu filmi bir rüyasından esinlenerek yazmış. Baba filmlerinin yönetmeninden bu kadar feci bir şey beklemezdim. gerçi imdb seyirci puanı da kötüydü ama yine de yarısına kadar izledim. bayat, uzun, sıkıcı, manasız, altmetinsiz bir film. gerçekten kötü yani hayret verici şekilde. gerilimi ee ne yai bunu mu çekmiş diye düşünmekten yaşıyorsunuz maalesef. hayal kırıklığı tamamen. yani her sanatçının başyapıtı vardır, her yapıtı başyapıt olamaz ama bu kadar da olabilir mi? imdb sitesinde bir sinemasever Coppola'nın rüyası seyircinin kabusu diye başlık atmış, haklı!

Twixt (2011)
 88 min  -  Horror | Thriller  Ratings: 4,9/10

A writer with a declining career arrives in a small town as part of his book tour and gets caught up in a murder mystery involving a young girl. That night in a dream, he is approached by a mysterious young ghost named V. He's unsure of her connection to the murder in the town, but is grateful for the story being handed to him. Ultimately he is led to the truth of the story, surprised to find that the ending has more to do with his own life than he could ever have anticipated.

Director: Francis Ford Coppola
Writer: Francis Ford Coppola

Cast
Cast overview, first billed only:
Val Kilmer ... Hall Baltimore
Bruce Dern ... Sheriff Bobby LaGrange
Elle Fanning ... V.
Ben Chaplin ... Poe

http://www.imdb.com/title/tt1756851/?ref_=nv_sr_1


Özet & detaylar
Hall Baltimore kariyeri düşüşte olan ve eski günlerini arayan bir yazardır. Kitabı için küçük bir kasabaya gelmiştir. Bir süre sonra kasabada işlenen bir cinayetle küçük bir kızın da dahil olduğu mistik olaylar silsilesine kapılır. V isimli tuhaf bir hayalet kendisiyle konuşmaktadır. Hall, bir süre sonra kendisinin cinayetle ne gibi bir ilgisinin olduğunu sorgulamaya başlayacaktır.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-187192/

15 Ekim 2014 Çarşamba

7. Kat (2013) Séptimo (2013) 88 min - Mystery | Thriller -

Ricardo Darin ve Belen Rueda'ya hayranım, hem iyi oyuncular hem etkileyici. Sanırım şimdiye kadar da iyi filmlerde izledim Bu yüzden filme rastlayınca izlemek istedim. Ancak henüz bitiremedim, internet bağlantımla ilgili sorunlar yüzünden kopukluk oldu, yarım bıraktım ama tamamlayacağım bu akşam. 

7. Kat (2013)
Séptimo (2013)  88 min  -  Mystery | Thriller  - 

Ratings: 5,8/10

A father gets into a desperate search to find his children who disappeared while going down stairs from their apartment in the seventh floor.

Director: Patxi Amezcua
Writers: Patxi Amezcua, Alejo Flah

Cast
Cast overview, first billed only:
Ricardo Darín ... Sebastián
Belén Rueda ... Delia
Abel Dolz Doval ... Luca
Charo Dolz Doval ... Luna
Luis Ziembrowski ... Miguel


People who liked this also liked...

Cinayet tezi (2013)
Crime | Mystery | Thriller
Violet (2013)
Drama | Fantasy | Romance
Elefante blanco (2012)
Drama
Una pistola en cada mano (2012)
Comedy | Drama
Carancho (2010)
Crime | Drama | Romance
Un cuento chino (2011)
Drama
La educación de las hadas (2006)
Drama


http://www.imdb.com/title/tt2403961/?ref_=nm_flmg_act_6


Film Özeti
Filmde, eski karısının oturduğu apartman dairesinden aşağı inerken kaybettiği ve bir daha haber alamadığı çocuklarını bulmak için umutsuzca çırpınan avukat Sebastian'ın hikayesi anlatılıyor.

Gönül İşleri (TV 2014- ) dizisi ve bakalım bu sezon izleyecek Türk dizisi olacak mı

Aşk meşkten sonra hırsızı bol bir sezon! (malum mine tugay ve kenan ece'nin başrolündeki kalp hırsızı adlı dizide de hırsız var. hem de fransız filmlerini aratmayacak kadar. bizim son moda hırsızlarımız hem yakışıklı, hem eğitimli, terbiyeli ve vicdan sahibi de sayılır. fakat olaylar fransız filmleri kadar hafife alarak, esprili vb ilerlemiyor ki! İlla da süre uzayacak diye bayacaklar!)

Yapımını TMC-Erol Avcı’nın, yönetmenliğini Türkan Derya’nın ve senaristliğini Necati Şahin’in üstlendiği Gönül İşleri dizisi pazar akşamı ilk bölümüyle görücüye çıktı. Başrollerini Bennu Yıldırımlar, Selma Ergeç, Sinem Kobal, Timuçin Esen ve Fırat Çelik paylaşıyor.
İsimler böyle olunca insan bi ümitleniyor. Bennu yıldırımlar'ı ezelden beri severim, her işini takip etmesem de, Selma Ergeç'i Muhteşem Yüzyıl'da tanıdım ve sevdim, Timuçin Esen'in tv işeriyle ilgili seçici olduğu zaten besbelli; Sinem Kobal ve Fırat Çelik'i pek tanımasam da ilk üç isim hem de yönetmen Türkan Derya olunca bi ümit verdi.

sonuçta televizyonda izleyeceğim Türk dizisi kalmadı Muhteşem Yüzyıl bitince; belki yetenekli ve sempatik oyuncu kadrosuyla Aramızda Kalsın. Hem Uğur Yücel var, Gökçe Bahadır, Binnur Kaya, Caner Cindoruk, Muhteşem Yüzyıl'da Şehzade Cihangir'in küçüklüğünü oynayan bıdık :). bazen bayık gelse de en azından karamsar değil, mafyatik değil, diğer dizilerin fragmanı bile bana çok geliyor. Kadınlar ağlıyor erkekler bağırıyor, mafyatik eli silahlı adamlar ve aşırı zengin, aşırı lüks yapay bir hayat var. Tövbe fragman bile geriyor insanı yaa... Bi de hep kötü olaylar; senaristler konu mu bulamıyor, psikolojileri mi bozuk, çok mu travmatik bir çocukluk geçirmişler anlamadım. Belki de hepsi birden!!! Bu yüzden bilindik, bayık da gelse nispeten pozitif işlere bakmayı tercih ediyorum. Belki biraz da Yalan Dünya olabilir.

 Dizinin fragmanını izleyince bi ümitlendiğim bir dizi daha oldu; ne bileyim göze hoş göründü Aslı Enver ve Alican Yücesoy, Şebnem Hassanioghi ve Buğra Gülsoy'lu dizi Bana Artık Hicran De; ilk bölümü flashbackli kurgusuyla, kaza sahnesiyle fena olmayacak gibiydi. Hala da bir tür aurası var, galiba çekim tekniği, görsellik ve renklerle de ilgili; fakat birazcık bayat bir aşk hikayesi, hadi onu hoş görebilirdim süreleri bu kadar uzun olmasa dizilerin. Haliyle izlemeyi bıraktım. Zaten aynı şirket yapmış herhalde iş yeri mekanı Kuzey Güney dizisindeki şirket, bürolar arasında bir Hüsamettin Koçan resmi var da ondan tanıdım;
Buğra Gülsoy'un karakterinin yaşadığı ev ise İntikam dizisinde engin Hepileri'nin karakterinin yaşadığı ev!! işin acayipi İntikam günümüzde geçiyordu ama Bana Artık Hicran De'nin çoğu sahnesi 90lı yıllarda geçiyor ama ev hemen hemen aynı!!!
Of bir de dizilerin ismi uzamaya başladı ki! E tabi onca dizi çekildi, bitti, sıfat tamlamaları da tükendi! ^^ Öyle Bir Geçer Zaman Ki'den sonra başımıza uzun isimli diziler musallat oldu.
Bu diziler bu kadar uzun olmasa daha katlanılır olacak!!
Hı karamsar, karanlık, distopik, manyak dizi mi istiyorum? The Walking Dead var, Helix var, Under The Dome var, Shameless var!! Daha da var izlemek istediğim. İnternetten buldum, izleyeceğim ama dizi izlemeye başlayınca film izleyemiyorum diye dizilere ara verdim.

Gönül işleri'nde karakter motivasyonu en sağlam kişi Servet, akılcı, kontrolcü, sağlamcı, kol kanat geren, sorumluluk sahibi. Öyle olmak zorunda kalmış; çocuksu, çılgın, hesapsız yanını törpülemek, bastırmak durumunda kalmış, erken yaşta çok büyük sorumluluklar yüklenmiş çünkü. Ama tam da kırılma noktasında, tam da değişmeye hazır ama yine olmayacak gibi. Zira kardeşlerinden biri saftorik biri aklı havada ve çıkarcı; onlara sahip çıkmak, kollamak zorunda, tabi bu sırada işlerini, ortağı ve eşini de çekip çevirmesi gerek. Ama herşey istediği gibi gitmeyecek belli! Hikâyesi var işte ve Bennu Yıldırımlar çok güzel oynamış.

Timuçin Esen’le de başarılı bir çift olmuşlar. En son Hırsız Polis'te televizyonda izlemiştim sanırım. güvenilir, aklı başında, bilgili bir tip yerine bu kez biraz hovarda, çapkın, aklı az biraz havada, harbi, ama aslında iyi de kalpli bir karakteri canlandırıyor. Eşinin aksine düzenli, tertipli, kontrolcü değil. Çatışma da bu yüzden. Hafif ağzı bozuk, bıçkın tipe yakıştırdım ben kendisini, tatlı serseri halleri.Karşılıklı paslaşmalarını da izlemek keyifliydi.

Selma Ergeç’in canlandırdığı Saadet ise fazlasıyla saf, iyimser, duygusal ve bu yüzden güvenilir bir kadın, içinden herhangi bir kötülük gelemez, zaten aklına bile gelemez ki. Ama belki karakter yorumu, hem de senaryonun hizmet ettiği Saadet yeterli olmamıştı. Daha doğrusu fazla saf olmuş, Saadet saf değil, “salak” gibi yansıtılmış. Çünkü eğer sadece çok saf, naif bir insansa koskoca pırlanta şirketi bu kıza nasıl emanet edilebilir? Saadet'in saflığı ortada zaten, patron bu kadar saf birine onca anahtarı neden emanet etsin? Belli ki Selma Ergeç'e bu saf karakter çekici gelmiş, Hatice Sultan karakterinin çilelerinden sonra, hem iyimser, hem bambaşka bir kız. Hatice sultan ne kadar zarif, mesafeli ve vakursa Saadet tamtersi, kaba değil ama fazla halk adamı gibi olmuş, sürekli abi, abi demesi hele; sanki kenar mahalleli bir aile, oysa o kadar da değil. Saf olduğunu vurgulamak için belki böyle yapmışlar ama çok fazla 'abi' demiş. Karaktere yakışmamış değil ama bu kadar da saf olunur mu artık dedirtiyor, ama sanırım ilerleyen bölümlerde karakter mecburi bir değişime girecek, başına gelenlerden dolayı.

Zıt karakterli üç kız kardeş'in en küçükleri Sinem Kobal'ın canlandırdığı Sevda ablalarının aksine pek güvenilir ve saf değil; çıkarcı, iş bitirici, işini bilen, hedefi için herşeye katlanan, adeta o aileden, o evden kurtulmak için gün sayan ve bu uğurda herşeyi yapabilecek, sevgilisini basamak olarak kullanacak bir kız. Sadece tecrubeli değil henüz bu çıkarcılık konularında, eli ayağına mı dolanıyor eline yüzüne mi bulaştırıyor... Ablası onu özel üniversitede okutuyor, minnet duyacağına tek derdi zengin koca bulmak. Çok antikahraman olmuş. Tek iyi özelliği henüz görebildiğim zevkli giyinmesi ve yakıştırması. Sevgilisi ise annesinin kanatları, gücü, gölgesi altında ezilmiş, aslında pasif agresif, kendini bir şey sanan, egoist bir tip. Sevda gibi güzel hem de kurnaz bir kızın bu kadarla yetinebilecek olması pek akıl karı değil sanki. Sevgilisinin annesi ise burnu havalarda, herkesi aşağı gören bir tip Sevda buna da razı üstelik. Anlamadığım neden razı olsun. Fakir kız zengin oğlan olayı desem Sevda ve ailesi o kadar da fakir falan değiller yani!

Hele şu düğünden kaçan gelini (bu da çok moda oldu bu sene malum kaçak gelinler diye karakterlerini Friends dizisinden araklamış bir dizi var. ülkemizde bir gelinin düğünden kaçacağına assssla inanmam!!^^ koca bulmuş, evliliğe sürüklemiş, onca emek, çaba, masraf, düğün günü firar!! yok canım hadi oradan!! burası Türkiye canım burada kaçak gelin bulamazsın, damat kaçsa belki anca!!). neydi? kaçak gelini geri düğüne götürürken mecburen, emrivaki ile yardım eden genç adamımız var ki kaslarını göstermek için Nişantaşı’nda çıplak yürümesi de çok gözümü tırmaladı. Tabi bir de harbi adam, fakir ama gururlu genç adam tripleri var ki, onca kas yapmayı bilmiş ama fakir-gururlu görünebilmek için kambur yürümesi var. Fakirler kambur mu olur yani. Çocuk filinta gibi, belli ki de kas yapacam diye uğraşmış, hem de ortalıkta soyunmaktan çekinmiyor gururlu olmasına rağmen, ama gelgelelim 'boynubükük' yürüyor!!! Ne kadar klişeee!! Sevda ile olan münakaşalarından anlıyoruz ki aralarında bir aşk filizlenecek, Sevda'nın zengin avcısı ruh haline rağmen. Ve boynubükük, fakir ama gururlu gencimiz Sevda'ya herşeyin para olmadığını gösterecek, hayat dersi verecek ona!!!


Babaları üç kızla baş edemeyen, karamsar mı karamsar, dırdırcı Servet'in işini zorlaştıran, huysuz ihtiyar. Ama en komikleri de o aslında.

Saadet'in nişanlısının adını unuttum ama Fırat Çelik oynuyor. Açıkçası romantik sahnelerde ona o kadar inanmadık ki, az sonra dümen çevireceğini çok belli etti. Belki senaryo öyleydi ama öyle olmasa, bize sıkı bir şok yaşatsa Saadet gibi daha tatlı olmaz mıydı. Hani gerilim filmlerinde olur ya; karakter bir türlü anlayamaz az sonra başına gelecekleri, sürekli hata yapar biz de izlerken salak der sinir oluruz. Bu sahneler de böyle sinir olmuş işte. Bu karakter sonra diziye nasıl tekrar adapte olacak bilmem, vicdan yapmış da gidemeyecek gibi gösterdiler ama kendini sonunda havaalanında gördük. Bir de anlayamadığım tamam hiç akrabası olmayabilir insanın, ama enn azından 1 tane de arkadaşı olmaz mı düğününe davet edecek? Ya da sırf kırmamak için düğününe gidecek iş arkadaşları, onu tanıyan herhangi birileri? Sanırsın hayalet. Babaları şüphelenmekte haksız değil hani. Ama o da hep köstek hep köstek. Bu yüzden aileyi bir arada tutmak, kollamak, kurtarmak, her türlü zor ve ciddi is Servet'e kalmış.

Sanırım kalkık kaşları, çekik renkli gözleriyle fettan kadın rolleri üzerine kaldı Nihan Büyükağaç'ın Muhteşem Yüzyıl'daki başarılı karakterinden sonra. arada Karadenizde geçen bir dizide rasladım ama o karakter nasıl biriydi bilmiyorum. Gülşah gibi yine yapacağını yaptı bu dizideki karakteri ve pek şaşırtmadı hani, ya bakışları, manalı konuşacaktık demeleriyle başka bir şeyler olduğu belliydi. Her diziye çatışmalı karakterler, aşk ve kötü kalpliler gerekli tabi.
Ama o yetmedi bir de kız kardeşi çıktı Sevda'nın başına!!

11 Ekim 2014 Cumartesi

bu akşam benim ekranımda! Cosmopolis (2012)

son anda fikrimi değiştirmezsem (çok planlı biri değilimdir) şu filmi izleyeceğim;
Cosmopolis, bir David Cronenberg filmi. imdb puanı çok yüksek olmasa da, beyazperde.com daki eleştiri pek iyi olmasa da, çok filmini izlediğim yönetmenden beklentim var. inadım inat gibi sıkıcı bir filmi bile izleyebildiğime göre...
eskisi gibi vcd-dvd almıyorum; hem saklaması, koruması zor oluyor hem olası bir taşınma durumunda beni ne kadar zorladığını yorucu bir tecrubeyle öğrendim. evet internetten izliyorum. n'apayım onlar gelip sergimden resmimi alıyor mu? ben de internetten izlerim işte!! hıh!! ^_^


___________

ilginç, acayip, sanatsal, deneysel filmlere açığımdır ama diğer Cronenberg filmlerini düşününce bu film için diyebileceğim şeyler pek olumlu olamayacak. izlemeseniz çok büyük bir kaybınız olmaz inanın.
şiddetin tarihçesi, şark vaatleri gibi iyi; spider, varoluş,dead rangers,the dead zone,videodrome gibi hem ilginç ve sürükleyici hem iyi filmlerden sonra bu film hayal kırıklığı.
çok genç ve aşırı zengin, kendini çevresinde olan gerçek şeylerden, sorunlardan soutlamış, bencil, soğuk, ruhsuz adam Eric. belki bu rolü önceki seçenek gibi colin farrell oynamalıydı. pattinson'un bembeyaz suratı, manasız kocaman gözleri bilmem yeteneksizlikten mi yoksa o kadar yetenekli ve doğru bir cast ki cuk oturmuş mu bilemedim ama eric çok itici. üstelik konuşmalar soru-cevap değilde ezbere metin okur gibi, ruhsuz olunca çekilmez oluyor yahu.
neredeyse tek mekanda geçmesinin de önemi yok aslında; karakter de film de buzzz gibi soğuk ve itici. mesela geçenlerde izlediğim under the skin-derinin altında filmi de izlerken sabır istiyor ama en azından merak uyandırıyordu ve ilginç şeyler barındırıyordu, müziği de cabası.
ama acayip filmlerde tecrubeli bir sinemasever olarak cosmopolis hem yönetmeni hem oyuncularının afili isimlerine karşın hayal kırıklığı yarattı bende. bunaldım hatta uyukladım sonunu zor getirdim :(
bu akşam eğlenceli bişeyler izlemeliyim! de kendime geleyim.
acaba Pek Yakında filmine mi gitsem?


Cosmopolis (2012)
 109 min  -  Drama | Thriller  - Ratings: 5,0/10


Riding across Manhattan in a stretch limo in order to get a haircut, a 28-year-old billionaire asset manager's day devolves into an odyssey with a cast of characters that start to tear his world apart.

Director: David Cronenberg
Writers: David Cronenberg (screenplay), Don DeLillo (novel)

Cast
Cast overview, first billed only:
Robert Pattinson ... Eric Packer
Sarah Gadon ... Elise Shifrin
Paul Giamatti ... Benno Levin
Kevin Durand ... Torval
Abdul Ayoola ... Ibrahim Hamadou
Juliette Binoche ... Didi Fancher
Emily Hampshire ... Jane Melman
Bob Bainborough ... Dr. Ingram
Samantha Morton ... Vija Kinsky
Zeljko Kecojevic ... Danko
Jay Baruchel ... Shiner
Philip Nozuka ... Michael Chin
Mathieu Amalric ... André Petrescu
Patricia McKenzie ... Kendra Hays


People who liked this also liked... 


Tehlikeli Iliski (2011)
 Biography | Drama | Thriller
Spider (2002)
 Drama
Varolus (1999)
 Action | Horror | Sci-Fi
M. Butterfly (1993)
 Drama | Romance
Çarpisma (1996)
 Drama
Yildiz Haritasi (2014)
 Drama
Askim Benim (2012)
 Drama | History | Romance
Müthis yemek (1991)
 Drama
Sark vaatleri (2007)
 Crime | Mystery | Thriller
Siddetin tarihçesi (2005)
 Crime | Drama | Thriller
Videodrome (1983)
Action | Horror | Sci-Fi
The Summer House (2009)
Short | Drama


kaynak;
http://www.imdb.com/title/tt1480656/?ref_=nv_sr_1





Özet & detaylar

28 yaşındaki milyoner Eric Packer için sıradan gibi görünen bir gün, 24 saat içerisinde hayatının çizgisini değiştirecek cehennemvari bir hal alacaktır. Oldukça uzun görünen limuziniyle Manhattan'da bir iş için "şehre" inen Packer trafikte sıkışınca, limuzinine giren insanlar bir şekilde hayatına etki edecektir...
Çarpıcı filmlerin yönetmeni David Cronenberg'in Don DeLillo'nun romanından uyarladığı filmin başrolünde, Robert Pattinson varken kadroda Jay Baruchel, Paul Giamatti, Samantha Morton, Juliette Binoche ve Mathieu Amalric isimleri de yer alıyor...
http://www.beyazperde.com/filmler/film-143756/



Beyazperde eleştirisi Cosmopolis

2,0
Limuzinimde hayatı sorguluyorum
Fırat Ataç

David Cronenberg'in Don DeLillo tarafından yazılan 2003 tarihli romandan sinemaya uyarladığı Cosmopolis, ustanın aslını inkar ettiği sularda dengesiz kulaç atışlarına devam ettiği yeni denemesi. Servetini borsa ve teknoloji endüstrisinden kazanmış 28 yaşındaki milyarder Eric Packer'ı merkezine alan film, baş karakterimizin şehrin diğer ucundaki berberine gitme hikayesini arka plana koyarak, ekonomik krizin yarattığı kaos ve ayaklanma ortamını ele alıyor.

Kendini dış dünyadan tamamen soyutlayan limuzini içerisinde çıktığı bu yolculukta, yol boyunca araca inip binenlerle yaptığı bitmek tükenmek bilmeyen ağdalı sohbetlerine bizi ortak eden Eric, bu konuda da 'nicelik açısından' oldukça şanslı. İşverenine karşı gerçekleştirilecek bir saldırı tehdidine karşı hazır kıta güvenlik sorumlusu Torval (Kevin Durand), şirket çalışanı Shiner (Jay Baruchel), resim galerisi sahibi ve yatak arkadaşı Didi Fancher (Juliette Binoche), ofis yöneticisi Jane Melman (Emily Hampshire), teori koçu Vija Kinsky (Samantha Morton), suratlara pasta yapıştırmaktan hoşlanan protestocu Andre Petrescu (Mathieu Amalric), kapitalist sisteme, dolayısıyla eski patronuna karşı öfke dolu eski çalışan Benno Levin (Paul Giamatti) bu hiç bir yere varmayan uzun yolculuğun misafirleri konumundalar. Eric'in limuzininden dışarı adım attığı ender anlarda yanına uğrayıp cinsel isteklerinden bahsettiği eşi Elise Shifrin'i (Sarah Gadon) ise bu tayfadan ayrı tutmamız gerekiyor zira kendisi bütün yemek öğünlerinde Eric'in yanında...

İstediği her şeyi yapma fırsatı elindeyken, risk içinde yaşanan bir hayatın ve normal bir insanın kaldıramayacağı sorumlulukların içerisinde kaybolmuş bu genç adam, aynı zamanda duygularından da arınmış bir kayıp ruh şeklinde tasvir edilmiş. İşi hakkında konuşurken bunun altını doldurabilecek belli bir bakış açısına sahip olduğu aşikar, bu bakış açısının kendine göre doğru, insanlık için yanlış olduğu fikri ise filmin tartışma yaratmak isteyen tarafı. Bu ikilemi yaratmak isterken Don DeLillo'nun orijinal diyaloglarını filmin içerisine hiç değiştirmeden eklemleyen Cronenberg'in, her biri 'şu anda büyük cümle geliyor' şeklinde tezahür eden fikir alışverişlerini peliküle aktarması ise tam anlamıyla bunaltıcı. Kimsenin birbirinin sorusuna cevap vermediği bir iletişim ortamında herkesin kendi beylik lafını yapıştımak için hazırda beklemesi DeLillo'nun kitabını zeki ve yaratıcı kılmış olabilir. Ancak uyarlamada iğreti, enerjisiz ve zorlama göründüğü su götürmez bir gerçek.

Cosmopolis gibi hareket yönünden tembel, konuşma yönünden geveze bir filmin, içi 'sözüm ona' felsefe yüklü meslek hikayelerinden oluşması, ilgiyi ayakta tutmak için yeterli değil. Yetersizliğin yanı sıra 'kapitalistler kötüdür ancak fakirler de birbirini yemekle meşguller' gibi bir önermeye bağlanan, nereden tutarsanız tutun elinizde kalan bir duruşu var filmin. Bunu Cronenberg stili bir deneysel sinema örneği olarak ele alıp, yapmak istediğine karşı saygı duymaya çalıştığımızda ise filmin içerisine serpiştirilmiş geçmişin ruhları ile karşılaşıyor ve 'hani deneyseldi?' sorusuyla başbaşa kalıyoruz.

Mesela Cronenberg'in bir yandan prostat kontrolü sahneleriyle eski "body horror" alışkanlarına geri dönmesi, öte yandan da Steve McQueen'in Utanç (Shame)'ındaki gibi cinsel hazzı arayan bir adamı betimlemesi pek de filmle alakalı durumlar değil gibi. Durum böyle olunca Eric'in 'daha fazlasını istiyorum, bana bilmediğim birşeyler göster' gibi cümleler kurup, yeni arayışlar peşinde koşması bizi pek de ilgilendirmiyor. Gerçi filmin sizi ele geçirdiği anların kaos, şiddet ve seksle doğru orantılı olması da işin başka bir yönü. Bu bile eski usül Cronenberg Sineması'nı ne kadar özlediğimizi bize hatırlatıyor.

Colin Farrell'ın yerine role getirilen Robert Pattinson'ın oyunculuğu hakkında fazla bir yorum yapmaya gerek yok. 'Tatlı çocuğu vahşileştireceğiz' ana fikirli yapım hilelerinin sonucu rolü kapan Pattinson, perdede ne övüldüğü kadar iyi, ne de yerildiği kadar kötü bir performans veriyor. Kendisi hakkında tek çıkarım 'filme bir şey katmadığı' olabilir. A sınıfı bir cameo'lar silsilesi şeklinde arz-ı endam eden diğer oyunculuklar arasında ise Paul Giamatti final performansıyla bir adım öne çıksa da maalesef her şey için çok geç...

Son tahlilde; Cosmopolis, duraklama dönemine giren sinemasının son halkasında iddialı, kendine güvenen ve stilize bir kapitalizm tartışması yaratmak isteyen Cronenberg'in bir kez daha çuvallamasına tanıklık etmek isteyenler için biçilmiş kaftan.
http://www.beyazperde.com/filmler/film-143756/elestiriler-beyazperde/

Dünden Bugüne Cem Yılmaz Filmleri!

Dünden Bugüne Cem Yılmaz Filmleri!
03 Ekim 2014 Cuma - 16:30


Karikatürist ve komedyen kişiliğiyle tanıdığımız Cem Yılmaz hem yönetmen hem de oyuncu olarak beyazperdede karşımıza çıkmaya devam ederken ünlü sanatçının yer aldığı projeleri "Beyazperde kullanıcı puanlarına" göre derledik!

Pek Yakında
Her Şey Çok Güzel Olacak
CM101MMXI FUNDAMENTALS
Vizontele
G.O.R.A.
Av Mevsimi
Hokkabaz
Organize İşler
A.R.O.G.
Yahşi Batı
Şahane Misafir
The Water Diviner

http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-63027/

David Fincher Filmografisi!

David Fincher Filmografisi!
10 Ekim 2014 Cuma - 16:38
Amerikan sinemasının yaşayan en önemli yönetmenlerinden biri olan David Fincher, bugüne kadar çektiği her filmle büyük bir merak uyandırdı. Kayıp Kız/Gone Girl ile hedef küçültmeden yola devam eden Fincher'ın filmografisini hatırlayalım!

Gone Girl / Kayıp Kız
Yapım Yılı: 2014
Evliliği, medyayı ve toplumdaki genel yozlaşmışlığı odağına alan Kayıp Kız, David Fincher’ın geriye en fazla iz bırakacak filmlerinden biri. Rosamund Pike gerçekten döktürüyor.

The Girl With The Dragon Tattoo / Ejderha Dövmeli Kız
Yapım Yılı: 2011
David Fincher, Stieg Larsson’un çok satan kitabını bu kez Amerika için yeniden beyazperdeye uyarlıyor. Fincher sinemasının bütün genel karakteristiklerine sahip olan film birbirinden çok farklı iki insanın işlenen seri cinayetlerin gizemini çözme çabasını öykülüyor.

The Social Network / Sosyal Ağ
Yapım Yılı: 2010
Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg’in hikayesini odağına alan Sosyal Ağ, içinde bulunduğumuz çağı en iyi tanımlayan filmlerden biri. Film, özellikle muhteşem kurgusu ve senaryosuyla dikkat çekmişti.

The Curious Case of Benjamin Button / Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi
Yapım Yılı: 2008
Yaşlı doğan ve zaman geçtikçe gençleşen bir adamın öyküsünü merkezine alan film, David Fincher’ın kariyerindeki en ‘büyük’ proje... Aynı zamanda Brad Pitt’in filmografisindeki en önemli yapıtlardan biri.

Zodiac
Yapım Yılı: 2007
Asla çözülemeyen bir cinayetin ve asla bulunamayan bir seri katilin peşine takılan polislerin yitip gitme öyküsünü anlatan Zodiac, tipik polisiye filmlerden çok farklı bir senaryoya sahip. Filmin aynı zamanda bir yönetmenlik gösterisi olduğunu da söylemek şart.

Panic Room / Panik Odası
Yapım Yılı: 2002
Dul bir kadının ve kızının evlerine musallat olan kötü adamlardan kaçma hikayeleri üzerine kurulu olan Panik Odası, klostrofobik bir atmosfere sahip. Fincher, kapalı alandaki yönetmenlik becerilerini sahneliyor.

Fight Club / Dövüş Kulübü
Yapım Yılı: 1999
Chuck Palahniuk’un romanından beyazperdeye uyarlanan Fight Club, sinema tarihinin en popüler sistem eleştirilerinden biri. David Fincher popüler kültürü kendi silahlarıyla vuruyor.

The Game / Oyun
Yapım Yılı: 1997
David Fincher, Oyun'da Nicholas Van Orton’ın başına gelen talihsizlikler silsilesine odaklanırken gittikçe daha da karmaşık hale gelen bir hikaye anlatıyor.

Se7en / Yedi
Yapım Yılı: 1995
Ardı ardına işlenen cinayetler ve yedi ölümcül günah... Fincher’ın rüştünü ispatladığı filmi olan Yedi, gün geçtikçe değer kazanan bir polisiye.

Alien³ / Yaratık 3
Yapım Yılı: 1992
Sinema tarihinin en popüler üçlemelerinden birine el atarak ilk filmini yapan David Fincher, yönetmenlik kabiliyetlerini llk kez Ripley’in yeni serüvenleri için sergilemişti.

http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-63164/

İnadım inat (2010) "Please Give" _ ben ettim siz etmeyin!

İnadım inat (2010)
"Please Give" (original title)
 90 min  -  Comedy | Drama  - Ratings: 6,6/10 


In New York City, a husband and wife butt heads with the granddaughters of the elderly woman who lives in the apartment the couple owns.

Director: Nicole Holofcener
Writer: Nicole Holofcener

Cast
Cast overview, first billed only:
Rebecca Hall ... Rebecca
Catherine Keener ... Kate
Sarah Steele ... Abby
Amanda Peet ... Mary
Oliver Platt ... Alex
Lois Smith ... Mrs. Portman
Ann Morgan Guilbert ... Andra (as Ann Guilbert
Thomas Ian Nicholas ... Eugene

http://www.imdb.com/title/tt0878835/?ref_=nv_sr_1


Özet & detaylar
Kate ve Alex, Manhattan’da iyi iş yapan bir mobilya dükkanının sahibidirler. Kızları Abby ile yaşadıkları evi genişletmek ve yeniden dekore etmek istedikleri için yan daireyi satın almaya karar verirler. Ancak bunu yapmaları için 91 yaşındaki kiracı Andra’nın (Ann Guilbert) ölmesini beklemeleri gerekmektedir. Kate’in ailesi Andra’yı ve ona bakan torunlarını) tanıyıp aralarındaki çekişmeye, inişli çıkışlı ilişkiye ve keskin mizaha şahit olurlar.

http://www.beyazperde.com/filmler/film-145195/


çok karakterli, depresif, küçük hikayeler anlatan, sanatsal... filmleri severim. ama böyle olmaya çalışıp da kof kalan, sıkıcı olan filmler de yok değil. açıkçası filmi bitirdim, çünkü yarım bırakma huyum yoktur, bir umutla bekledim çarpıcı birşey olmasını. 
iyimser olalım; evet karakterleri iyi anlatmış sayılır, hepsinin haleti ruhiyesini anlıyoruz, kara mizah da var. ama bir eksik var ki o da hareket; film çok tek düze. rebecca hall ve amanda peet hatırına katlandım.

10 Ekim 2014 Cuma

Under The Skin (2013) Derinin Altında _ SPOILER ALERT _ DİKKAT SÜRPRİZBOZAN!!

Under The Skin (2013) Derinin Altında
!f 2014: "Sinemada Zihnin Sınırlarını Zorlamak: Under the Skin (Derinin Altında)"


Michael Faber’ın oldukça iyi eleştiriler alan 2000 tarihli romanından uyarlanan Derinin Altında, kariyerinde Birth ve Sexy Beast filmleriyle tanınan ve yıllar sonra sinemaya dönen Jonathan Glazer’ın en yeni filmi. Dünyadaki -özellikle yalnız- erkekleri ağına düşürüp yok eden bir uzaylı kadın Laura’ya odaklanan film, hikaye anlatma gibi bir derdi olmadan duygusal, çekici, büyüleyici ve ürkütücü bir anlatımla seyircisine özgün bir yolculuk vaat ediyor. Scarlett Johansson’ın kariyerindeki en iddialı performansına imza attığı film aynı zamanda bir süredir karşımıza çıkan yapımlar arasında en dehşet verici kadrajlara sahip olması açısından önem arz ediyor.

Glazer, beyazperdeye uyarladığı eserden farklı olarak ana karakteri Laura hakkında ser verip sır vermiyor. Bu uzaylı kadının (ki filmin finali dahil kendisinin esasen bir uzaylı olduğuna dair net bir kanıtımız yok) nereden geldiği, neye hizmet ettiği, niçin erkekleri tuzağa düşürdüğü, neden özellikle yalnız erkekleri seçtiğine dair bir şey bilmeden seyrettiğimiz Derinin Altında’da yönetmen, kafamıza takılan malum soruların yanıtlarını kendi hayal gücümüze bırakıyor. Bunun yanında filmin ilk dakikalarında bir dönüşüm olup olmadığı konusunda şüpheye düşeceğimiz bir takım olaylar resmediliyor. Glazer, ilk sahnelerde motosikletli bir adamın cansız bir bedeni ıssız bir yerden almasını, ardından (film boyunca bize eşlik eden) Laura tarafından kıyafetlerinden arındırıldığını seyrediyoruz. Muhtemelen ölmüş ya da yok edilmiş bu kadının Laura’nın kendisi mi yoksa ondan önce bu görevi yapan öncüsü mü olduğu konusunda bir fikrimiz yok. Şaşırtıcı şekilde Glazer, filmin bu sorusuna senaryoyu kısır döngüye sürükleyecek kararlarla yanıt vermeye çalışıyor olabilir.

Dünyaya inen Laura, kendine yeni kıyafetler aldıktan sonra avına başlıyor. Bilindik fahişe kılığına giren kadın, amacı için pek tuhaf duran minibüsü ile yalnız erkekleri kandırıyor, onları en zayıf noktalarından vurup sözde evine götürüyor. Uçsuz bucaksız bir karanlığın ortasında erkekler, Laura’ya sahip olabilmek için kendi hayatlarından vazgeçmek zorunda kalıyor. İşin garip yanı yaptıkları eylemlerin farkında değiller. Laura’ya doğru adım atarken battıkları sıvının ne olduğu, oraya giren bedenlerin başına ne geldiği (aslında Glazer bedenlere ne olduğunu gösteriyor ama spoiler vermemek adına ayrıntıdan kaçınıyor, yalnızca seyredenlerin bu kafa karışıklığını neden sorguladığımı anlayacağına inanıyorum) ise filmin zihinleri kurcalayan diğer soruları arasında.

derinin altında2

Eğer Glazer’ın filminde bir olay örgüsü var ise, o da Laura’nın insan formuna olan tutkusunun incelenmesidir. Başlarda sahilde gördüğü yalnız bir bebek dikkatini dahi çekmezken, zamanla insani duyguları gelişmeye başlayan uzaylı kadının arzuları muhtemel sonunu getiriyor. Yönetmen, Laura’nın şaşkınlıklarını, hırsını, üzüntülerini ve korkularını ardı ardına kamerasına kaydediyor. Harikulade görüntü yönetimi ve tüyler ürpertici müzik-ses kombosunun yardımıyla gerçek dünyadan kopan seyirci, Johansson’ın şapka çıkarılası olgun performansının etkisiyle bir anda Laura’nın içinde buluyor kendini. Onun hissizliği seyircinin hissizliği oluyor, onun metamorfozu seyircinin değişimi oluyor. Bu değişimler, filmin en duygusal sahnelerinden biriyle; Laura’nın önemli bir rahatsızlığı olan bir adamı minibüsüne almasıyla başlıyor. Adamla yaşadıklarının ardından aynanın karşısına geçen kadın, kendini sorgulamaya başlıyor. Bedenini hisseden, geçmişinin gölgelerinden arınmaya başlayan bir portre çiziyor. Sonrasında Laura, artık (kendince) bir insan olma yolunda ilerliyor.

Glazer, Derinin Altında filminin senaryosunun gücünü olmayan hikayesinden ve diyalog barındırmayan, tamamen karakterin performansı üzerine kurulu gidişatından besliyor. Tüm ipleri seyircisinin eline vermekten şüphe etmeden, harikulade bir yönetmen işiyle türler arasında küçük yolculuklar yapıyor. Kendine hayran bırakan görüntüleri, filmin teması kadar karanlık çekimleri ve karakterler yerine kulakları dolduran müzikleri ile teknik anlamda da hayli güçlü bir eser olan Derinin Altında için senenin övgüyü en çok hak eden gizli sanat eserlerinden diyebiliriz.

http://www.sinematopya.com/2014/02/skin-2013-derinin-altinda.html

http://blog.radikal.com.tr/sinema-film-kritikleri/f-2014-sinemada-zihnin-sinirlarini-zorlamak-under-the-skin-derinin-altinda-50923

Under the Skin (2013) Derinin Altında 108 min - Drama | Horror | Sci-Fi

Under the Skin (I) (2013)
 108 min  -  Drama | Horror | Sci-Fi Ratings;6,3/10


A mysterious woman seduces lonely men in the evening hours in Scotland. Events lead her to begin a process of self-discovery.

Director: Jonathan Glazer

Writing Credits (in alphabetical order)
Walter Campbell ... (written by)
Michel Faber ... (based on the novel by)
Jonathan Glazer ... (written by)

Cast (in credits order)
Scarlett Johansson
Jeremy McWilliams

http://www.imdb.com/title/tt1441395/?ref_=nv_sr_1


People who liked this also liked... 


Düsman (2013)
 Mystery | Thriller,

Locke (2013)
 Drama

Öteki (2013)
 Drama | Thriller

Sadece Asiklar Hayatta Kalir (2013)
 Drama | Horror | Romance

Whiplash (2014)
 Drama | Music

Blue Ruin (2013)
 Thriller
Ana I (2014)
Drama
Sifir Teorisi (2013)
 Drama | Fantasy | Sci-Fi
Calvary (2014)
 Drama
Sexy Beast (2000)
 Crime | Drama | Romance
Frank II (2014)
 Comedy | Drama | Mystery


Özet & detaylar

İnsan formunda Dünya'ya gönderilmiş bir uzaylı olan Isserley, İskoçya'da yol kenarında otostop çeken insanları toplayıp yemeye hazır hale getiriyor...
http://www.beyazperde.com/filmler/film-187462/



Bu filmi seviyorsanız, ayrıca bu filmi de sevebilirsiniz:


Yargıç Dredd 3D
Ay
Gün Işığı
Franklyn
Son Umut
Uzaylıların Şafağı
28 Hafta Sonra
Ölümcül Deney
Kapalı Devre
Trans
Elysium : Yeni Cennet
Savaşın Gölgesinde
Bir Vampir Hikayesi
Siyahlı Kadın
İsyan
Battleship
Öbür Dünyadan
Zamana Karşı
http://www.beyazperde.com/filmler/film-187462/benzer/


Scarlett Johansson’ın Yeni Filmi “Derinin Altında” 13. !f Bağımsız Filmler Festivali’nde!

03 Ocak 2014 Cuma - 11:30
Aynı adlı romandan uyarlanan Under the Skin filmi ilk kez 13. !f Bağımsız Filmler Festivali'nde sinemaseverler ile buluşacak.

Bu yıl 13.sü düzenlenecek olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali çok özel bir filmi konuk edecek. Ünlü aktris Scarlett Johansson’ın başrolünde oynadığı Under the Skin (Derinin Altında), Türkiye’de ilk kez festival bünyesinde seyiricisi ile buluşacak. Radiohead ve Massive Attack’e  çektiği videolar ile Sexy Beast ve Birth filmleri ile tanıdığımız Jonathan Glazer’ın yönettiği Derinin Altında filmi kendisine seksi bir kadın imajı veren ve bu şekilde erkekleri avlayan bir uzaylıyı anlatıyor. Uzaylı yolda gördüğü ve sadece belli özellikleri olan otostopçu erkekleri seçiyor ve onları yok ediyor.

Türkçe’de de yayımlanan Michel Faber’in aynı adlı romanından uyarlanan yapım, “İnsanın derisinin altında yatan şeyler hayvanınkinden ne kadar farklı?” sorusunu soruyor. Kuzey İskoçya’nın donuk ve sessiz atmosferiyle özel bir deneyim sunan Derinin Altında filmi 13 Şubat’ta İstanbul’da başlayacak ve 27 Şubat’ta Ankara ve İzmire’ uğrayacak olan festivalde gösterime sunulacak. Festival biletleri ise 31 Ocak tarihinde indirimli olarak ön satışa sunulacak.

http://www.beyazperde.com/haberler/filmler/haberler-58267/

son zamanlarda izlediğim en ilginç film. tamamlamak için biraz sabır gerektirebilir ama yine de dikkate değer buldum. hem sanatsal hem bilimkurgu. müzikleri de oldukça güzel ve etkileyici. bilim kurgu illa da aksiyonu bol olacak değil ya...

4 Ekim 2014 Cumartesi

Türkiye sinemasında son 10 yılda (2000 - 2010) vizyona giren en önemli 40 film

En iyi 40 yerli film
Türkiye sinemasında son 10 yılda (2000 - 2010) vizyona giren en önemli 40 film...


Üç Maymun (Nuri Bilge Ceylan)
Büyük Adam Küçük Aşk (Handan İpekçi)
Hokkabaz (Cem Yılmaz-Ali Taner Baltacı)
3. Sayfa (Zeki Demirkubuz)
9 (Ümit Ünal)
Beynelmilel (Sırrı Süreyya Önder-Muharrem Gülmez)
Küçük Kıyamet (Taylan Biraderler)
Beş Vakit (Reha Erdem)
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak (Ahmet Uluçay)
Cenneti Beklerken (Derviş Zaim)
Eğreti Gelin (Atıf Yılmaz)
Kader (Zeki Demirkubuz)
Gora (Ömer Faruk Sorak)
Eve Dönüş (Ömer Uğur)
Gönül Yarası (Yavuz Turgul)
Güneşe Yolculuk (Yeşim Ustaoğlu)
Güneşi Gördüm (Mahsun Kırmızıgül)
Hacivat Karagöz Neden öldürüldü? (Ezel Akay)
Hayat Var (Reha Erdem)
İki Dil Bir Bavul (Orhan Eskiköy- Özgür Doğan)
İklimler (Nuri Bilge Ceylan)
İnşaat (Ömer Vargı)
İtiraf (Zeki Demirkubuz)
Filler Ve Çimen (Derviş Zaim)
Korkuyorum Anne (Reha Erdem)
Oyun (Pelin Esmer)
Pardon (Mert Baykal)
Sonbahar (Özcan Alper)
Tatil Kitabı (Seyfi Teoman)
Uzak (Nuri Bilge Ceylan)
Vicdan (Erden Kıral)
Vizontele (Yılmaz Erdoğan - Ömer Faruk Sorak)
Yazı Tura (Uğur Yücel)
Yumurta (Semih Kaplanoğlu)
Issız Adam (Çağan Irmak)
Kaç Para Kaç (Reha Erdem)
Uzak İhtimal (Mahmut F. Coşkun)
Süt (Semih Kaplanoğlu)
Türev (Ulaş İnanç)
Gitmek (Hüseyin Karabey)

http://fotogaleri.ntvmsnbc.com/en-iyi-40-yerli-film.html?position=0

3 Ekim 2014 Cuma

2014'ün en iyi filmleri!

2014'ün en iyi filmleri!
Indiewire.com 2014 senesinde şimdiye kadar vizyona giren filmler arasından en iyilerini seçti.
http://galeri.haberturk.com/diger/galeri/443151-2014un-en-iyi-filmleri



İşte 2014'ün en iyi filmleri...
 Blue Ruin
The Double
Edge Of Tomorrow
Enemy
The Grand Budapest Hotel
Hide Your Smiling Faces
Ida
The Immigrant
The Lego
Locke
Night Moves
Obvious Child
Only Lovers Left Alive
Snowpiercer
Under The Skin
71
Boyhood
Foxcatcher
Frank
Leviathan
Listen Up Philip
Love Is Strange
Mommy
Mr.Turner
Starred Up
The Tribe
Tu Dors Nicole
Two Days, One Night
Whiplash
Zero Motivation.


_________________
yalnızca üçünü izlemişim henüz (altı çizili ve koyu renk olanlar.)
izlemeyi planladıklarımsa kırmızılar...

2 Ekim 2014 Perşembe

2014'ün En Çok Beklenen Yeni Dizileri

2014'ün En Çok Beklenen Yeni Dizileri


09 Ocak 2014 Perşembe - 15:12
Televizyon kanalları, her sene olduğu gibi, bu sene de birbirinden iddialı yeni dizileriyle izleyiciyi tavlamaya çalışacak. Biz de, 2013'ü geride bıraktığımız şu günlerde, 2014'te neler izleyeceğimize yakından bakalım dedik...


Better Call Saul

Breaking Bad spin-off'u olacak dizi, düzenbaz avukat Saul Goodman'ın Walter White öncesi maceralarını anlatacak. AMC kanalında yayınlanacak yapımın başrolünde Bob Odenkirk var.

The Flash

Arrow spin-off'u olacak yapım, DC Comics evreninin bilinen kahramanlarından Flash’ın gençliğini anlatacak. Arrow’da Flash karakteriyle gördüğümüz Grant Gustin, başrolde yer alacak. Dizi CW kanalında yayınlanacak.


The Strain

FX kanalında yayınlanacak The Strain, bir vampir virüsü salgınını ve bu salgını araştıran bir doktoru konu ediyor. Dizi; Guillermo del Toro’nun Chuck Hogan ile birlikte kaleme aldığı aynı isimli üçlemeden uyarlanacak. Başrolleri Corey Stoll, Sean Astin ve Kevin Durand paylaşıyor.

Tyrant

Homeland’in yapımcılarından yeni dizi… FX kanalında yayınlanacak Tyrant, sıradan bir Amerikan ailesinin, kendilerini Ortadoğu'nun çalkantılı ortamında bulmalarını konu edecek.


The Leftovers

Tom Perrotta'nın romanından uyarlanan dizi; hiçbir açıklaması olmadan, bir anda ortadan kaybolan insanların ardından, geride kalanların yaşadıkları konu edecek. Lost'un yaratıcılarından Damon Lindelof'un elinden çıkma olan yapım, HBO’da yayınlanacak. Başrollerde Justin Theroux ve Liv Tyler var.

Gotham

Batman'in şehri olarak tanıdığımız Gotham City'nin hikayesini anlatacak olan dizi, pelerinli kahramanın henüz ortaya çıkmadan önceki günlerini ekrana yansıtacak. Hikayenin kahramanı ise James Gordon olacak. Dizi, Fox kanalında yayınlanacak.

Helix

Battlestar Galactica'nın yaratıcısı Ronald D. Moore'un televizyona dönüş projesi… Karanlık ve gerilimli bir bilimkurgu olacak Helix; Kuzey Kutbunda bir araştırma tesisinde ortaya çıkan salgını egellemeye çalışan bir grup bilim insanının, kendilerini dünyadaki canlıların katledilmesine engel olmaya çalışırken bulmalarını anlatıyor. Dizi, Syfy kanalında ekranlara gelecek.

Penny Dreadful

Psikolojik gerilim türündeki Showtime dizisi, Viktoryan Dönemi Londrası’nda geçecek ve Dr. Frankenstein, Dorian Gray, Dracula gibi birbirinden ikonik karakterleri işleyecek. Başrolleri Eva Green, Josh Hartnett ve Helen McCrory paylaşıyor.

True Detective

HBO’nun yeni iddialı mini-dizisi… Dizi, 1995 yılında işlenmiş bir cinayetin katili bulmaya çalışan iki dedektifin gizemli macerasını çeşitli geri dönüşler ve farklı bakış açılarından anlatacak. Başrollerde Matthew McConaughey ve Woody Harrelson var.

Klondike

Ridley Scott’un yöneteceği, Charlotte Grey’in romanından uyarlanan yapım; Discovery Channel ‘ın senaryolu ilk dizisi… Başrolleri Richard Madden, Chris Cooper, Tim Roth, Abbie Cornish ve Sam Shepard paylaşıyor. Altın bulunan Klondike bölgesine yolculuk eden iki macera tutkunu arkadaşı merkeze alan dizi, onların kısa yoldan zengin olma çabasını ekranlara getirecek.

Wayward Pines

Yapımcıları arasında M. Night Shyamalan bulunan dizi; asla terk edilemeyen, dış dünya ile iletişimi olmayan bir kasabayı ve bu kasabadan ayrılamayan bir ajanı anlatacak. Fox kanalında yayınlanacak dizinin başrollerinde Matt Dillon, Terrence Howard ve Melissa Leo var.

Those Who Kill

Bir Danimarka dizisinin uyarlaması olan yapım, A&E kanalında ekranlara gelecek. Dizi, bir polis dedektifin ve bir psikiyatristin seri cinayetleri çözme öyküsünü anlatacak. Başrollerde Chloë Sevigny ve James D'Arcy var.

Looking

HBO'da ekranlara gelecek dizi, bir LGBT draması… Jonathan Groff’un başrolünde olduğu yapım, San Fransisco'da yaşayan 3 gay arkadaşın hayatını anlatacak.


Outlander

Starz kanalında yayınlanacak yapım; 1945 yılında yaşayan ve evli bir savaş hemşiresinin, gizemli bir şekilde 1743 yılına yolculuk etmesi ve orada romantik bir İskoç savaşçıyla evlenmek zorunda kalmasını anlatıyor. Dizinin başrolünde genç oyuncu Caitriona Balfe var.

Legends

Sean Bean‘in başrolünde olduğu dizi; her operasyon için kendini bambaşka kişiliklere sokabilen bir casusun, aslında kim olduğunu bilmediğini zamanla fark etmesini anlatıyor. Homeland yapımcılarının ellerinden çıkan dizi, TNT kanalında yayınlanacak.


The Last Ship

William Brinkley’in 1988′de yayınlanan aynı isimli romanının uyarlaması olan dizi; ünlü yönetmen Michael Bay’in imzasını taşıyor. Tüm insanlığı yok eden bir virüs salgını sonrasında, bir savaş gemisinde yaşam mücadelesi veren bir grup insanın anlatıldığı dizi; TNT kanalında yayınlanacak. Başrolde Eric Dane var.


http://www.beyazperde.com/dosyalar/sinema/dosya-50797/

Helix (2014– ) TV Series - 40 min - Sci-Fi | Thriller

Helix (2014– )

TV Series  -  40 min  -  Sci-Fi | Thriller Ratings: 7,0/10

A team of scientists are thrust into a potentially life-or-death situation in this thriller, which begins with the group being deployed to the Arctic to secretly investigate what could be a disease outbreak.

Creator: Cameron Porsandeh

Cast
Series cast summary:
Billy Campbell ...  Dr. Alan Farragut / ... (14 episodes, 2014-2015)
Kyra Zagorsky ...  Dr. Julia Walker (14 episodes, 2014-2015)
Jordan Hayes ...  Dr. Sarah Jordan (14 episodes, 2014-2015)
Neil Napier ...  Dr. Peter Farragut (14 episodes, 2014-2015)
Hiroyuki Sanada ...  Dr. Hiroshi Hatake (13 episodes, 2014)
Mark Ghanimé ...  Major Sergio Balleseros (13 episodes, 2014)
Meegwun Fairbrother ...  Daniel Aerov / ... (13 episodes, 2014)

http://www.imdb.com/title/tt2758950/?ref_=nv_sr_1


Özet&detaylar Helix

Battlestar Galactica'nın yaratıcısı Ronald D. Moore'un televizyona dönüş projesi. Karanlık ve gerilimli bir bilimkurgu olacak Helix; Kuzey Kutbunda bir araştırma tesisinde ortaya çıkan salgını egellemeye çalışan bir grup bilim insanının, kendilerini dünyadaki canlıların katledilmesine engel olmaya çalışırken bulmalarını anlatıyor. Tabii bu sadece başlangıç..

http://www.beyazperde.com/diziler/dizi-11800/

oldukça karanlık bir bilim kurgu. çok sürükleyici, çekim teknikleri, görsellik, oyunculuk çok başarılı. e tabi vazgeçilmez aşk üçgeni, dörtgeni, gizemli olaylar, entrikalar, su yüzüne çıkan gerçekler, iyi mi kötü mü, hangi tarafta olduğu belli olmayan ilginç karakterler var. oyuncuların klasik bir güzelliği-yakışıklılığı olmadığı kesin ama çekici oldukları da bir gerçek. şeytan tüyü meselesi. mesela teğmen ballesellos karakterini canlandıran aktör. süresi de 40 dakika olduğu için üstüste birkaç bölüm izleniveriyor. 2. sezonu merakla bekliyorum.

Popüler Yayınlar - most viewed

özgeçmişim

EBRU E. DÜVENCİ

1980 Tarsus/Mersin.

1998-2002 Mersin Üniversitesi, GSF Resim Bölümü, Yrd. Doç. Cebrail Ötgün Atölyesi’nde Lisans.

2002-2005 Mersin Üniversitesi, SBE Resim Anasanat Dalında, 'Yeni Dışavurumcu Resimde Dramatik Etkiler ve Uygulamalar’ adlı teziyle Yüksek Lisans.

2008 ‘den beri UPSD üyesidir.

Çocukluğundan beri sanata büyük ilgi duyan, annesinin çizimlerinden ve resimlerinden etkilenerek çizimler yapmaya başlayan, her zaman sanatçı olmayı hayal eden Ebru E. Düvenci 1995’te, daha lise yıllarındayken yaz aylarında üniversiteye hazırlık için karakalem çizim dersleri almaya başladı. 1998'de ise Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde lisans eğitimine başlayarak hayallerini gerçekleştirmenin ilk adımını attı. 2002 yılında lisans eğitimini başarıyla tamamladı.

Yüksek Lisans eğitimine başladığı 2002-2003 yıllarından beridir resimlerinde ana tema, günümüz
yaşamının koşuşturması içindeki hız ve harekettir.

Özellikle sokakta hep bir yerlere yetişmeye çalışan, koşan, koşuşturan insanları, yaşamın karmaşasını, hızını ve bu anlık görüntülerdeki izlenimlerini; hareket halindeki figürler ve atmosfer aracılığıyla kendi bulduğu bir tarzla resmetmektedir.


Resimlerini günlük yaşamda karşısına çıkan, gözüne çarpan anlık görüntülerden, kaçırılan anlardan, kimi zaman kendi çektiği fotoğraflardan, dinlediği müziklerden ve izlediği filmlerden ama daha çok kendi gözlemlerinden ve hayal gücünden beslenmektedir.

Sanatı bir yaşam biçimi, içsel bir yolculuk, ruhsal bir gereksinim, kendini ifade etmenin, düşünmenin, dünyayı ve kendini anlamanın, sorgulamanın bir yolu olarak gören Ebru E. Düvenci Mersin’de İçel Sanat Kulübü Teoman Ünüsan Sanat Galerisi’nde 2, Ankara Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde 1 olmak üzere 3 kişisel resim sergisi açmış olup, üniversite yıllarından beri pek çok etkinliğe ve karma sergiye katılmıştır.

2012 Halen çalışmalarını Mersin’deki Atölyesinde, annesi ressam H. Çağla Ertürk

ile birlikte sürdürmektedir.

ÖDÜLLER

2002 Mersin Üni. GSF 2. Geleneksel Resim Yarışması, Başarı ödülü.

2001 Mersin Üni. GSF 1. Geleneksel Resim Yarışması, Mansiyon ödülü.

YER ALDIĞI KATALOGLAR

2008 ARTVİSİT 3 Uluslararası Tasarımcı ve Sanatçı Çalışmaları Kataloğu; sf.204-5.

2007 27 haziran 2007 çarşamba Artella Daily Muse (www.artelladailymuse.com) ropörtaj.

2002 Hacettepe Üni. GSF 1. Ulusal Mezuniyet Sergisi ve Sempozyumu, Sergi Kataloğu;

sf.188.

KİŞİSEL SERGİLER

2010-2011 3. Kişisel Sergi, T.C. Ziraat Bankası Kuğulu Sanat

Galerisi, Ankara.

2010 2. Kişisel Sergi, İçel Sanat Kulübü, Teoman Ünüsan Sanat Galerisi, Mersin.

2007 Kişisel Sergi, İçel Sanat Kulübü, Teoman Ünüsan Sanat Galerisi, Mersin.

ÇEŞİTLİ KARMA SERGİLER / ETKİNLİKLER

2012 Karma Resim Sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2012 'Hayat Büyük Bir Resimdir' karma resim ve heykel sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 Genç Sanatçılar Müzayedesi – 3, Alif Art Antikacılık A.Ş. , Esma Sultan Yalısı, İstanbul

2011 "Renklerin Dansı" Karma Resim & Heykel Sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 “Sanatla Dans” karma resim sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 "Klasik ve Modern sanatın buluşması" karma resim sergisi, Deyim

Sanat Galerisi, Maslak / İSTANBUL

2011 Genç Sanatçılar Müzayedesi – 2, Alif Art Antikacılık A.Ş. , The Sofa Hotel,

Nişantaşı-İstanbul

2011 Mersin Üniversitesi Mezunlar Sergisi 2, Prof. Dr. Uğur Oral

Kültür Merkezi, Çiftlikköy Kampüsü, Mersin.

2010 “The International Women’s Festival 2010, Turkish Exhibition”, Gama

Gallery, Skala Eressos, Midilli, Yunanistan.

2010 “Genç Plastik Sanatçılar” Sergisi, Yasemin Art Gallery, İstanbul.

2009 “Balık” , İstanbul Deniz Müzesi Sanat Galerisi, İstanbul.

2009 “Küçük İşler”, Ressamlar Derneği Sanatevi, İstanbul.

2009 “96 SANATÇI 96 YAPIT”, Çekirdek Sanat Atölyesi, İstanbul.

2009 “1. Çağdaş Soluklar Sergisi”, Galeri 5, İstanbul.

2008 Karma Yaz Sergisi, MTSO Sanat Galerisi, Mersin.

2008 Karma Resim Sergisi, MTSO Sanat Galerisi, Mersin.

2008 'ARTIK GÜN' Karma Resim Sergisi, Mezitli Belediyesi Sanat Evi, Mezitli/ Mersin.

2007 Karma Resim Sergisi, MTSO Sanat Galerisi, Mersin.

2006 8. Tarsus Gençlik, Kültür ve Sanat Festivali, Karma Fotoğraf Sergisi, Tarsus / Mersin.

2003 Karma Fotoğraf Sergisi, Mersin Üni. Kampüsü Rektörlük Sergi Salonu, Mersin.

2002 Hacettepe Üni. GSF 1. Ulusal Mezuniyet Sergisi ve Sempozyumu,

Çağdaş Sanatlar Merkezi, Ankara.

2002 Mersin Üni. GSF Mezuniyet Sergisi, İçel Sanat Kulübü Galerileri, Mersin .

2002 Mersin Üni. GSF Resim Bölümü Yrd. Doç.Cebrail ÖTGÜN Atölyesi Sergisi,

İçel Sanat Kulübü Galerileri, Mersin .

2002 Çukurova Üni. 10. Bahar Şenliği, Çukurova Üni., Adana.

1999 Mersin Üni. GSF Temel Sanat Eğitimi Çalışmaları Sergisi, İçel Sanat

Kulübü Galerileri, Mersin.

http://ebruduvenci.blogspot.com/

my biography

Ebru E. Duvenci

1980 She was born in Tarsus / Mersin/TURKEY.

1998-2002, She studied in Mersin University, Faculty of Fine Arts, Painting Department,

Assistant Professor. Cebrail Otgun Studio.

2002-2005, She completed Master degree from the Mersin University, School of Social

Sciences, Picture of the Department with thesis by ‘Dramatic Effects in New Expressionist

Painting and Practices’

2008 since a member of the International Association of Plastic Artists

The artist had a great interest in art since childhood, because her mother H. Cagla Erturk was a painter too. She began to make drawings influenced by her mother's drawings and paintings in 80s and early 90s, had always dreamed of being an artist and yet until she reached high school in 1995 summer, began to take drawing lessons for the ability of university exams.

Following, 1998 was the first step in realizing their dreams, began studies in Mersin University Faculty of Fine Arts, Department of Painting. Successfully completed her education in 2002.

Since Master's degree in 2002-2003, the main theme of paintings of modern life in the rush of speed and movement.

Particularly, on her paintings are focusing always running to catch up on the street somewhere, people running, the complexity of life, the speed ; and she depicts her impressions of these snapshots, with her own style figures in motion and the atmosphere .

Her paintings are affected; who stood in daily life, attracted the attention of the snapshots, overlooked moments, movies, music, sometimes photographs taken by herself, but more observations and imaginations.

According to the artist; Art is a lifestyle, an inner journey, a spiritual requirement, self-expression, thinking, a way of understanding herself or life, a self-interrogation path, a way of interrogation of life…

The artist has three solo exhibitions, participated in several group shows since their university years,

her works are in many collections.

2012 continues to live and work in her studio in Mersin/Turkey with her artist mother H. Cagla Erturk.

AWARDS

2002 Mersin University Faculty of Fine Arts, the second Traditional Art Competition, Achievement Award.

2001 Mersin University Faculty of Fine Arts, the first Traditional Art Competition, Honorable Mention.

CATALOGS

2008 ARTVİSİT 3, International Designer and Artist Works Catalogue; page; 204-5.

2002 Hacettepe University, Faculty of Fine Arts 1 National Graduation Exhibition and Symposium, Exhibition Catalogue, page: 188.

SOLO EXHIBITIONS

2010-2011 20 December 2010-07 January 2011, 3rd Solo Exhibition, Ziraat Bank of the Republic of Turkey, Kuğulu Art Gallery, Ankara (capital)/Turkey.

2010 May 14 to 27, 2nd Solo Exhibition, Icel Art Club, Teoman Ünüsan Art Gallery, Mersin/Turkey.

2007 November 2 to 20, 1st Solo Exhibition, Icel Art Club, Teoman Ünüsan Art Gallery, Mersin/Turkey.

VARIOUS GROUP EXHIBITIONS / EVENTS

2012 Group Exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2012 'Life's Big One Picture' group painting and sculpture exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 Young Artists Auction - 3, Alif Art Antiques Inc., Esma Sultan Mansion, Istanbul

2011 "Dance of Colors" Exhibition of Painting & Sculpture, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 "Dance with Art" Group Exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 "Classical and Modern Art Meeting" group art exhibition, Deyim Art Gallery, Maslak / ISTANBUL

2011 Young Artists Auction - 2, Alif Art Antiques Inc The Sofa Hotel, Nişantaşı-Istanbul

2011 Mersin University Alumni Exhibit 2, Prof. Dr. Ugur Oral Culture Center, Ciftlikkoy Campus, Mersin.

2010 "The International Women's Festival 2010, Turkish Exhibition", Gama Gallery, Skala Eressos, Lesvos, Greece.

2010 "Young Plastic Artists" Exhibition, Jasmine Art Gallery, Istanbul.

2009 "Fish", Istanbul Naval Museum Art Gallery, Istanbul.

2009 "Small Works", Art House Painters Association, Istanbul.

2009 "96 Artists 96 Works", Art Studio, Istanbul.

2009 "1st Exhibition of Contemporary breathes", Gallery 5, Istanbul.

2008 Summer Group Exhibition, Art Gallery of MTSO, Mersin.

2008 Group Exhibition, Art Gallery of MTSO, Mersin.

2008 'now days' Art Exhibition, City Art House Mezitli Mezitli / Mersin.

2007 Group Exhibition, Art Gallery of MTSO, Mersin.

2006 8. Tarsus Youth, Culture and Art Festival, Photography Exhibition, Tarsus / Mersin.

2003 Photography Exhibition, Mersin University. Campus President's Exhibition Hall, Mersin.

2002 Hacettepe University Faculty of Fine Arts Graduation Exhibition and the 1st National Symposium, Contemporary Arts Center, Ankara, Turkey.

2002 Mersin University, Faculty of Fine Arts Graduation Exhibition, Icel Arts Club Galleries, Mersin

Mersin University

2002. Faculty of Fine Art Department Asst. Prof. .Cebrail OTGUN Workshop Exhibition, Icel Arts Club Galleries, Mersin.

2002 Cukurova University in The 10th Spring Festival, Cukurova Univ., Adana, Turkey.

1999 Mersin University, Faculty of Fine Arts, Basic Art Education Studies Exhibition, Icel Art Club Galleries, Mersin.


click for see my art;

http://ebruduvenci.blogspot.com/